Ciğerimiz kalmamıştır!
Kızıllar, Beyazlar, Yeşiller, Kazaklar, Komünistler, Köylüler... Şahane bir belgesel roman okudum.
Seri, 1. Dünya savaşında Alman-Rus savaşının Çarlık Rusya'sına etkilerini, Rusya'da Çarlık rejiminin yıkılmasıyla, Ekim devrimi ve sonrasındaki iç savaşı anlatıyor. Kitap ağırlıklı olarak belgesel roman minvalinde, olayların en çok işlendiği yer Viyesenskaya köyü aynı zamanda yazarın doğup büyüdüğü köy. Yazarın kendisi de, SSCB Komünist partisi üyesi olup, Sovyet hükumeti tarafından Seçkin Sovyet Unvanı alıp, Sosyalist Kahramanlık Madalyaları kazanmıştır. Aynı zamanda 1965 yılında Nobel ödülünü almaya hak kazanan Şolohov hakkında Durgun Don'un çalıntı olduğu dedikoduları yayılmıştır, roman taslaklarını Hitler'in yaktığını iddia eden yazar romanı kendisinin yazdığını hayattayken ispat edememiştir. Yazarın ölümünden bir sene sonra ortaya çıkan taslaklar sayesinde Şolohov aklanır fakat hayattayken bu damgayla yaşamıştır.
Her ne kadar Şolohov Komünist Partisi üyesi olsa da, romanı Kazakların gözünden okuyoruz. Kazaklar, Çarlık rejiminin devam etmesini isteyen, toprağı olan çiftçilerden, köylülerden oluşuyor. Roman, devrim sonrası topraklarının işçilerle eşit pay edileceği, ellerindeki mahsule hükumet tarafından el konulacağı kaygısı taşıyan, 1. Dünya savaşında her seferinde cephe önlerine sürülüp ağır kayıplar veren Kazakların, köy Atamanları ile birlikte Kızıl orduya başkaldırısını işliyor.
Romanın genç kahramanı Gregor, ilk kızıllar için, sonra beyazlar için en son da eşkıya gibi tamamen yakalanmamak için bu savaşa dahil oluyor, ve hepsinden çıkardığı sonuç hangi cephede savaşırsa savaşsın, savaş anlamsızdır. Savaş, seçkin(!) bir grup insanı zengin edip, gözünü toprak, para, prestij hırsı bürümüş bir kaç adam yüzünden bir dolu insanın hayatlarını