8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 74. kitabı
Herkese Merhaba Bugün sizlere Ahmet Aydın kaleminden Demokrasi Oyunu kitabının yorumu ile geldim Nisan ayının sıradaki kitabı 2025 yılı basımlı 191 sayfalık bir kitap •Yazarımız Antik Yunan’ın tozlu sayfalarından başlayıp günümüzün Algoritmik Kontrol dünyasına kadar uzanan devasa bir harita çizmiş. Kitabın ana meselesi şu: Demokrasi gerçekten halkın yönetimi mi, yoksa küresel elitlerin kendi çıkarlarını korumak için kurduğu hileli bir oyun mu? •Özellikle Irak, Suriye ve Filistin örnekleri üzerinden Batı’nın çifte standartları cesurca anlatılmış. Demokrasi söyleminin bazen nasıl bir müdahale silahına dönüştüğünü görmek gerçekten üzücü ama bir o kadar da göz açıcı. •Yazar, tarihten Hitler ve Mussolini gibi örneklerle başlayıp günümüz popülizmi Trump, Bolsonaro gibi isimlerle öyle bir köprü kuruyor ki; seçim sisteminin nasıl olup da otoriter liderleri meşrulaştırabildiğini ağzınız açık okuyorsunuz. •Sosyal medyayı, büyük veriyi ve yapay zekayı sadece eğlence sanıyorsak yanılıyoruz. Yazar, dijital çağda irademizin nasıl algoritmik bir kontrol altına girdiğini çok net özetlemiş. Yakın zaman örneği; Covid 19. •Ahmet hocamızın dili çok net ve vurucu. Akademik bir araştırmayı, akıcı bir dille anlatıyor. Hiçbir şeyi havada bırakmıyor; somut örneklerle, Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya kadar her yeri analizine dahil ediyor. •En çok da şu sorusu aklıma kazındı; İnsanlar barınma ve gıda gibi en temel ihtiyaçlarını karşılama derdindeyken, siyasi kararlarda gerçekten ne kadar söz sahibi olabilirler? Yani diyor ki; ekonomik eşitlik yoksa, kağıt üzerindeki siyasi eşitlik sadece bir illüzyondur. •Eğer sadece sandığa gidip oy vermenin yeterli olduğunu düşünüyorsanız bu kitap sizi biraz rahatsız edebilir. Ama Dünyada neler dönüyor, bu sistem neden tıkandı? diye soruyorsanız, aradığınız rehber tam
Demokrasi OyunuAhmet Aydın · Az Kitap · 20254 okunma
Ekolojik yıkımın ortasında çürüyen bağlarda kendini bulma çabası
9/10
·256 syf.·
2026 12. kitabı
Fernanda Trías, 1976’da Montevideo, Uruguay’da doğmuş. Roman yazarı, çevirmen ve çeşitli yayınevlerinde editör/okur olarak görev yapmaktadır. 2004 yılında UNESCO'nun yazarlar için verdiği Aschberg bursunu kazanarak beş yılını Fransa'da geçirmiş. 2006'da BankBoston Vakfı Kültür Ödülü'nü, 2012'de ise New York Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık bursunu kazanmış ve o tarihten bu yana pek çok ödüle layık görülmüş. 2023 yılında, ekolojik temalı bir distopya/bilimkurgu olan "Pembe Çamur (2021)" adlı eserini yayımlamış. Yazarın dilimize yakın zamanda çevrilen bir diğer eseri ise "Çatı Katı (2021)"dır. Onu da mutlaka okumayı düşünüyorum. "Pembe Çamur" tuhaf bir felaketin vurduğu ve sakinlerinin karantinaya mahkûm edildiği bir liman kentinde; aşırı tüketimin yol açtığı atıklar ve kirlilikle kuşatılmış bir dünyanın çözülüşünü anlatan; kıyamet sonrası, tekinsiz ve şiirsel bir metin. Gıdaya ulaşmanın günlük bir mücadeleye dönüştüğü bu dünyada, hayatta kalmak için, hayvan atıklarından üretilen o pembe macunu (etibol), "pembe çamuru", mekanik ve iğrenç gıdayı tüketmek zorunludur. İlginç bir şekilde metin, intihara meyilli yaşam tarzımız üzerine bir tefekkür sunarken, felaketlerin tuhaf estetiğine karşı duyulan marazi bir büyülenmeyi de içinde barındırıyor. Öte yandan, Pembe Çamur'un karakterleri dış dünyadaki felaketten ziyade kendi içsel yıkımlarıyla, geçmişleriyle ve birbirleriyle olan kopuk bağlarıyla şekillenen bir yapıya sahip. "Anlatıcı" yani isimsiz bir kahraman romanın merkezinde yer alıyor, ismini asla öğrenemediğimiz genç bir kadın. Arafta kalmışlıkla mücadele ediyor. Şehri terk etme imkânı olmasına rağmen, geçmişine olan bağlılığı ve içsel ataleti nedeniyle ayrılamıyor. Aynı zamanda bakıcı sorumluluğu taşıyor. Mauro’ya para karşılığı bakıyor, hastanede karantinada kalan eski
Edebiyat
Pembe ÇamurFernanda Trías · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202647 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 10:00
Bakmakla görmek arasında çok fark vardır.. kim insan sadece bakar, mahlukatın yaratılışının ardındaki hikmetleri o hikmetlerin tezahürü olan Allah azze ve cellenin yüceliğini yaratıcılığını idrak edemez. O yüzden kainata, nebatata, yeni ve göğe sadece bakmak yetmez görebilmek gerekir. İnsan gördüğü an hakikati anlayacak, Rahman'ın esmasının kâinata tecellilerini fark edecek, tefekkür ve tezekkür ile imanı daha da artacak, işte o zaman imanın zerreleri kalbine akmaya başlayacak. İmam Gazali'nin bu kitabı ise sadece bakmayı değil görebilmeyi insana öğretiyor. Mahlukatın yaratılış hikmetlerini inceleyerek insanın bu mucizevi yaratılışa şahitlik etmesini ve Allah'ın ne kadar mükemmel bir zat olduğunu görmesini sağlıyor. Sadece okunup geçinecek bir kitap olmadığını düşünmekle beraber, ara ara tefekkür saatlerinde okunup içselleştirilecek başucu kitabı olabilecek bir eser oldu benim için. Özellikle Rabbimizi daha yakından tanımamızı sağlayacak, düşündürecek ve kur'an-ı Kerim'de yer alan şu ayeti yaşamamızı sağlayacak bir kitap olduğunu düşünüyorum; "Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru! " (Ali-imran 191) Ve Gazali'nin sözleri ile bitiriyorum; "Kitapta zikretmiş olduğumuz tüm yaratılış mucizeleri ve hikmetleri yaratıcının kudretini işaret eder. Siz en yakınınızda olana –yani kendi nefislerinize– baktığınızda mükemmel bir şekilde yaratıldığını müşahede edersiniz. Aynı şekilde size yakın olan yerin altına baktığınızda binlerce çeşit canlıların yaşadığını, bitkilerin oradan çıktığını, üzerinde yüksek dağların bulunduğunu, denizlerle ve nehirlerle kaplı
1000Kitap
Yaratılıştaki Sırlarİmam Gazali · Çelik Yayınevi · 20201,541 okunma
BİR KAYMAKAMIN GÖZÜNDEN YAKIN GEÇMİŞİMİZ
7/10
·374 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 09:13
Ali Küçükaydın'ın milletvekilliği döneminde sık sık gidip Zamantı, Göksu, Seyhan vadilerinde yapılan HES hoyratlıklarını dile getirirdim. Ben ona "köy okulları köy karakolları kapatılıyor, HES'ler, yollar bahane edilerek dereler, ırmaklar kurutuluyor, su yatakları hafriyatla dolduruluyor, dağlar, köyler boşaltılıyor, etnik kaydırma yöntemiyle Türkler Anadolu'dan atılıyor" derken, o tek kelime etmiyor, sanki beni duymuyor, sadece susuyor, susuyordu. Her gidişimde sitemler ederek, bir daha onunla görüşmeme kararı alıyor, sonra çaresizce tekrar gidiyordum... Aradan yıllar, yıllar geçti. Bir gün sahaflardan Estonya doğumlu Alman Etnolog Ulla Johansen'in "50 Yıl Önce Yörüklerin Yayla Hayatı" adlı kitabını araştırırken, onun "Ulla-Yörük Obasında Bir Alman Kızı" kitabıyla tanıştım. Kitabını bir solukta okudum. Ulla, sanki bir kitap değil, bitip giden kadim bir kültürün, medeniyetin üzerine söylenmiş bir ağıt, bir çığlıktı. Kitabı ikinci kez okuduktan sonra kapsamlı ve uzun bir inceleme yazdım. Ve bu incelememi kendisine de gönderdim. Kitap ve inceleme yazım üzerine uzun bir telefon sobetimiz oldu. Fakat ben onun doğanın, çevrenin adeta imha edilmesine, Anadolu'nun gönüllü milisleri olan Yörüklerin, köylülerin zorunlu göçe tabi tutularak dağların, köylerin insansızlaştırılmasına sessiz kalan siyasetçi Ali Küçükaydın'la Yörük yazar Küçükaydın'ın aynı kişi olduğunun hala farkında değildim. Bunu, Deli Habip kitabı çıkıp kendisiyle yüz yüze görüşünce ancak fark edebilecektim. Siyasetteyken haksızlıklar, hukuksuzluklar, karşısında (çaresizce) susarken, yazarken haksızlığa, hukuksuzluğa tahammülü olmayan biri vardı karşımızda. Son Yörük Küçükaydın, "Bir Kaymakamın Serencamı" kitabında da yine bir öğretmen, kaymakam, vali, milletvekili olmanın ötesinde dürüst, namuslu, yasa ve
Bir Kaymakamın Serencamı "Dün"Ali Küçükaydın · Gufo Yayınları · 20261 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
Sihirli Meşe - Emine Yılmaz Dereci - Çocuk Romanı - Ocak 2023 3.Baskı - 191 Sayfa Yazarın, doya doya içinde yaşadığı çocukluğuyla, bozulmamış doğası, yaşatılan gelenek, görenek, örf ve adetleriyle zihninde yer tutan köyünü kurduğu geniş hayal dünyası ile katık yaparak doyumsuz bir roman çıkartmış ortaya. Romanda aynı kurgu içinde verilmek istenen insan, doğa ve hayvan sevgisinin işlenmesinin yanısıra çocuklara okuma alışkanlığı, okumanın önemli olduğunun vurgulanması, değer yargılarının işaret edilmesi ve tüm bu ögelerin geniş tutulan bir düş penceresinden aktarılması artı değerlerdi. 4, 5 ve 6'ncı sınıfların okuyabileceği bu eserde; anne ve babasını trafik kazasında yitiren Gül'ün köyde Nazlı nenesi ve inatçı Büyükbabasıyla birlikte yaşamı anlatılıyor. Evinin penceresinden karşı tepelere bakan Gül orada kendisini sürekli çağıran meşe ağacını görür. Oraya kendi başına gitmesi yasaklanmıştır. Bu yasağa rağmen dayanamaz bir gün Nazlı adlı ineğini otlatma bahanesiyle meşe ağacının bulunduğu otlağa götürür. Nazlı kendi halinde otlarken Gül getirdiği kitabını okumaya başlar. Bu esnada kendisine ceza verilen geveze yaprak uçuşarak Gül'ün kitabına konar. Yaprağın konuşmasını sadece Gül'ün duyması ve anlaşmaları arkadaşlığın pekişmesine yol açar. Bu arkadaşlıkla birlikte Geveze Yaprak'ın ve Gül'ün yaşamında yeni kapıların açılmasına neden olur... Beğenerek okuduğum bir çocuk romanı oldu. Doğa içindeki yaşamı ve sevgisini tanıtmak adına öneririm . Reklam değil, tanıtımdır. . . . . . . #çocukromanı#okudumbitti#okurönerisi#okumakgüzeldir#kitapönerileri
Geveze YaprakEmine Yılmaz Dereci · Fa Yayınları · 202040 okunma
Antiekonomik Bir Harcamanın Ölçülü Tutumluluk Karşısında Hezeyanı
Puan vermedi·191 syf.··
2024 3. kitabı
Şule gürbüz, bu kitapla kadim bir felsefe ve edebiyat dünyasının cebelleştiği ve hesaplaşmaya çalıştığı var olma ve varoluş karşısındaki insani kırılganlığı seyrini ele almış. Roman, insanlığın derin yaralarından olan; hayatın anlamı, ölüm, varoluş bulantısı, toplumsallık gibi kafamızın bir yerinde bizi sürekli meşgul eden konuların genel seyrinde ilerliyor. Romanın iki başkarakteri baba ve babanın bir anda karar vererek dünyaya getirdiği –bizzat babanın deyişiyle- hiçbir vasfı olmayan aptal oğlunun, yukardaki konularda sırasıyla söz alarak konuştuğu bir anlatımla kendini açıyor. Baba, kendi bilinciyle yaralanmış, hayatın boş ve değersiz olduğunu düşünen ve bir gençlik ölümün coşkusuyla ölmeyi arzulayan karakterdir. Çünkü babaya göre “dünya kendi hakikatlerine karşı son derece ikiyüzlüdür.” Büyük anlamlar yüklediğimiz şeyler, keyfi olarak düzenlenmiş ve anlamsızdır. Baba bu anlamsızlıklar içinde usulca çocuğunu büyütmeye çalışır. Tabi baba konuşurken çocuk dünyanın ikiyüzlülüğüne kanmış bir seyir içinde görmekteyiz. Zira baba konuşurken çocuk çok konuşmaya meyilli değildir. Fakat ikinci bölüme geçip çocuk konuşmaya başladığını gördüğümüzde çocuğunda babanın bilinciyle yaralandığını görmekteyiz. Çocukta bir tutunamayandır. Toplumsallığın içinde derin bir anlamsızlık hissiyle savrulur. Baba umudu bırakmış bir yalnızlığın içinde sürüklerken çocuk umudu olan ama karşılık bulamamış bir yalnızlıkta sükûn eder. Bu herkesi gibi olmanın ağırlığı ile evin balkonunda –yani hayatın içinde değil dışında- seyreder hayatı. Harcamak isterken hayatını, kendisine raptolmuş bir toplumsallıkla, ölçülü bir yaşanmamışlık miras bırakır. Evin balkonunda yani hayatın dışında herkesten biri olduğunun şokunu kendisine yüksek sesle tekrar eder. Bu tekrar ve şok, gündüzüne ve gecesine sızar.
Alıntı
Coşkuyla ÖlmekŞule Gürbüz · İletişim Yayınevi · 20213,108 okunma