ansızın büyüyor çocuklar. daha bir kediyi görmeden bir savaşın görüntülerini izliyorlar ekranlardan. kuş seslerinden önce bir bilgisayar oyununun gürültülerini tutuyoruz kulaklarına; parfümün kokusu sabundan önce geliyor. bu küçük bedenlerin içine peyda ettiğimiz hormonlu hafızanın bir gün nasıl bir felakete yol açacağını düşünmeden, gururla, "artık her şeyi biliyor çocuklar" diyoruz. Alelade müziklerin, ölüm sahnelerinin, çıplak görüntülerin, hırçınlığın ve telaşın boca edildiği küçük kelepir evlerde, bu her şeyi bilen insan yavrularının aklı karanlık bir ormana dönüşüyor oysa. Bir gün onları kendi bedenleriyle hayatın içerisine bıraktığımızda, izledikleri filmlerin korkularına benzer bir korku, oynadıkları elektronik oyunların heyecanına benzer bir heyecan bulamadıkları için, bu tekdüze dünyadan öç almayı deneyecekler. ya fazlasıyla içlerine kapanarak yapacaklar bunu, ya fazlasıyla saldırganlaşarak. adını çocukluk koyduğumuz o büyük uygarlık, büyüklerin sorumsuz zevkleri tarafından işgal edildikçe, soyumuz daha bir vandallaşacak...
değişme akla durgunluk verecek hızdaydı. yenilikleri yadırgayan kimselerin olmasına rağmen, bir zaman sonra onlar da her yeniliği artık doğal bir olay halinde görmeye başlamıştı. ilk zamanlardaki dirençleri zayıflamış, kırılmıştı. oluşan değişmenin, yenilenmenin ilkin özle ilgili bir olay olduğunu düşünen kimseler artık bunların bütünüyle biçimsel olduğu kanısını taşıyordu. "Madem oluyor, öyleyse doğaldır" diye düşünmeye başlamışlardı.