“Ey insanlar! Sanki dünyada ölüm, bizden başkasına yazılmış, sanki ibadet etmek, bizden başkasına vacip olmuş, sanki öldüğünü ilan ettiğimiz ölüler, sefere çıkıp, kısa bir süre sonra bize dönecek gibi, onları kabirlerine yerleştiriyor ve miraslarını yiyoruz. Sanki onlardan sonra bizler, ebedi olarak kalacağız gibi bütün öğüt veren şeyleri unuttuk. Bütün musibetlerden emin mi olduk?
Kendi kusuruyla meşgul olması, insanların ayıplarıyla ilgilenmekten onu alıkoyan, harama bulaşmadan kazandığı malından infak eden, fakir ve miskinlere merhamet eden, fıkıh ve hikmet ehliyle beraber olan kimseler müjdeler olsun.
Yine nefsinin kibrini kıran, ahlâkını güzelleştiren, içini ıslah eden ve insanlarda kötülüğünü bulaştırmayan kimselere de müjdeler olsun.
Aynı şekilde ilmiyle amel eden, malının fazla olanını hayra sarf eden, dilini ihtiyaç olmayan boş konuşmalardan tutan, sünnetle yetinip bidatlara bulaşmayan kimseye de müjdeler olsun.“
__________________________
Ebu Nuaym, Hilye, III, 202; Bezzar, Müsned, No:3225; İbnu Asakir, Tarih, Cilt: 58, shf: 250-253; Beyhâki, Sünen-i Kübra, IV, 182. (Hadisin bir kısmı) Kandehlevi, Hayatu’s-Sahebe, V, 35.