Oraya varınca gördüklerim karşısında kalakaldım; en güzel hatıralarımı yaşadığım yer tarifsiz bir yıkıma uğramıştı. Gölgelerinde şenlikler düzenlediğimiz, mektepli çocuklarken gövdelerini üçümüzün, dördümüzün bile kucaklayamadığı yaşlı kestaneler yıkılıp parçalanmış, köklerinden sökülerek boylu boyunca yere devrilmiş, toprakta kocaman boşluklar açılmıştı. Kestanelerin biri bile yerinde durmuyordu artık, ortalık korkunç bir savaş alanına dönmüştü, ıhlamurlar ve akçaağaçlar da yere yıkılmış, yan yana yatıyorlardı. O geniş alan dallardan, paramparça gövdelerden, kökler ve toprak yığınlarından geçilmeyen devasa bir enkazdı şimdi; o heybetli gövdeler toprağın içindeydi hâlâ ama tepetaçlarından eser yoktu, binlerce beyaz, çıplak kıymık içinde yatıyorlardı.
İlerlemek imkânsızdı..