Bu âlem yok iken o tek başına ve yalnız olarak vardı. O kimseye muhtaç değildir, bilâkis her şey O'na muhtaçtır.
10. O'na sonradan yaratılanlar hulûl etmez ve O'na bir şey vacip olmaz. Her işte bir hikmeti vardır ve asla abes bir fül işlemez.
11. O da kula hulül etmez ve hiç kimseye zulüm eylemez. Kulların eslahı lâzım değil k: Allah onu yaratmış olsun.
12. Bir kimse O'na asla zorla bir şey yaptıramaz. Yemin olsun ki,
Kendisi neyi murad ederse ancak o vücûda gelir.
13. Ơ'nun her bir kemali değişmeksizin hâsıl olmuştur. Bu nedenle O'ndan başka yolu gözlenecek bir varlık yoktur.
14. En olgun sıfatıyla O daima muttasıftır ve bütün noksan sıfatlardan Celâl sahibi olan o Allah uzaktır.
15. Zâti sıfatları sekiz tanedir: Ilim, İrade, Hayat, Kudret, Halk,
Basar, Semi' ve Kelâmullah.
Bir Amerikan kampı ve bir "savaş suçlarına karşı dâva" merkezi hâline gelen Dachau'ya Amerika Birleşik Devletleri tarafından gönderilen hâkimlerden biri olan Stephen S. Pinter şunları yazar:
"Dachau'da savaş sonrasında 17 ay ABD askerî hâkimi olarak kaldım. Dachau'da gaz odası olmadığına tanıklık edebilirim. Ziyaretçilere yanlış bir şekilde gaz odası diye gösterilen yer, aslında bir ölü yıkama fırından başka bir şey değildir. Almanya'daki diğer toplama kamplarında da hiçbir gaz odası yoktu. Bize Auschwitz'de bir gaz odasının var olduğu söylendi, fakat Auschwitz Rus bölgesinde olduğundan, orayı görmek için Ruslar'dan izin alamıyorduk... Milyonlarca Yahudi'nin öldürülmüş olduğu şeklindeki eski bir propaganda efsanesi bu tarzda devam ettiriliyordu. Savaş sonrasında Almanya ve Avusturya'da geçirdiğim altı yıldan sonra, kesinlikle söyleyebilirim ki, pek çok Yahudi öldürülmüştür, fakat bu sayı asla 1 milyon rakamına bile hiçbir şekilde ulaşmamıştır. Bu hususta ben kendimin herhangi bir kimseden daha yetkili olduğuma inanıyorum."
Kaynak: Pinter'in Katolik haftalık dergisine mektubu, Our Sunday Visitor, 14 Haziran, 1959, s. 15.
Onlar 14 nurarada oturuyorlardı ve Wendy hayatlarına girene dek evin en mühim kişisi annesiydi. Romantik düşüncelere sahip hoş bir hanımdı, bir de öylesine tatlı, alaycı dudakları vardı ki... Bu romantik düşünceleri, muammalı Doğu'dan gelen iç içe geçmiş kutulara benzerdi: Kaç tane açarsanız açın, içinden hep bir tane daha çıkar. O tatlı, alaycı ağzının sağ köşesinde de Wendy'nin asla koparamadığı bir öpücük belirgin bir şekilde dururdu.
• 11: Biz, halkı zulme sapmış nice ülkeyi yerle bir ettik, arkasından da başka topluluklar vücuda getirdik.
• 12: Azabımızı hissettiklerinde bakarsın ki yerlerinden kaçıyorlar.
• 13: “Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha ve yurtlarınıza dönün; herhalde sorgulanacaksınız!” (dendiğinde);
• 14: “Vay başımıza gelenlere! Gerçekten biz zalim insanlarmışız!” derler.
• 15: Biz kendilerini biçilmiş ekine, sönmüş ateşe çevirinceye kadar bu yakınmaları sürüp gider.
Memleketinin selametini Osmanoğullarıyla akrabalıkta gören Sırp Kralı Kara Yorgi Brankoviç, henüz 14 yaşındaki kızı güzeller güzeli Prenses Mara’ yı Sultan Murad’a verdi.
İçinizde bu antidepresan ilaçlardan almayanınız-yutmayanınız kaldı mı? Pek sanmam. İnsanlara cicili bicili ambalajlı kutularla bu haplar dayatılıyor. Türkiye'de her on kişiden biri bu ilaçlardan kullanıyor...
2003 yılında 14 milyon 238 kutu antidepresan tüketilirken, bu sayı, 2010'da 34 milyon kutu, 2015'te 43,5 milyon kutu oldu. Artış inanılmaz...