7 EKİM ORTADOĞU TARİHİNDE BİR KIRILMA NOKTASIDIR
Beni en çok şaşırtan, mesela geçtiğimiz yıllarda 1 Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın batırdığı İngiliz Savaş gemisini Gazze sularının derinliklerinde bulunan dalgıçların, batıkdaki bombaları tek tek çıkartıp bunlardan roketler üretip 2021'deki savaşta İsrail'e fırlatmalarıydı. Soba borusundan bile roket üretecek bir kafa yapısına sahipler ; Tabii ki bunların etki gücü sınırlı ama uçurtmaları bile İsrail'e karşı bir silaha dönüştürebiliyorlar. Gazzeliler icatçı bir toplumdur. İsrail'in 17 yıldır uyguladığı ablukalar da bu özelliklerini perçinledi. İsrail'in attığı patlamamış bombaları kullanıyorlar; keza hurdaya dönen İsrail askeri araçlarından kendilerine silah üretiyorlar. Tabii ki yer altındaki tüneller aracılığıyla İran başta olmak üzere çeşitli ülkelerden gelen silahlar veya teknik ekipman vardır, ama bunlar sınırlı; En azından başta kullanılsa bile savaş uzadıkça, dış menşeli silahlar zamanla tükenecektir. İran’ın geçmişten beri Hamas’a mali ve lojistik desteği var; ama çok daha fazlasını- kendisine biatlı- İslami Cihat örgütüne yapıyor. Bu arada Hamas’a destek sağlayan israilliler de var olmalı ki 7 Ekim'de İsrail yönetimi ve güvenlik birimleri, şok'a uğrayıp kendi işlerindeki düşmanla işbirliği yapan hainleri bulabilmek için epey uğraştı GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa 85
Lozan Konferansı başlamadan önce İngilizler, Sultan’ı, Ulusalcı heyetin yanı sıra kendi heyetini de göndermeye davet ederek Türkleri bölme girişiminde bulundu. Sultan’ın İngiliz kartını oynamaya istekli olması, Mustafa Kemal’e sultanlığı kaldırma bahanesi sağladı. Parlamento, Osmanlı İmparatorluğu’nu yedi yüzyıldır yöneten bu eski kurumu 1 Kasım’da yapılan bir oylamayla kaldırdı. Son sultan IV. Mehmet Vahdettin 17 Kasım’da bir İngiliz destroyerine binerek ülkeden kaçtı ve 1929’da San Remo’da öldü. Sultan’ın bencil ve onursuz davranışı, halkın Osmanlı Sarayı’na ve eski rejime olan geleneksel sadakatini aşındırdı ve 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet’in yolunu açtı.
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
17 AĞUSTOS 1999 DEPREMİ ve ...
(...) Toplamı 6 cilt olan romanın ilk cildi, 17 Ağustos ile 16 Ekim tarihleri arasındaki iki aylık zaman dilimini kapsar. Her cilt, aynı şekilde, ayın 17’sinden başlar ve iki ay sonranın 16’sında biter. En son cilt, 17 Haziran’dan başlayıp 16 Ağustos’da biter. Romanın devamlı okuyucuları, böylece tekrar başlangıç tarihi olan 17 Ağustos tarihine gelmiş olurlar. Günlüğün neden ayın 17’sinden başlayıp diğer ayın 16’sında sona erdiğini, neden bundan başka tarihler arasında başlayıp bitmediğini Salih Mirzabeyoğlu açıklamamıştır. Fakat 1. cildin başlangıcı olan 17 Ağustos tarihi, okuyucunun kafasında esrarlı bir tarih olarak yerleşmiş ve daha sonra olan 17 Ağustos 1999 depremine işaret edip etmediği çok konuşulmuştur. (Tilki Günlüğü’nün birinci cildi 1991 yılında, son cildi ise 1995 yılında yayınlanmıştır.)
TİLKİ GÜNLÜĞÜ -Ufuk ile Hafiye-III-, 24 Kasım 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Tanzimat döneminde Arap eyaletlerini sarsan şehir isyanlarından ilki Halep’te meydana geldi. İsyan, Kurban Bayramı esnadında 17 Ekim 1850’de, Osmanlı yetkililerinin bayram sonrası askere alımın başlayacağına dair söylentilerin yayılmasıyla askere alınmaya karşı başladı. Osmanlıların yeni tamamladığı şehrin erkeklerinin ilk nüfus sayımıyla askere alınma korkusu ateşlendi. Mısır işgali sırasında, İbrahim Paşa önce şehrin erkeklerini saymış ve sonra onları askere almıştı. Her ne kadar Osmanlı yetkilileri sayımın sadece ferde vergisi (yerel halkça virki) olarak bilinen yeni vergiyi kimin ödeyeceğini belirlemek için olduğunu iddia etseler de, Halep halkının çoğu Osmanlıların Mısırlıların yöntemini izlediğinden ve aynı şeyi yapacağından şüpheleniyordu. (..) Halep’teki isyan Suriye’deki durumun kötüleştiğine dair önemli bir uyarı olarak algılanmalıydı. Ama bunun yerine, izdihamın öfkesine tanık olanlar geleneksel açıklamalara sığındılar. Eğer şehrin valisi Mustafa Zarif Paşa’nın harekât raporları örnek olarak alınırsa, ayaklanma sadece “Arabistan sakinlerinin isyankâr doğasını” hatırlatan bir olaydan ibaretti. (s.187)
Sayfa 185·Kitabı okudu
Atatürk'ün 17 Ekim 1922 tarihinde Bursa'da küçük çocuklara konuşması: “Küçük Hanımlar, Küçük Beyler! Sizler her biriniz geleceğin bir gülü, bir yıldızı, bir geleceğisiniz. Geleceği asıl nura boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz, kızlarım ve çocuklarım.”
1949 Federal Almanya Anayasası 'mücadeleci demokrasi' tipi­ni yeğlemede İtalyan Anayasası'ndan daha cesur bir düzenleme getirmiştir. Federal Almanya Anayasası'nın 21. madde 2. fıkrasına göre, herhangi bir siyasi partinin, gayesi ve taraftarlarının davranı­şıyla özgür demokratik düzeni kayıtlamayı veya ortadan kaldırmayı veya Federal Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmeyi amaç edinmesi, o partinin kapatılmasını gerektirir. Almanya'da bu hüküm üç defa uygulanmış ve Federal Almanya Mahkemesi, 23 Ekim 1952 tarihinde Sosyalist Rayh Partisi'nin (Sozialistische Reichspar­tei), 17 Ağustos 1956 tarihinde de Almanya Komünist Partisi'nin (Kammunistische Partei Deutschlands) kapatılmasına hükmetmiş­tir.