Bu esere inceleme yazmak gayesi güdüyordum, fakat canımı bu denli yakacağını kestirememiştim :(
Bu kitabı okurken kaç sigara bitirdim, kaç şarkı tükettim, kaç uykudan feragat ettim, kaç elzem işi erteledim bilmiyorum. Bildiğim tek şey, bütün bunların Nikolay Gogol ile buluşmak için olduğuydu.
Belki garip gelecek ama Ölü Canlar'ı okurken en çok Çiçikov'u düşünmedim. Hatta kitabın ilerleyen bölümlerinde karşıma çıkan Konstanjoglo karakterinde Gogol'un kendisini gördüm. Rusya'ya tutkuyla bağlı, düzelmeye ve düzeltmeye inanan, bütün karanlığa rağmen umudunu tamamen kaybetmeyen bir canım Gogol... :(
Farkındayım, bu satırlar kitaptan çok yazarı anlatıyor. Ama sakın yanlış anlamayın; bunlar bir tahlil değil, yüreğimden kopan cümlelerin çığlıkları, öyle ki alev alev yakıyor bağrımı..
İkinci cilt boyunca karşıma çıkan "El yazması metinde cümle burada kesiliyor." notları beni her seferinde yaraladı. İnanın o anlarda kahramanların sustuğunu düşünmedim. Onlar hâlâ oradaydı, varlardı; Cicikov, Tentetnikov, Vasiliy, Malinow.. ama ben yazarın sustuğunu hissettim.
Vallahi insanın içi parçalanıyor.
Çünkü o cümlelerin devamının bir zamanlar yazılmış olduğunu biliyorsunuz.
Sonra bir gün o sayfalar ateşe veriliyor.!!
En kıymetlisini ateşe atmak ne demek?
Bir ömür zihninde taşıdığın dünyayı kendi ellerinle yok etmek ne demek?
Kitabı bitirdiğimde Çiçikov'a değil, Gogol'a ağladım.
Hasta bir bedenin içinde, acılarla boğuşurken bile yazmaya devam etmeye çalışan bir adama...
Ve çok sevdim, yanlış ya da doğru her ne yaptıysa..
Belki de bu yüzden ölü canlar benim için yalnızca bir roman olmadı.
Gogol'un hayata veda etmeden önce sessiz çığlığı oldu..
Bu eserde bana yoldaşlık eden canım Westiyam sana çok teşekkür ederim, belki kendim okusaydım bu denli icsellestiremezdim.. o tatlı naif ses tonunla