Bunu okumak cidden zordu. Herhalde bu dönem okurken sıkıldığım kitaplardan biri oldu. Ben Cahit Sıtkı Tarancı'nın hayatını güzelce öğreneceğim ve şiirleri ve yazar kişiliği ile ilgili bilgi alacağım diye düşünürken, bir de baktım yazılan her şey sürekli tekrar ediyor ama böyle bir iki kere falan değil ama sürekli. Sanki yazan kişiye senin 150 sayfa yazman zorunlu demiş, o da 46 yıllık bir hayat yaşamış Cahit Sıtkı Tarancı'nın hayatını nasıl 150 sayfaya sığdırabilirim ki diyerek her şeyi uzatmış ya da bol bol tekrar etmiş. Zaten yazım yanlışları ve noktalama işaretleri hatalarına girsem, bu yorum bitmez. Hiç beğenmedim. Sadece şiir kısımları güzeldi, yazar hakkında daha fazla öğrenmek güzeldi ve yazar kişiliği ile bilgi almak kısımlarını geçiyorum. Denk gelirseniz almayın. Gidin başka kitap alın. Bu çok kötüydü. 2026 yılının en hayal kırıklığı kitapları arasına gireceği kesin.
Cahit Sıtkı TarancıAlper Germiyanlıoğlu · Siyah Beyaz Yayınları · 202053 okunma
“Az yaşa, çok yaşa, akıbet gelir başa…”
"Sen bu mektubu aldığın zaman, ben sonsuzluğun kucağında hissiz uyumuş olacağım. Oh ne iyi!.. Çünkü benim için hissetmenin acı çekmekten başka manası yoktur."
Türk edebiyatınında ilk yerli polisiye romanlarından biri sayılan Hüseyin Rahmi Gürpınar 1921'de tefrika edilen ve 1942'de kitaplaştırılan Kesik Baş adlı romanı Türk klasiklerinden Türkiye İş Bankası Kültür yayınlarından 168 sayfalık polisiye romanını yazarın mizahi şekilde yazdığını ve sürükleyici bir anlatımı olduğundan kısa sürede keyifli okunacak bir tavsiye olduğunu söyleyebilirim.
Yazarın kendi deyimiyle "zabıta romanı" dır.
Geleneksel polisiye unsurlarını ( zeki dedektif, çaylak yardımcı, mantık yürütme gibi) İstanbul'un yerel kültürünü o dönemin İstanbulunu toplum yapısını inançlarını psikolojilerini şiveleriyle harmanlar.
Eser, sarhoş bir halde evine dönmeye çalışan Nafiz Efendi'nin gece vakti düştüğü bir kuyuda bezlere sarılı, boyanmış kesik bir insan başı bulmasıyla başlar. Düşmeden önce de aslında kollarının arasında lahanası vardır. Eve dönüş yolunda sırf kayınvalidesi ile uğraşmamak için almıştı.Kuyuda da lahanasını alırken hemen hemen aynı büyüklükte ikinci bir lahananın olduğunu düşler. Oysa bu düş kabusu olacaktır. Bu korkunç sırrı çözmek için görevlendirilen deneyimli zabıta memuru Remzi Efendi ve çaylak yardımcısı Seyit Efendi, İstanbul'un arka sokaklarından İtalya'ya kadar uzanan gizemli ve komik bir macerada başlar.
‟Adalet, aradığını kaçırmaz. Bazen geç olur, güç olur ama ezeli intikam nihayet yerini bulur. ˮ
Polisiye severler için , yaz döneminde keyifli bir kitap arayışında olanlar için ya da Türk edebiyatında yeni bir yazarla tanışmak isteyenler için Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Kesik Baş adlı romanı iyi bir başlangıç olabilir okuyacaklar için keyifli
Jack London'ın " Anna Karenina" tarzı kitabı.
Dick Forest küçük yaşta yetim kalır. Çiftlik ve büyük bir para miras kalır. Varis gözetiminde okulu, profesör ve öğretmenlere özel ders önererek, erken bitirir. Geleneksel yöntemlerden çok bilime dayalı deneysel yöntemlerle çiftliği büyütür ve daha önce görülmemiş hayvanlar yetiştirir.
Bir çok yeteneği olan Paula ile evlenir ve 12 yıllık evlilikleri boyunca macera dolu hayatları olur.
Dick'in yakın arkadaşlarından Graham bir kitap yazabilmek için misafir olarak gelir ve Paula'ya aşık olur. Zamanla Paula'da Graham'ı sever.
Kitap Dick - Paula - Graham arasındaki aşk üçgenini anlatıyor. Diğer Jack London kitaplarına göre biraz gölgede kalan bir kitap.
Herkesin hayatında en az bir kez okuması gereken kitaplardan biri.
“Vasconcelos, tam 12 günde yazdığı bu romanı ’ 20 yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını’ söyler.”
Şeker Portakalı, küçücük bir kalbin acıyla tanışmasının hikâyesi...
Yoksulluğun, hayallerin ve kırılgan bir çocuk ruhunun içe geçtiği bu eser, Zezé’nin gözünden hayatın en gerçek halini anlatıyor.
Okurken sadece bir çocuğun hikâyesini değil, kendi içimizde sakladığımız o kırılgan yanımızı da görüyoruz.
Ve belki de en çok bu yüzden... bazı sayfalar kalbe dokunuyor, bazılarıysa sessizce can yakıyor.
Bazen bir çocuk büyümez...
Hayat onu büyütür.
İyi okumalar
#bookstagram #kitapönerisi #okudumbitti #kitapsever #sekerportakali josémaurodevasconcelos keşfet
Son Kızılbaş Şah İsmail kitabı, Safevi Devleti'nin kurucusu Şah İsmail'in hayatını, siyasi mücadelesini ve dönemin güç savaşlarını ele almaktadır. Kitap, yalnızca bir hükümdarın yükselişini değil, aynı zamanda 15. ve 16. yüzyıllarda Anadolu, İran ve çevresindeki siyasi çekişmeleri de anlatmaktadır.
Eserde dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri, dönemin sert ve acımasız yönetim anlayışının ayrıntılı şekilde anlatılması oldu. İktidar mücadeleleri sırasında uygulanan işkenceler, infazlar ve düşmanlara verilen ağır cezalar dönemin ne kadar kanlı geçtiğini göstermektedir. Özellikle siyasi rakiplerin ortadan kaldırılmasında kullanılan yöntemler, günümüz değerleri açısından oldukça sarsıcı ve üzücüdür.
Beni en çok etkileyen olay ise Safevilerin Akkoyunlu hükümdarının başını ve bir parmağını keserek karşı tarafa göndermesi oldu. Bu olay, dönemin savaş kültüründe korku salma ve güç gösterisi yapma amacının ne kadar ileri boyutlara ulaştığını açıkça göstermektedir. Tarihi bir olay olmasına rağmen, bu sahne kitabın en çarpıcı ve unutulmaz bölümlerinden biri olarak hafızamda yer etti. Okurken bir ara verme ihtiyacı duydum ve yanlış okuma ihtimalime karşı tekrar tekrar okudum.
Genel olarak eser, Şah İsmail'in kişiliğini, siyasi dehasını ve yaşadığı dönemin sert gerçeklerini anlamak isteyenler için düşündürücü bir tarih kitabıdır.
Firuze 1 - Kehribar AteşiMehsa
Merhaba kitap dostlarım
Size Doğu kültürünü anlatan ama klişeleri yıkan bir kitapla geldim. Asla o bildiğiniz töre kitaplarından değil. Zenginlik, tılsımlı taşlar ama fantastik olmayan bir kurgu... Hani çocukken bize masal gibi anlatılan kara sevdalar, imkânsız aşklar, büyüler vardır ya; işte tam da öyle bir hikâye. Farklı dinler, bu dinlerin arasına örülen duvarlar ve onlara savaş açan aşklar...
Arap ve Süryani soyundan gelen Arjin, acıyı kalbinde, ihaneti sırtında hissettiğinde öyle bir ah eder ki bu ah, gelecekte canından çok sevdiği torunlarını bile etkileyecektir. Saruhanlılarla Koçakları bir araya getirmek onun en büyük gayesidir. Ancak yıllar geçse de düşman aileler aynı kini beslediği için bu kavuşma hiç de kolay olmayacaktır.
Bir de sırlar var tabii... İşte en sinir olduğum kısım da buydu! Saruhanlılar Aşireti ve Koçaklar, Arjin'den başlayarak yıllarca birbirlerinden kız alıp vermiş, adeta aile olmuşlar. Ama o sırlar yok mu... İnsan gerçekten çıldırıyor! Bir de ezelden beri düşman oldukları Eraslan Aşireti var tabii.
Ezra Saruhan ,babaannesinin ahını bilmektedir. Koçak soyundan bir kadına âşık olmaması gerektiğini bilir ama kalbine söz geçiremez. Tüm Mardin onun önünde diz çökerken, o "İki Gözüm" dediği kadının karşısında her defasında gönüllü olarak boyun eğer.
Firuze ise verdiği sözü tutmaya kararlıdır. İçini için için yakan bu aşka karşı duracak, kız kardeşinin intikamını alacak ve onu bir piyon gibi kullanan herkesten öcünü alacaktır. Ama bu uğurda belki en çok sevdiği kişi yara alacaktır.
Ama bilmedikleri bir şey vardır; onlar birbirlerinden uzak durdukça mıknatıs gibi birbirlerine çekilmektedirler. Aralarındaki aşkın aurası öylesine güçlüydü ki okurken mest oldum.
Mardin'in büyülü atmosferinde gizemli bir yolculuğa çıkıyoruz. Gizemli