Ayşe*

Ayşe*
Bizim hayata karşı duyduğumuz yabancılaşma, canlı hayattan tiksinecek, onun ismini bile duymak istemeyecek seviyededir. •Dostoyevski
Bu Dünyadan Peyami Safa Geçti.
9/10
·574 syf.··
Beğendi
·
2020 51. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 10 Ekim 2020 18:04
Merhabalar, Kimilerinin çok sevdiği, kimilerininse siyasi ve fikir ayrılıkları sebebiyle nefret ettiği, bence Türk edebiyatının çatısını oluşturan eserler vermiş Peyami Safa'dan bahsetmek istiyorum. Kendisi bütün hayatını kalemini kullanarak kazanmış, bütün hayatı acılarla, mücadeleyle, yoklukla geçmiş buna rağmen bulunduğu koşulları sonuna kadar zorlamış bir yazarımız. Eserlerini severek okuduğum bu yazarın hayatını da okuduğumda kafamda Peyami Safa'ya dair net bir tablo oluştu diyebilirim. Beşir Ayvazoğlu'nun titiz çalışmasıyla oluşmuş bu eser, Peyami Safa hakkında bilinmesi, söylenmesi gereken pek çok şeye cevap veriyor. Burada şöyle bir eleştirim olacak Beşir Ayvazoğlu hakkında, kendisi her ne kadar objektif bir eser hazırlamaya çalıştıysa da, kitabın özellikle politik bölümlerinde pek de tarafsız kalmadığı gözüme çarptı, bu kısımları okuyucu kendi süzgecinden nasıl isterse öyle yorumlayabilir ama bu tarz eserlerde benim şahsi fikrim biyografiyi hazırlayan yazarın tarafsız kalması okuyucuyu kendi fikri doğrultusunda manipüle etmemesi yönünde. Bunun dışında 4/4'lük bir eser okuduğumu düşünüyorum. Kitap Peyami Safa'nın dünyaya geldiği andan, gözlerini kapattığı ana kadar hemen hemen bütün hayatını kapsıyor. Çocukluğu, gazetecilik yılları, yazarlığı, edebiyat camiasındaki varlığı, olumlu ve olumsuz başından geçen her şeye değinmiş Ayvazoğlu. Bir çok eserden derlendiği için epey kapsamlı bunun için kendisine teşekkür etmek isterim. Edebiyat camiasının sivri kalemi, Cingöz Recai'si, kalem silahşörü, fikir insanı Peyami Safa hakkında kitapta geçen bir takım notlar aldım, edebiyatın balından yemesini bilenler için şöyle bırakıyorum. *İsmail Safa'nın yakın dostu olan, Recaizade Ekrem Bey Peyami Safa'yı Galatasaray Sultani'sine kaydettirmeyi vaat eder ama bunda muvaffak
PeyamiBeşir Ayvazoğlu · Kapı Yayınları · 2017126 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·95 syf.··
Beğendi
·
2020 35. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2020 11:48
Murathan Mungan modern Türk edebiyatının bence en önemli isimlerinden birisi. Kendisini tamamen tesadüf eseri okuyup vurulmuş, kullandığı edebiyat zengini betimlemelerine, bakış açısının farklılığına, hayal dünyasının, kurmaca zekasının keskinliğine hayran kalmıştım. İlk izlenimim neyse, okuduğum diğer kitaplarında beni hiç şaşırtmadı, hiç umduğumu bulmadığım olmadı, hatta zaman zaman kendimi ödül niyetine bir Murathan Mungan kitabı okurken buluyorum. Bu kitabı biraz otobiyografik, aslında Almanya'nın Geo dergisinde 'Paranın Cinleri' yazısı yayımlanmak üzere kaleme alınmış fakat yayımlanamayınca, Mungan'ın üzerine eklediği bazı yazılarla birlikte kitap haline getirilmiş, her bir yazı ayrı ayrı dönemlerde bazı edebiyat dergilerinde ayrıca yayımlanmış, kitap hepsinin derlemesi gibi. Kitabın ismi enteresan, Paranın Cinleri olmasının elbet bir hikayesi var, Murathan Mungan'ın çocukluğuna dayanan bir hikaye. Yazar olma yolunda kendisini en çok etkileyen, kırılma noktaları yaşadığı, bazen hayal kırıklığı bazen sevinç, çokça itiraf barındıran, Mungan'ın romanlarından, şiirlerinden ziyade en çok içini açtığı, kendisini yetiştirirken nerelerde, neler yaşayarak büyüdüğü yine her zamanki gibi Mungan'ın kendi üslubuyla sihirli kaleminden dökülüyor. Geçmişte çok sevdiği hayatına dokunmuş bir çok kişiye romanlarında, oyunlarında, şiirlerinde hangi isimlerle yer verip, onlara gönül borcunu nasıl ödemeye çalıştığını, babasına ithaf etmek istediği kitabını yayıncıların basmak istememesi sebebiyle babasının ancak ölümünden sonra kitabın basıldığı, bunun yükünü ömrü boyunca taşımış olduğunu bu kitap vesilesi ile öğrendim. Mungan'ın özel hayatıyla alakalı bir parça gizem perdesini aralamak isterseniz, mutlaka çok şey bulacağınız bir kitap. İyi ki varsın Murathan Mungan, keşke
Paranın CinleriMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20221,739 okunma
10/10
·488 syf.··
Beğendi
·
2020 31. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2020 21:24
Ciğerimiz kalmamıştır! Kızıllar, Beyazlar, Yeşiller, Kazaklar, Komünistler, Köylüler... Şahane bir belgesel roman okudum. Seri, 1. Dünya savaşında Alman-Rus savaşının Çarlık Rusya'sına etkilerini, Rusya'da Çarlık rejiminin yıkılmasıyla, Ekim devrimi ve sonrasındaki iç savaşı anlatıyor. Kitap ağırlıklı olarak belgesel roman minvalinde, olayların en çok işlendiği yer Viyesenskaya köyü aynı zamanda yazarın doğup büyüdüğü köy. Yazarın kendisi de, SSCB Komünist partisi üyesi olup, Sovyet hükumeti tarafından Seçkin Sovyet Unvanı alıp, Sosyalist Kahramanlık Madalyaları kazanmıştır. Aynı zamanda 1965 yılında Nobel ödülünü almaya hak kazanan Şolohov hakkında Durgun Don'un çalıntı olduğu dedikoduları yayılmıştır, roman taslaklarını Hitler'in yaktığını iddia eden yazar romanı kendisinin yazdığını hayattayken ispat edememiştir. Yazarın ölümünden bir sene sonra ortaya çıkan taslaklar sayesinde Şolohov aklanır fakat hayattayken bu damgayla yaşamıştır. Her ne kadar Şolohov Komünist Partisi üyesi olsa da, romanı Kazakların gözünden okuyoruz. Kazaklar, Çarlık rejiminin devam etmesini isteyen, toprağı olan çiftçilerden, köylülerden oluşuyor. Roman, devrim sonrası topraklarının işçilerle eşit pay edileceği, ellerindeki mahsule hükumet tarafından el konulacağı kaygısı taşıyan, 1. Dünya savaşında her seferinde cephe önlerine sürülüp ağır kayıplar veren Kazakların, köy Atamanları ile birlikte Kızıl orduya başkaldırısını işliyor. Romanın genç kahramanı Gregor, ilk kızıllar için, sonra beyazlar için en son da eşkıya gibi tamamen yakalanmamak için bu savaşa dahil oluyor, ve hepsinden çıkardığı sonuç hangi cephede savaşırsa savaşsın, savaş anlamsızdır. Savaş, seçkin(!) bir grup insanı zengin edip, gözünü toprak, para, prestij hırsı bürümüş bir kaç adam yüzünden bir dolu insanın hayatlarını
Ve Durgun Akardı Don - 4. CiltMihail Şolohov · Evrensel Basım Yayın · 2001885 okunma
9/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2020 27. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2020 21:53
Merhaba, Serinin ikinci kitabı da bitti, ikinci kitapta ilk kitaba ara vermeden devam ediliyor. Son Çar || Nikolay’ın devrilişi, General Lavr Kornilov’un başarısız darbe girişimi bknz; Kornilov Olayı ve detayları tr.m.wikipedia.org/wiki/Lavr_Kornilov , Ekim 1917 devrimi ve Lenin’in iktidara geçişi bu bölümde konu ediliyor. Bu bölümde ayrıca, Alman-Rus (|.Dünya ) savaşında askeri lojistik güç olarak büyük önem taşıyan Kazak ırkının, bir kısmının eski Çar’lık Rusya’sına dönülmesini isterken, görünürde Bolşevikleri destekledikleri halde, toprak reformu yapıldığında topraklarının köylülerle paylaşılmasını istemeyen orta-tüccar sınıf Kazakların ikiliği konu edilmiş. Bolşeviklerin iktidara geçip yönetimi işçi sınıfına teslim ettikten sonra Kazakların elinde bulunan verimli topraklarına el koyacağını düşünen Kazak ırkı, Rusya’dan bağımsız özerklik ilan etme çabası içinde. Özellikle kitabın son yüz sayfası Kızıllar ve Kazaklar arasındaki çatışmaları konu ediyor. Anlatım yine olağanüstü, kitabın ismi Durgun Don ama durduğu yerde durmuyor, özellikle yazarın ayrıntılı verdiği köy tasvirleri, idam sahneleri, kurşundan geçirilme sahneleri bana mide krampları geçirtti öylesine gerçekçi bir anlatımı var. İkinci kitabı da ilk kitap kadar zevkle okudum, tarihi bir fotoğrafı inceler gibi hissediyorum, kimi zaman kulağımın ardında patlayan mitralyöz seslerini, top seslerini, Zafer marşlarını duyar gibi oluyorum. Böylesine ustaca bir destanı yazdığı İçin Şolohov’a binlerce teşekkür...
Tarih
Ve Durgun Akardı Don - 2. CiltMihail Şolohov · Evrensel Basım Yayın · 20171,158 okunma
9/10
·389 syf.··
Beğendi
·
2020 26. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2020 22:51
Eskiler ne güzel söylemiş; “ya bu deveyi güdeceğiz, ya bu diyardan gideceğiz.” Biz ne deveyi güdebildik, ne bu diyardan gidebildik, kafamız yıldızlarda içine saplandığımız çamurun içinde battıkça battık... Dünya üzerinde en çok yıkıma sebep olan olaylardan biri şüphesiz 1. Dünya savaşı, gerek Hollywood yapımları olsun, gerek görsel basın, yayın olsun en çok aşina olduğumuz konulardan biri de aynı zamanda. Peki, sanki hep bir film karesiymiş gibi gelen bu savaşı olanca dehşetiyle yaşamış ve kaleme almış birinden dinlemeye ne dersiniz. Şolohov şüphesiz Rus edebiyatının en güçlü isimlerinden biri, hakkında pek bi bilgim olmasa da Durgun Don serisinin ilk kitabını okuduktan sonra bunu daha iyi idrak ettim. İnsana içinde bulunduğu anı unutturan bir dili var kitabın, günlerdir çarlık Rusya’sında yaşıyormuş gibi hissediyorum. Oya gibi ince ince işlenmiş, çoğu kez gerçekle, hayalin birbirine karıştığı, içinde aslında bir çok tarihi olayı da barındıran muazzam bir dönem kitabı. Kitabın 1.Cildi serinin bir girizgahı niteliğindeydi. Kazak’ların yaşayış biçimi, farklı etnik kökenli halkların bir arada oluşturduğu olumlu ve olumsuz ilişkiler, halkın gözünde Çar’ın nasıl ilahlaştırıldığı, yüzyıllardan beri süregelen Kazak-Rus yaşayış biçiminin yavaş yavaş son demlerini yaşayıp, sarsıntının 1. Dünya savaşıyla daha fazla hissedilip, Ekim Devrimine giden yolun kendini hissettirişi, Rusya’da sosyalist fikirlerin yavaş yavaş halk tabanına nasıl yayıldığı işleniyor. Savaşı anlattığı bölümlerde ismi geçen bir çok askeri karakter gerçek kişilerden oluşuyor, okurken karakterleri merak edenler olursa Google’layabilirler. Henüz ilk cildi okudum ama epey süredir böylesine güzel bir klasik eser okumamıştım, belki diğer ciltler için de bişeyler karalarım. Savaşın çarpıcılığı yazarın
Ve Durgun Akardı Don - 1. CiltMihail Şolohov · Evrensel Basım Yayın · 20151,639 okunma