Semra Ok

Semra Ok
@1280_
Ilgaz'ın annesi
Emekli
Lise
Edirne
instagram @karabulut_ok
113 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı

Semra Ok

, bir kitap okudu
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2021 56. kitabı
Nevâl El-Seddavi
8.3/10 · 26,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·198 syf.··
Beğendi
·
2021 55. kitabı
"...Çok küçüğüm. Yaz günü bir öğle vakti. Kızılırmak, kasabanın ortasından insanı kendine çağıran bir coşkuyla akıyor. Annemden gizli, ırmağa yüzmeye gidiyorum. Yıkanırken ıslanan külotumu, yol boyunca başıma sarıp eve kadar kuruttuğum günlerden biri. Dalgın dalgın yürüyorum. Kaymakam lojmanının önünden geçerken balkondaki genç kadın hafifçe eğilerek soruyor: "Başındaki ne?" Biraz duralıyorum... Kaymakamın karısı galiba, cevap vermem lazım. Fısıldar gibi: "Külot " diyorum. "Niye başına sardın onu?" "Irmakta yüzdüm. Eve kadar kuruması lazım. Güneş başımda kolayca kuruluyor, onun için. " Neşeyle güldüğünü hatırlıyorum kadının..." Avanos'ta dünyaya gelir Ercan. Bozkırın içinde o da her çocuk gibi düşe kalka büyür. Sabahları annesinin kirkit sesleriyle uyanır. Babası ilkokul mezunu olmasına rağmen ilerici bir adamdır. İlk kitabını babası alır ortaokula başladığında: Ivo Andriç'in, Drina Köprüsü. Sıcak aile yuvası, bozkırın huzuru, Kızılırmak'ın coşkusu, gittikçe çoğalan kitaplarının açtığı ufukla Ercan serpilir gelişir. Okul hayatı boyunca ülke meselelerinden soyutlayamaz kendini. Öyle ki, lise yıllarında okuduğu Darağacında Üç Fidan kitabındaki Hüseyin İnan'la ilgili bir hikâyeden öylesine etkilenir ki, ülkücü olarak ayrıldığı lisesinden, "Siyasal'a sosyalist olarak" girer. Üniversite hayatı direnişlerin arasında geçer. Postallarıyla, boğazlı kazağı ve parkasıyla tıp fakültesinin koridorlarını arşınlarken "nergis kokulu" aşklara da tutulur. 23 yaşında doktor diplomasını eline alır. Taşralarda, Anadolu kasabalarında görevini ifa eder. Yoksulluğun ortasında binbir olayla karşılaşır. Utanç dolu olaylar karşısında çaresiz kalır. Her gelen hastadan, yazdığı raporlardan, girdiği otopsilerden hayata dair birçok şey öğrenir. Hastalarının kimine ağabey, kimine baba, kimine
Peri GazozuErcan Kesal · İletişim Yayınevi · 20196bin okunma
Puan vermedi·480 syf.··
Beğendi
·
2021 54. kitabı
"Aynı havayı değil aynı ateşi solumaktır aşk. Her nefeste biraz daha biraz daha zehirlenmektir. Kanının değil ruhunun kaynamasıdır aşk. Eriyememek, yok olamamaktır. Kavurucu bir çileye saplanmaktır. Dünyayı yakıp kül ettiğini sanırken yalnızca kendinin katili olmaktır. Aynı ateşin sevişen iki arsız alevi olmaktır aşk. Daimi bir kavgaya tutuşmaktır. Hiddetle çarpışmak, çarpıştıkça çoğalmaktır. Nefessiz kalıncaya dek yanmak. Ölmek için yalvarmak. Ölememek ve yaşayamamaktır aşk." 1920'lerin sonlarında kendini eve kapamış, insanlardan kaçan, değişmemekte direnen, ressam Nafiz ile şair, yazar, mütercim, özgürlük sevdalısı Mahur'un tutkulu aşklarının 10 gününü konu olan Ölüyordum Geçerken Uğradım, 1932 yılının Ekim ayında geçiyor. Ve tüm akışı "bir Mahur'dan dinliyoruz, bir Nafiz'den. İki farklı dilden okuyoruz tutkulu aşklarını: Mahur bugünden seslenirken, Nafiz geçmişin diliyle sarmalıyor biz okuyucuyu. Aşklarının 1 gününü 10 yıla sığdıran, 10 günde 1 asrı yaşayan Mahur ve Nafiz'le birlikte birçok değişime de, denizlerin coşması derelerin taşması gibi, çoğala çoğala tanıklık ediyoruz. Eski silüetinden zerre eser kalmamış, ranta teslim olmuş şehri İstanbul gibi betonlaşmış yüreklerin attığı bir dünyada; katliamlara, zulme, idamlara, insan eliyle yaratılan doğa felaketlerine, kadın cinayetlerine, sürgünlere vd. karşı söyleyecek kelimeleri de vardır Mahur ve Nafiz'in. Sessiz bir gemi gibi süzülmezler engin denizlerinden. "Tramvay kırmızısı" öykülerini sadece Nafiz'in resimlerindeki koyu mavilikler süslemez. Memleketin kalbine vurulan her ağır darbeden sonra, kanadı kırılan güvercin misali tutmaz onların da kanatları... Tutkulu aşk onların ki... Defalarca, gelmemecesine çıktığı kapıdan tekrar Nafiz'in kollarına getiren Mahurca duygular; her kapı çalındığında Nafiz'in
Ölüyordum Geçerken UğradımCan Gürses · Ayrıntı Yayınları · 2017585 okunma
Puan vermedi·504 syf.··
Beğendi
·
2021 53. kitabı
Osman... Nereden başlamalı senin hikâyene, nerede bitirmeli? Hangi duyguları serpiştirmeli satırlara bilemedim ki Sana mı kızmalı babana mı? Yoksa Şebnem'den mi çıkarmalı tüm hıncı?Ah be Osman... Bu yaşadıklarının suçu sadece senin mi? Yok mudur hayatın da bunda bir ortaklığı? Ah ben bilemedim be Osman, kimden çıkarmalı tüm bu yaşanılanların acısını? Osman narsist-otoriter, profesör unvanlı babanın iki oğlundan biridir. Varsıl bir ailede sevgisiz büyümüş, müziğe ilgisi olan, hayata karşı sorumsuz, plansız, çabasız, savruk; bulunduğu ortamlarda tüm dikkatleri üzerine çeken oldukça havalı, yakışıklı bir gençtir. Babasının şiddetinden mustarip annesini kanserden kaybetmiştir. Osman güzelliği dillere destan Şebnem'le evlenir. Şebnem de karmakarışık bir hikâyenin kahramanlarındandır. Hayat bu iki genci ortak yönlerinde buluşturur. Derken, Şebnem'in adı çok şaibeli bir olaya karışır: İstanbul Emniyet Müdürü'yle birlikte olur. Bu birliktelik videoya çekilir ve basına servis edilir. Olayın kahramanlarından birinin ölümüyle sonuçlanan bu akılalmaz durum karşısında Osman harap olur, Şebnem ortadan kaybolur. Kim kime kumpas kurmuştur bilinmez, oldukça karanlık bir olay karşısında Osman hızla elden avuçtan kayar. Kardeşi Teoman'la iyi olmayan ilişkileri bu patlak veren olayla iyice gerilir: çünkü, olayın başkahramanı "emniyetçi", Teoman'ın nişanlısının dayısıdır. Osman kaldıramaz bu yükü... Yıkılır, acınacak hale düşer. Aileden kalan miras dahil her şey biter gider. Bir caz kulübünde piyano çalmaya başlar. Dalgındır, mutsuzdur, perişandır. Bir gece iş çıkışı yokuş aşağı süratle gelen hafriyat kamyonunun altında kalır. Kaza mıdır, intihar mıdır, bu konuda görgü tanıklarının elbette ki bir fikri vardır... Ayfer Tunç'un, Aziz Bey Hadise'sinden sonra okuduğum ikinci romanı Osman.
OsmanAyfer Tunç · Can Yayınları · 20208,3bin okunma