Şri Bhagavăn konuştu
11. Kederlenmeyecek kişiler için kederleniyor ve bilgece sözler söylüyorsun. [Oysa ki] bilge kişiler ne yaşayanlar ne de ölüler için kederlenirler. 12. Aslında benim olmadığım, senin ve bu kralların olmadığı bir zaman hiç olmadı; bundan sonra da hepimiz bütün zamanlarda var olacağız. 13. Ölümlü bedenimizin ruhu nasıl çocukluk, gençlik ve yaşlılık çağında dolaşırsa, ruh da yeni bir beden arar, bu konuda bilge kişi kuşku duymaz. 14. Ey Kaunteya, duyular dünyasından sıcaklık ve soğukluk, zevk ve acı gibi şeyler gelir. Bunlar gelip geçicidir, bunlara değer verme, ey Bharata! 15. Ey büyük insan, bilge kişi için zevk de acı da birdir; ikisi de onu etkileyemez. O kişi ölümsüzlüğe lâyıktır. 16. Gerçek olmayan asla yoktur ama gerçek olan hep vardır; bu ikisinin gerçeği, onu görebilen kişilerce kavranmıştır, 17. Şunu bil ki herkesin içinde bulunan öz ölümsüzdür; hiç kimse ona bir son veremez. 18. Ölümlü olduğu söylenen bu bedenler, aslında dayanıklı, yok olmaz ve ölümsüzdür, o nedenle savaş ey Bharata! 19. Birisi öldüren diye diğeri de ölen diye düşünse, ikisi de doğru düşünmüş olmaz; çünkü o ne öldürür ne de öldürülür. 20. O doğmamıştır, ölmez, bir şeyden olmamıştır ve hiçbir şeye dönüşmez. O daimidir, ölümsüzdür, kadimdir; o, beden ölse bile öldürülemez. 21. Pārtha, onun doğmamış ve ölümsüz olduğunu, hep var olan, hiç yok olmayan olduğunu bilen kişi, nasıl olur da onun öldürülebileceğini veya ölebileceğini düşünür? 22. Bir insanın eski elbiselerini bırakıp yenilerini giymesi gibi, ruh da ölümlü bedeni bırakır ve yeni bir bedene girer. 23. Silahlar onu kesemez, ateş onu yakamaz; sular onu ıslatamaz, rüzgârlar onu kavuramaz. 24. Bu kesilmez, yanmaz, ıslanmaz ve kavrulmaz olan şey süreklidir, her yere gider, sabittir ve ölümsüzdür. 25. Bu görünmez ve kavranmaz, bunun her zaman
Sayfa 39·Kitabı okudu
17 Aralık 2010'da Tunuslu Buazizi kendini yakıp Tunusluları sokağa döktürmeseydi Mısırlılar belki 25 Ocak'ta değil ama mutlaka ayaklanacaklardı. Çünkü başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler Mübarek'ten kurtulma zamanının geldiğine inanmış ve iktidar değişimi için çalışmalara başlamışlardı. Çünkü onlara göre Mısır olmadan Haziran 2004'te Sea Island'da ilan edilen Büyük Ortadoğu Projesi'nin başarı şansı yok ve olamazdı...
Tarih ve Siyaset
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kıyamet Suresi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla 1. Hayır, öyle değil! Kıyamet gününe yemin ederim ki, 2. Öyle değil! Kendisini ısrarla kınayan benliğe de yemin ederim. 3. İnsan, kendisinin kemiklerini asla bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor? 4. Hayır, sandığı gibi değil! Biz onun parmak uçlarını da tam bir biçimde düzenlemeye gücü yetenleriz. 5. Fakat insan kendi önünde rezillik sergilemeyi ister. 6. "Kıyamet günü nerede/ne zaman?" diye sorar. 7. Göz şimşek çaktığında, 8. Ay tutulduğunda, 9. Ve Güneş'le Ay bir araya getirildiğinde, 10. Der ki insan o gün, "Kaçılacak yer nerede?" 11. Hayır, yok sığınacak yer! 12. Varılıp durulacak yer Rabbinin huzurudur o gün. 13. Haber verilir insana o gün, önden gönderdiği de arkaya bıraktığı da. 14. Gerçek şu ki insan, öz benliği üzerine yönelmiş keskin ve derin bir bakıştır;
Sayfa 47 - Yeni Boyut Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
İbrâhim aleyhisselâm Kur'an-ı Kerîm'de hayatı ve tebliğ faaliyetleri hakkında bilgi verilen büyük peygamberlerden biridir. Onun hakkındaki en eski bilgiler Tevrat'ın Tekvîn kitabına dayanmaktadır. Burada verilen bilgilere göre onun ismi önceleri "yüce baba" anlamında Abram idi. Fakat daha sonra bunun yerine Tanrı ona "milletlerin babası" anlamına gelen Abraham (İbrahim) ismini vermiştir (Tekvîn, 17/5). Soy kütüğü, babadan oğula doğru Nûh, Sâm, Arpagşad, Şelah, Eber, Peleg, Reu, Seruc, Nahor, Terah, Abram (İbrâhim) şeklinde gösterilir (Tekvîn, 11/10-26). Tevrat'a göre Hz. İbrâhim Mezopotamya'da, Keldânîler'in Ur şehrinde doğmuş; eşi Saray (Sâre), babası Terah ve diğer akrabalarıyla birlikte buradan Harran'a gitmiş; babası burada ölmüş, kendisi de Tanrı'dan aldığı buyruk üzerine eşi Sâre ve kardeşinin oğlu Lût ile birlikte Filistin'deki Ken'an diyarına (Filistin) göç etmiştir. Tanrı'dan, bu ülkenin kendi soyuna verileceği müjdesini alan İbrâhim, ülkede başgösteren kıtlık yüzünden eşiyle birlikte Mısır'a gitmiş, orada Hâcer kendisine câriye olarak verilmiş, daha sonra tekrar Ken'an diyarına dönmüştür. Yine Tevrat'ın verdiği bilgilere göre İbrâhim'in Sâre'den çocuğu olmayınca onun isteğiyle Hacer'le evlenir ve seksen altı yaşındayken ondan oğlu İsmail (Tekvîn, 16/16), 100 yaşına geldiğinde de Sâre'den İshak dünyaya gelir (Tekvîn, 21/6). Sâre'nin kıskançlığı yüzünden Hâcer oğlu İsmail'i alarak Paran çölüne gidip orada yaşamak zorunda kalır (Tekvîn, 21/8-21; İsmail, İbrânîce'de "Allah işitir" anlamına gelen Yişmael isminin Arapça'da telaffuz edilen şeklidir). Öte yandan İbrâhim, ilâhî iradeye boyun eğerek İsmail'i kurban etmek istemesiyle Tanrı'nın takdirini kazanır (Tekvîn, 22/1-13) ve kendisine soyunun göklerdeki yıldızlar, denizdeki kumlar kadar çoğalacağı vaad edilir.
Sayfa 205 - Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 9. Baskı·Kitabı okudu
Din
74 petrol krizi dış kaynakla ötelendi / 77’de tam kriz yaşandı.
Ecevit hükümeti iki yıl boyunca önceki iktidarın ağır ekonomik mirasıyla uğraştı. Beynelmilel sermaye çevreleri, hatta Ecevit’in dost bilerek destek için başvurduğu Avrupalı sosyal demokrat hükümetler, yeni kredi kanallarının açılmasının ön-koşulu olarak IMF ile standart bir istikrar politikası çerçevesinde anlaşmayı talep ediyor; hükümet ise, bunalımın faturasını emekçi sınıflara yıkan bu türden bir programı bir “siyasi intihar” olarak görüyor ve direnmeye çalışıyordu. Ancak iktidar, bunalım koşullarında uygulanabilecek bir “alternatif politika”ya ne kuramsal, ne de politik bakımdan hazır değildi. Dolayısıyla bir yandan IMF kökenli telkinlere kısmi (ve gecikmiş) ödünler veren; öte yandan ithalat tıkanmalarından ve piyasadaki genel kargaşadan kaynaklanan güçlükleri, fiyat kontrolleri ve polisiye önlemlerle karşılamaya çalışan çelişkili iktisat politikaları izlendi. Sonuç, yemeklik yağlardan benzine kadar uzanan bir dizi temel malda kuyruklar ve (malın cinsine göre değişen boyut ve biçimlerde) karaborsaların oluşması ve genel fiyat düzeyinin 1978’de yüzde 53, 1979’da yüzde 64 oranlarında artması oldu. 1977 sonunda Demirel hükümeti tarafından 17.50 TL’den 19.25 TL’ye çıkarılmış olan doların resmî kuru, Ecevit hükümetince 1978 Şubatında 25 TL’ye, 1979 Haziranında 47 TL’ye çıkarılıyordu. Böylece, 1946, 1958, 1970 yıllarındaki gibi istisnai bir operasyon sayılan devalüasyon, 1977’den itibaren her yıl, gerekirse birkaç kez başvurulabilecek olağan bir ayarlama haline gelmekteydi. Demirel ve daha sonra Ecevit hükümetlerince yapılan devalüasyonlar IMF tarafından yetersiz operasyonlar olarak değerlendirilmişlerdi; zira bunlar, standart IMF modelinin öğeleri olan, fiyatlar serbest bırakılırken ücretlerin ve tarımsal desteklemenin dondurulması ve toplam talebin parasal önlemlerle
74 petrol krizi kıvılcım oldu ama yangının büyümesinin nedeni Türkiye’nin zaten ithalata ve dış dövize bağımlı bir sanayileşme modeline sahip olmasıydı.·Kitabı okuyor
Alıntı