Tabi bu cümle kitapta Minzar adında cine ait.
Kitapta "hidayet ve yükselme" konusu çok güzel açıklanmış.
Hidayet, " Allah'a ulaştıran yükseliş yolu."
Yükseliş," Varlıkların tekamül veya içsel olgunlaşma yoluyla daha yüksek bir bilince erişmesi.
İnsanın yüksek frekanstan düşük frekansa geçişi ise yine Kur'an'da: Gerçekten biz insanı belirlenmiş bir zamanda en mükemmele erişecek biçimde yarattık. Sonra onu düşüklerin en düştüğüne uzaklaştırdık. İnanıp, iyiye ve barışa yöneliş üretenler müstesna. Onlar için kesintisi olmayan ödül vardır.-Tin suresi/ 4-5-6. Ayetler. [Bu ayet bana Merlin Morgan'ın Bir Çift Yürek eseri de aborjinlerin yani müstesna insanları hatırlattı. Düşük frekansta insanlar telepatik olarak konuşamıyor seslerle anlaşmaya çalışırken Altın Çağ ve aborjinler zihin okumayla yani telapatik olarak konuşuyorlardı.]
Kader ve yazgı olayını sanırım bu perspektiften açıklamak doğru olacak. İnsanların kaderi uzay-zaman içinde sınırlanması yani Karanlık Çağ'da sıkışıp düşük frekansta kalacağını, yazgı ise müstesna insanlarda olduğu gibi insanın kendini terbiyesiyle frekansını yüksek hali getirebileceği fikrini sunuyor. Kitap farklı yorumluyor, sen okuyunca acaba böyle miydi de ben mi hiç anlamadım, kendince farklı bir bakış ve yorum getiriyorsun. Bence herkesçe okunması gereken bir kitap. Tabi daha çok kuantum okuyup ama uygulamada kendini yetersiz bulanlar için.
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar