Sineklerin Tanrısı kitabında insanı, içindeki kötülüğü ve kötülüğün toplumda nasıl olup da bulaşıcılığı yüksek bir salgın etkisi yarattığını anlatıyor William Golding. Oysa sadece çocuklar var kitapta bir de domuzlar ve bir de Sineklerin Tanrısı. Çocuklar var çünkü sadece kendini değil insanı ve toplumu da anlamak isteyen okura insanın doğasını, en primitif hali ile nasıl yaşadığı, nasıl düşündüğü ve nasıl davrandığını göstermeye çalışıyor.
Ülkelerinde sürmekte olan ve gelecekte bir atom savaşına dönüşmesinden korkulan savaştan uzaklaştırabilmek için altı ile on iki yaşları arasında bir uçak dolusu çocuğu güvenilir bir yere götürürken içinde bulundukları uçak düşürülür. Sonradan anlaşılıyor ki insan eli değmediğinden olsa gerek, uçağın düştüğü, bu alegorik ( simgesel anlamları olan ) hikayenin geçtiği yer, aslında dünyanın cenneti andıran adalarından biridir. Ancak başlangıçta neredeyse uçağın düştüğüne sevinen, orda olmaktan mutlu olan çocuklar gün geçtikçe bir cehennemin ortasında bulurlar kendilerini.
Neden Sineklerin Tanrısı? İnanışa göre cehennem hükümdarları, düşmüş dokuz meleğin oluşturduğu koronun şefi Baalzebub, İncil’de geçen adıyla şeytanların efendisidir. ‘Baal’, Kenan Ülkesi’nin çok tanrılı inancına göre en kudretli tanrı anlamına gelirken İbraniler, Kenan Ülkesi’ni işgal ettiklerinde bir aşağılama, yerme amacı güderek olsa gerek bu adı sineklerin yaratıcısı, tanrısı, efendisi, ‘Baalzebub’ olarak anlam değişikliğine uğratırlar. ‘Baal’ İbranice efendi anlamına gelirken bu anlam değişikliğinde baal – beetle (kanatlı böcek) kökeni kullanılmış olabilir ki İngilizler de kutsal kitaplarında şeytanı Beelzebub olarak adlandırmışlar. Sineklerin Tanrısı’ nın, insanın nefsini, kibrini besleyerek kötülüğe yönelttiğine inanılıyor. Golding’in anlatmaya çalıştığıysa