8/10
·208 syf.··
2026 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 17:39
Mario Benedetti (1920-2009), Uruguay’lı yazar ve gazeteci. ‘Mutluyuz, çünkü diğerlerinin acısını biliyoruz.’ Her biri ayrı bir kişinin ağzından yazılan, parça parça ilerleyen kitapta başlarda zorlanılsa da sonrasında bu kişileri tanıyıp olaylara dahil oluyorsunuz. Tarihimizdekine benzer şekilde siyasi karışıklıklar, işlenen cinayetler, askeri darbe ve başlayan tutuklamalar. Kahramanımız Santiago da tutuklanır ve hapse atılır. Sadece içeridekine değil dışarıda kalanlar için de hayat ilerlemektedir. Duygu ve düşünceler değişmektedir. Arka fonda ‘Arkadaşımın Aşkısın’ çalmasa bile kader, arkadaşının karısına yakınlaştırabilir kişileri. Eş Graciela, kızları Beatriz, baba Don Rafeal ve arkadaş Rolando teker teker söz alır bu durumda. Yalnızlık, sürgün, cinsellik, davaya inanç, bir şeye tutunma ihtiyacı, umut... insana dair her şey. Rolando’yu kınamalı mıyız? Bilemiyorum. Benedetti’den okuduğum ikinci kitaptı. ‘Mola’ kitabını daha çok sevdim ama bu da gayet güzeldi.
Edebiyat
Kırık Köşeli İlkbaharMario Benedetti · Ayrıntı Yayınları · 2014109 okunma
Puan vermedi
Kitap Erhan Afyoncu'nun Osmanlı'nın son dönemlerini , işgal yıllarını ve Kurtuluş Savaşı'nın başladığı yıllarda yaşanan tarihsel vakalarla ile ilgili yazdığı köşe yazılarından oluşuyor. Çıkaracağımız çok ders var. Tanzimat - Islahat Fermanları, Devleti ayakta tutacak güçlü kadroların bir türlü yetiştirilemeyişi, yapılan ıslahatların bir türlü bünyeye fayda sağlamaması,Rumeli'de kaydedilen Vatan, Balkan Savaşı'nın utancını silmek için Çanakkale'de gözünü kırpmadan savaşan Mehmetçik,Medine'de Fahrettin Paşa'nın efsanevi direnişi , Çölde sebil gibi akan Türk kanı ve yaşanılan ihanetler ,Ahd-i Milli hasreti, 1920'de Musul için verdiğimiz mücadele... Emin olun satırları okuduğunuzda aslında bugünü okuyor olacaksınız
Geleceği Anlamak İçin Yakın Tarih DersleriErhan Afyoncu · Yeditepe Yayınevi · 2021170 okunma
Reklam
Bir Gönüle Aşk Girince
Puan vermedi·272 syf.·
2026 23. kitabı
Son zamanlarda okuduğum kitapların içinde aşkı görüyorum. Bu ay içerisinde okuduğum kitaplardan biri de Mesihpaşa İmamı adlı eserdi. Son derece inançlı, disiplinli, işlerine haram bulaştırmayan bir imamın gönlüne aşk düşünce neler oldu, neler... Okurken hem ufak ufak tebessüm etmiş hem de şaşırmıştım. Şimdi ise İstanbul Galata'sının en meşhur orospusu Fosforlu Cevriye'nin gönlüne aşk düşünce ne oldu? Bir türkü geçiyor aklımdan Sevcan Orhan’nın TRT kaydındaki performansı harikadır: Bir gönüle aşk girince, hey can Ateşte yanmışa benzer, hey can Bir de hasretlik olunca Aşk umut etmektir. Aşk dönüşüm demektir. Aşk için ölmek varken de aşkın için yaşamaktır. Aşk her şeydir... Nazım Hikmet Ran 'in 1920 yılında yazdığı Gölgesi adlı şiiri Suat Derviş'e yazdığı iddia edilir; hatta ona platonik bir aşk beslediği de söylenir. "Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını; Bir kere eğemedim bu kadının başını." Suat Derviş ise sol görüşlü, feminist bir yazardır. Dikkat edin; o dönemde bu iki kelimenin yan yana gelmesi büyük bir cesarettir. Hele ki bir kadınsanız... Toplumcu gerçekçi eserler kaleme alan hemen hemen her yazar soruşturmalardan geçmiş, tutuklanmış, dışlanmış ve sürgünü andıran bir hayat yaşamıştır. Fosforlu Cevriye ilk bakışta bir aşk romanı gibi görünse de aslında bundan çok daha fazlasıdır. Roman, İstanbul'un arka sokaklarını, yoksulluğunu, dışlanmış insanlarını ve toplumun görmek istemediği yüzünü anlatır. Suat Derviş'in başarısı da burada ortaya çıkar. O, okuyucusunu sadece bir aşk hikayesine değil, aynı zamanda dönemin sosyal gerçeklerine de tanık eder. Fosforlu Cevriye, toplumun "düşmüş kadın" olarak damgaladığı bir karakterdir. Fakat roman ilerledikçe onun yalnızca bu sıfatla açıklanamayacağını görürüz. O, seven, özleyen, fedakarlık yapan, umut eden ve hayal kuran bir
Aşk
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,640 okunma
Puan vermedi·
Bugün bize basit geliyor: Bir adam düşüyor. Bir polis peşinden koşuyor. Bir kapak açılıyor ve adam kayboluyor. Ama 1920'lerde Rus avangardı buna bayılıyordu. Çünkü onlar için gelecek; müzelerde değil, sokakta, sirkte, kovalamacalarda ve kaosun içinde doğuyordu.
Sinemada Göstergeler ve AnlamPeter Wollen · Metis Yayıncılık · 201484 okunma
Al bakayım şu diyetini!!
10/10
·204 syf.··
2026 39. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:44
Ömer Seyfettin aklıma Diyet hikayesiyle kazınmış bir yazardı. Yıllar sonra umumi bir kitaplıkta Gizli Mabet adlı eseri görünce anılarımı tazelemek adına okumaya karar verdim. Kitabın giriş kısmında yazarın Türk Edebiyatımıza katkıları, kendi döneminde etkilendiği kişiler ve düşünce akımları özetle anlatılmış ayrıca kısa bir şekilde yaşamıda yazılmıştır. Kitapta bulunan Ömer Seyfettin’in kaleme aldığı kıssadan hisse hikayelerde (1910-1920) İstanbul ve Osmanlı coğrafyasının havasını buram buram teneffüs ediyorsunuz. Hikayelerde yer verilen karakterlerin iç dünyası ve yaşama biçimleri dönemin zorluklarından izler taşımakta. Hikayelerin kısa ve merak uyandırması okuyucuyu sıkmadan sonuca ulaşması benim en beğendiğim yanı oldu. Ayrıca hikayelerde mekanların aşırı güzel ve kolay betimlenilmiş olması o kadar güzel ki tabiri caizse "yağ gibi akıyor mübarek.” Diyaloglar gündelik hayatta kullanılan samimi sohbetlerle süslenilmiş dönemin kozmopolit yaşamı tebessüm ettirerek eleştirilmeye çalışılmış. Çok fazla yazacağım kısımları mevcut ama tadı kaçsın istemiyorum. Siz en iyisi bu kitabı okuyarak deneyimleyin. Keyifli okumalar :)
Edebiyat
Gizli MabetÖmer Seyfettin · Kurgan Edebiyat · 2013901 okunma
"Hazar Sözlüğü" Üzerine
Puan vermedi·318 syf.··
2026 2. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 15:19
Bu zor, hatta çok zor eseri basitçe değerlendirmek gerekirse geleneksel bir romandan ziyade okurun da bizzat inşasına katıldığı bir edebi yapboz olduğunu söyleyebiliriz. ​Tarihi bir kurgu yaratırken, örneğin 1920 yılının puslu Kasım ayındaki İstanbul atmosferini inşa ederken, gerçek tarihi figürlerle kurmaca karakterleri sırıttırmadan harmanlamak metnin inandırıcılığını belirler. Paviç, bu kitapta tam olarak bu yaratım özgürlüğünü merkeze alıyor. Kaybolmuş bir imparatorluğun tarihsel boşluklarını; sahte alıntılar, rüya okuyucuları ve uydurma kaynakçalarla öylesine akademik bir üslupla dolduruyor ki, bir noktadan sonra neyin tarihsel bir gerçek, neyin yazarın dipsiz hayal gücü olduğunu ayırt etmek imkânsızlaşıyor. ​ ​Kitabın sözlük formatında olması, okuma eylemini pasif bir süreçten çıkarıp okuru oyunun bir parçası haline getiriyor. Kelimelerin etimolojik kökleri ve diller arasındaki bağlar üzerine kafa yoran, sözcüklerin izini süren bir zihin için bu doğrusal olmayan yapı aslında büyük bir serbestlik sunuyor. Yazar, zamanı ve mekânı parçalayarak her bir maddeyi farklı bir dönemin yankısı olarak bırakıyor ve okura "Kendi hikâyeni kendin birleştir" diyor. ​ ​Özetle Hazar Sözlüğü, klasik bir giriş-gelişme-sonuç beklentisiyle "okunup bitirilecek" bir kitaptan çok, "içinde dolaşılacak" bir müze gibidir. Karakterlerin rüyalar aracılığıyla birbirinin zihnine sızdığı, gerçeğin cinsiyete veya bakış açısına göre alternatiflere bölündüğü bu metin, edebiyatın sınırlarının ne kadar esnetilebileceğinin en somut ve cesur kanıtlarından biridir.
Hazar SözlüğüMilorad Paviç · Agate Yayıncılık · 2001172 okunma
Reklam
Reklam