Ah hadi söyle bana, ölünce içimdeki şarkılara ne olacak benim? Onca şarkı, onca melodi, onca ritim? Diyelim ki yarın ben öldüm, şarkılar da ölür mü benimle? Yapma doktor, bir şarkı hiç ölür mü? Hele altı yüz on üç şarkı birden, sırf ben öldüm diye, hep birlikte nasıl ölsünler kuzum? Çok saçma.
Pierre Loti, İstanbul’a 1910 yılındaki gelişinde Fatih’te ev ararken, onun Uludağ’ı görür bir yerde olmasına önem verir. 1547-1554 yıllarında İstanbul’da Fransız elçisi olarak görev yapan Pierre Gilles d’Alby de şunları söyler:
-Galata’nın en üst yerinde çok yüksek bir kule vardır ki, buraya çıkan 300 ayak uzunluğundaki yokuşta pek çok binalar vardır. Kulenin arkasındaki tepe 200 ayak genişlikte, 2.000 ayak kadar da uzunlukta bir düzlüktür. Buradan ve tepenin yamaçlarından Haliç, Boğaziçi, Marmara, İstanbul’un yedi tepesi, Bitinya (Bursa) bölgesi ve yılın her günü karla örtülü bulunan Uludağ seyredilir.
Teşekkür Fatih Sultan Mehmet'e ve onun savaşkan gazilerine ki, dünyayı kesip onarmış ünlü usta marangozlarla gelerek şu İstanbul ilini ve Boğaz şehrini açmışlardır.