Imago, Freud'un psikanalizi toplumsal ve antropolojik sorunlara uygulamasını gösteren dört makaleden ilkini yayımladı ve burada insan toplumunun nasıl ortaya çıktığına, özellikle de ilk insanın dinî inançlarının nereden geldiğine dair görüşünün ana hatlarını çizdi." Totem and Taboo [Totem ve Tabu] 1913'te kitap olarak yayımlandı, gerçi Freud din hakkındaki görüşlerini bundan birkaç yıl öncesinden dile getirmeye başlamıştı. 1907'de "Obsessive Actions and Religious Practices” başlıklı makalesine şöyle başlıyordu: “Nevrotik rahatsızlıklardan mustarip kişilerde takıntılı olarak adlandırılan eylemler ile inananların dindarlıklarının ifadesi olan ibadetler arasındaki benzerlikten etkilenen ilk kişi şüphesiz ben değilim." Ona göre bu benzerlik yüzeysel olmaktan öte bir şeydi ve “nevrotik törenlerin kökenine dair bir kavrayış, dinî yaşamın psikolojik süreçleri hakkında analoji yoluyla çıkarımlarda bulunma konusunda bizi cesaretlendirebilirdi."
Batı toplumunda kaşiflik ve keşifler yalnızca erkeklere mahsus kalmadı. Doğu toplumlarında kadın evinin kapısı önüne çıkma özgürlüğüne sahip değilken, Batılı kadınlar seyyahlık ve keşif konusunda sınırlı da olsa başarılar gösterdiler. Yazdıklarıyla kendilerinden sonraki kuşaklara cesaret verdiler. 381 -384 yılları arasında Mısır ve Kudüs'e seyahat etmiş erken dönem kadın gezginlerden Egeria'nın yazdıkları Batı toplumunda biliniyordu. 1832'de Kanada'ya giden Susan Moodie, 1835'te Hindistan'ı ziyaret eden Emily Eden, 1842 yılına Orta Doğu'yu gezen ilk kadın Ida Pfeiffer, 1854'de Amerika, Kanadayı 1878 yılında Japonya, Çin ve Güney Asya'yı gezen Isebella Bird Bishop ve 1861-1865 yılları arasında Afrika'daki gezilere katılan Florance Baker'in hatıraları 19. yüzyılın ikinci yarısında dünyaya gözlerini açmış Avrupalı kadınlar için hala canlılıklarını koruyordu. Özellikle Jules Verne'nin 1873'te yayınladığı 80 Günde Devri Alem adlı kitabından etkilenerek 1889 yılında dünya etrafında seyahat yarışına çıkan Amerikalı gazeteciler Elizabeth Cochran (Nellie Bly) ve Elizabeth Bisland'ın başarısı kadınlara cesaret veren örneklerden oldu. Kaşifin ve keşfin kutsandığı, bilgi edinmenin haz kaynağı olarak kabul edildiği bir toplumda dünyaya gelen Genrude Bell'in gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değildi. Babasına yazdığı mektupta kendisini mutlu eden bilgi alanının tarih ve sanat olduğunu yazıyordu. Tarihe duyduğu ilgi onu aynı zamanda farklı kültürleri tanımaya yöneltiyor, kaşiflerin hayat hikayelerini ve gezi notlarını büyük bir hayranlıkla okuyordu.
Büyük bir zevkle okuduğu şair ve kaşiflerden biri de Charles Montagu Doughcy (1843-1926) olmuştu. Doughcy, Filistin ve Kuzey Arabistan'da seyahat ederek gezilerini Travels in Arabia Deserta (1888) başlığı ile yayınlamıştı. Bu
Miralay Sadık Bey (1860-1940). 1882’de Harp Akademisini bitirdi. Akademide ders verdi. 1907-1908’de ittihat ve Terakkinin Manastır şubesinin başkanlığını yaptı. II. Meşrutiyet’in gerçekleşmesinde önemli bir rol oynadı, ama kısa süre sonra İttihatçı önderlerle anlaşmazlığa düştü. Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurucuları arasında yer aldı, Halaskar Zabitan Grubu’nu yönlendirerek 1912’de İttihat ve Terakki hükümetini düşürdü. 1913 İttihatçı darbesinden sonra ülke dışına kaçtı ve önce Paris ardından Kahire’ye yerleşti. Mütareke’den sonra döndü. 1923’te 150’likler listesine alınarak ülke dışına çıkartıldı. 22 yıl boyunca Romanya’da yaşadı. Ankara hükümetinden özür dilemeyi reddetti, ismi temize çıkınca ülkeye döndü, ama döndüğü gece öldü.
…1892 yılında İstanbul’da Aşiret Mektebinin kurulmasıydı. 1886’da Harbiyede eğitim görmek üzere İstanbul’a getirilen bazı aşiret reisi çocuklarının başarısız olması üzerine, sadece Arap aşiretlerinden gelen öğrencilerin eğitim alacağı özel bir okul açma fikrinin ürünü olan kurum, daha sonra gelen talepler doğrultusunda Kürt ve Arnavut aşiretlerinden de öğrenci kabul etmeye başladı. Okula alınan on iki ile on altı yaş arasındaki çocuklar burada sıkı bir disiplin altında, Türkçe derslerinin ağırlıkta olduğu bir müfredatla eğitim görüyor, bu süre zarfında ihtiyaçları da devlet tarafından karşılanıyordu. Okulun, ileri gelen aşiretlerle devlet arasındaki bağları güçlendirmek, bu aşiretlerin liderlerine Osmanlı hâkim sınıfının kültürel kodlarını benimsetmek ve merkezden uzak bölgelerdeki idari personel açığını yerel kaynakları kullanarak kapatmak gibi, rejimin aşiretleri iktidar blokuna dâhil etme stratejisiyle uyumlu bir dizi hedefi bulunuyordu. Okulu başarıyla tamamlayan Kürt aşiretlerinin çocukları Hamidiye Alaylarında görev almadan önce Harbiyede, Arap aşiretlerinin çocukları ise yerel okullarda öğretmen ya da mülki idareci olarak memleketlerine dönmek üzere Mülkiye’de, kendileri için açılmış özel sınıflarda eğitimlerini sürdürüyorlardı. 1907 yılına kadar faaliyetlerine devam eden okulun istenen sonuçları ne ölçüde verdiği ve kapatılma nedeni tartışmalı olmakla birlikte, çok sayıda Aşiret Mektebi mezununun daha sonra idari ve askeri bürokrasiye dâhil olması, bunlardan ikisinin ilerleyen yıllarda paşalığa yükselmesi, beşinin II. Meşruiyet döneminde mebusluk yapması ve birinin de Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Irak’ta başbakanlık görevinde bulunması, hâkim sınıfın kendisini yeniden üretme stratejilerinin bir parçası olarak görülebilecek projenin bütünüyle başarısız
İlk modernist resim, Picasso'nun "Avignonlu Kadınlar" olarak kabul ediliyor. 1907 tarihli. Bazı tarihçiler resimdeki değişimin fotoğrafın icadından etkilendiğini söylüyor. Çünkü o güne dek var olan gerçeği resmetme çabasından vazgeçiliyor ve bu görev fotoğrafa bırakılıyor.
Resim, gerçeği fotoğrafa bırakıp, verili olanın ötesine yöneliyor. Doğadan ve toplumdan özgürleşiyor sanat.