7/10
·287 syf.··
Beğendi
·
2026 61. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 22:38
Merhaba arkadaşlar. İyi geceler, iyi okumalar ve mutlu bir haftasonu dilerim. Nasılsınız? Jules Verne’nin Fatih Robur kitabıyla aynı ismi taşıyan kahramanını daha evvel ‘Dünyanın Hakimi’ kitabında da görmüştük ama asıl eser yani karakterden bahseden eser bu olduğu için ne yazık ki tam olarak fark edememişiz. Kitabı da şöyle 700-800 sayfalık Jules Verne külliyatlarından zannediyorduk ama 300 sayfaya ancak yaklaşan yine ışıklar içinde başlayan bir roman çıktı karşımıza. Ancak bu ışıkların devamında bu defa bir volkanik bağlantı, bir yanardağ veya insanların başına gelen bir felaketten ziyade kendi döneminde de üst düzey çekiciliği olan Özgürlük Anıtı, Gize Piramidi ve Eyfel Kulesinin üstünde beliren siyah bayraklar dikkatimizi ilk olarak çekiyor. Bunları yapan kişi de Robur’dur. Kitap onun özelinde olduğundan söylemekten çekinmek için de bir nedenimiz yok. Diğer yandan Weldon Enstitüsü ise karşımıza çıkan bir kurum. Bunlar da oldukça ilginç bir bakış açısıyla yaşayan topluluk. Nasıl? Onların düşüncesine göre insanlık bir gün uçak veya helikopter gibi havadan daha ağır taşıtlar yerine onlardan yani havadan daha hafif taşıtlarla göklere egemen olacak düşüncesiyle yaşıyorlar. Gerçi Cesnalar 1955 yılında üretildi ama onlar bile bildiğim kadarıyla havadan ağırlar. Sonuçta uçak hala. Verne ve onun karakteri Robur’un da amacı zaten ağır hava taşıtlarının üstünlüğünü her alanda ve her anlamda kanıtlamak. Bu enstitü için devam ettiğimizde Robur ile birtakım durumlar yaşandığını, buranın başkanı ve sekreterinin de dahil olduğu bir kaçırma vakasını, bu kişilerle beraber dünyanın dört bir yanına gidildiğini de okuyoruz. Burada önemli olan ve ilgimizi çeken kısım ise Albatros isimli geminin (gemi diyoruz ama kendisi uçuyor) ortaya çıkması ve onunla yaşanılan maceralar. Enstitü
Fatih RoburJules Verne · Alfa Yayınları · 202080 okunma
10/10
·62 syf.··
Beğendi
·
2026 164. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 00:00
"BEYAZ ADAM'IN YÜKÜ" "Sarihtir sözüm, bir o kadar da nadide, Dilimdedir haliyle umumun meşgalesi- Ezberimdedir gündemi pazarın ve rıhtımın, Benden sorulur hülasa her tezgâhın üzeri. Kayırana bilmukabele derim ben fakat, İşine taş koymadan olmaz hasmın da Hasetlik bitmez, malumudur ya herkesin," Dedi Karların Hanımı hazıruna. Rudyard Kipling'in 1899'da yazdığı ve emperyalizmi savunan bu şiir kitabı, ABD'yi İspanya-Amerika Savaşı'ndan sonra Filipinler'i ilhak edip sömürgeleştirmeye teşvik etmek için kaleme alınmıştır. Şiir, yayımlandığı dönemde (1899) ABD Senatosu'nda Filipinler'in ilhakı tartışmalarında kullanılmış, emperyalizmi savunanlar tarafından benimsenirken Mark Twain gibi isimler tarafından şiddetle eleştirilmiştir. Günümüzde ise ırkçı ve aşağılayıcı bulunarak sömürgeciliğin meşrulaştırılması olarak görülmekte, tartışmalı bir tarihi belge niteliği taşımaktadır. 1907 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen Kipling, şair ve hikâye anlatıcısının ötesinde Britanya İmparatorluğu'nun en etkili seslerinden biriydi. Hindistan'da doğmuş, Doğu ile Batı arasında şekillenmiş kimliğiyle büyümüş ve hayatı boyunca kendisini bir Anglo-Hint olarak tanımlamıştı. Onun dünyasında imparatorluk, yalnızca siyasi bir güç gösterisi değildir. Ona göre Britanya İmparatorluğu, medeniyet taşıma sorumluluğunu üstlenmiş büyük bir organizmadır. Bu bakış açısı, günümüzde yoğun eleştirilere maruz kalan sömürgeci düşüncenin edebiyattaki en güçlü yansımalarından biri olarak kabul edilir. O, imparatorluğu “iliklerine kadar hissedilen mücessem bir gerçeklik” olarak yaşadı. Onun dünyasında her birey, bu devasa yapının ayakta kalması için fedakârlıkla omuz vermek zorundaydı. Bu seçki, Kipling'i bir "imparatorluk şairi" olmanın çok ötesine taşıyor. Kitap boyunca ilerlerken, yazarın Britanya'yı
Edebiyat
Beyaz Adam'ın YüküRudyard Kipling · Fihrist Yayınevi · 20262 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·86 syf.··
2026 14. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2026 17:51
Evgenia "Mars"/Bonçeva Elmazova ve eşi 1907 senesinde Bulgaristan'dan "Türk payitahtına" geliyorlar. Galata taraflarında bir otelde kalan çift Beyoğlu'nu, Büyükada'yı, Haliç gibi yerleri gezmiş Cuma Selamlığı'na katılmış, Galata Mevlevihanesi'ne ve Demir Kilise'ye de gitmişlerdir. Ülkede kaldıkları süre zarfınca pek çok sanatsal etkinliğe katılmışlardır. Kitabın "Sunuş" kısmını yazan Prof. Dr. Hüseyin Mevsim'in de değindiği gibi Evgania'nın gayri objektif bir bakışaçısı vardır. Örneğin, daha yolculuk esnasında bile Türk askerleri ile Bulgar askerlerini kıyaslar, trende sunulan şartlarla bile "İşte, derin Şark'a yaklaştığımız belli oluyor." der. Zaman zaman üslubu da "tepeden bakma" izleri de taşır. Elbette ki dönemin siyasî yaşamına ve en baş siyasî figürüne -yani padişaha- yönelik yorumları, kendince doğru teşhisleri mevcuttur. Kitap süresince Bulgar tarihine, kültürüne dair değinmeler ve dipnotlar da bilgi akışında mevcut. Kitapta akıcı ve okunaklı bir anlatım var. Yukarıda bahsedildiği üzere, objektif olmayan tutumu bilerek, "farklı bir perspektiften tarihi okumak" için tercih edebilirsiniz.
Tarih
Abdülhamid İstanbul'unda Bir Kadın SeyyahEvgenia Mars · Kitap Yayınevi · 201934 okunma
Peki biz kimiz?
Puan vermedi·160 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
Harika bir kurguyu 1907 yılı gibi Amerikan halkı için zorlu dönemlerden biri olan yıllarda evrim üzerine yapılan çalışmaların aşırı yaygın olmadığı böylesi bir dönemde evrim hakkında okumalar yapıp hazırlamış. Kitap gayet basit bir akış içerisinde kısaca özetlenebilecek olaylar üzerinden ilerlemekte. Ancak bu basitlik zaten çok öncelerden atalarımızın basit ve hayatta kalma üzerine kurulu yaşamına güzel bir örnek olmuş. Akış içerisinde sıkıcı bir bölüm olmadı. Kızılgöz gibi karakterlerin hala aramızda olması ise biraz moral bozucu.
Alter Ego
Âdem'den ÖnceJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202526,1bin okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2026 21. kitabı
Sabahattin Ali, 1907 yılında dünyaya gelmiş ve 1948 yılında aramızdan ayrılmıştır. Kısa yaşamına sığdırdığı romanlarıyla edebiyat dünyasında kendisine kalıcı bir yer edinmiş ve kendisinden sonra gelen romancıları da etkilemeyi başarmıştır. Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna kitabı bir dönem fazlasıyla ünlü olan bir kitap. Sosyal medya ve televizyon programlarında dahi paylaşılan bu kitap kısa zamanda pek çok insan tarafından okundu. Sayfa sayısına baktığımızda oldukça kısa bir roman olarak karşımıza çıkıyor Kürk Mantolu Madonna. Kitabın içerisinde Sabahattin Ali’nin kendisine dair izler de bulunuyor. Ayrıca yazarın yalın yazım dili ve akıcı anlatımı bu kitapta da kendini göstermiş. Romanın içerisinde karakterlerin ağızlarından okuduğumuz metinlerde insanın anlam arayışına dair ifadeler yer alıyor. Ayrıca insanın kendi içine yönelmesi ve sorgulamalara da sıklıkla yer verilmiş. Toplumsal kabul gören bazı tutum ve davranışların ise kitabın bazı bölümlerinde karakterler vasıtasıyla eleştirildiği görülüyor. Bu yönüyle kitabın satır aralarında oldukça etkileyici psikolojik çözümlemeler gözlemlemek mümkün. Bu yönüyle de oldukça dikkat çekici bir kitap. Kürk Mantolu Madonna, her ne kadar bazı çevrelerce basit bir aşk romanı olarak görülse de kitabı okuduğunuz zaman hak vereceğiniz üzere aslında salt bir aşk romanı değil. Zira kitaptaki karakter tahlilleri aslında romanın kahramanının âşık olma sürecine nasıl geldiğini, onun karakterinin nasıl oluştuğunu oldukça akıcı bir şekilde anlatıyor. Keyifle okunması dileğiyle…
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,6bin okunma
8/10
·112 syf.·
2026 61. kitabı
Romanya’nın köylerinde 1900’lü yılların başında geçen kitap, köylülerin yoksulluğunu, açlığını, çaresizliğini ve maruz kaldıkları sosyal adaletsizlikleri anlatıyor. Yazar sömürüyü ve yokluğu, son derece sert ve gerçekçi bir biçimde okuyucuya aktarıyor. Kitabı okurken insan o açlığı ve çaresizliği gerçekten hissediyor. Üstelik bütün bunlar bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Bence kitabın en etkileyici taraflarından biri de bu olmuş. Dili çok akıcıydı, hiç sıkmadan ilerledi. Kitapta yer yer Türk egemenliği, Türklerden kaçan köylülerimiz gibi tarihsel göndermeler de geçiyor. Bunlar bugünün bakışıyla oldukça genelleyici ve tartışmalı sözcükler. O dönemin Balkan hafızası ve anlatım diliyle ilgili. Kitabın ana odağı ise bir millet değil, köylülerin yaşadığı sınıfsal sömürü ve adaletsizlik. Yazar kitabı Fransızca yazmış ama içinde Romence kelimeler ve yöresel türkü parçaları da var. Yazarın kendi hayatından izler taşıdığını düşündüğüm kitabın finalinde fakir ve aç köylülerin zengin toprak ağalarına 1907 yılında yapılan başkaldırısı var. (1907 Romanya Köylü İsyanı olarak tarihte geçer.) Yazar kitabını, bu başkaldırıda zalimce öldürülen Romen halkına adamış. Bu kitabı, Romen Hükûmeti tarafından Üç Köylerde; Stanilesti, Bilesti, Hodivoaia'da 1907 Mart'ında top mermileriyle işlenen ve cezasız kalan cinayetlerde katledilen onbirbin Romene, Romen halkına ithaf ediyorum.
Baragan'ın DikenleriPanait Istrati · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,949 okunma