Bir Demokrasi Prova Kesiti: İstişare mi, İtaat mi?
"Gazi Hazretleri, bu kez, hanıma geri oturmasını ve bana da ileri gelmemi emrettiler, 'Daha ne düşünüyorsun?' diye sordular. 'Paşam,' dedim, 'bana hitap ederek beni şereflendiriyorsunuz. Benim de prensibim, size karşı düşündüklerimi olduğu gibi söylemektir. Fakat bu da sizi sinirlendiriyor. Şimdi ben ne yapayım?' dedim. 'Sinirlenmeyeceğim! Düşündüklerini söyle; buyurdular. 'Pekâlâ! Fırka kurmanın gayet tabii ve hazır bir yolu vardır, dedim. 'Zatı devletlerince de malumdur ki, bizim fırkamızda bugün bile, birbirleriyle anlaşamamış ve ilk fırsatta çarpışmaya hazır iki unsur vardır: Terakkiperver ilericiler, muhafazakârlar ve gericiler... Bunlar bugün aynı fırkanın bayrağı altında toplanmışlar, yan yana oturuyorlar. Fırka ve Meclis'te bunlara serbest düşünmek ve serbest hareket imkânı verilirse fırka kendi kendine iki cepheye ayrılır ve bu cepheler gittikçe iki fırka halini alır, dedim. Gazi Hazretleri kahkahayla güldüler: Bu fikir profesör beyin başına gelmiş de kimsenin aklına gelmemiş. Hayır, ilk düşüncemiz bu oldu. Fakat o bırakmadı,' diyerek İsmet Paşa'yı işaret ettiler. İsmet Paşa benim karşımda oturuyordu. Ben, İsmet Paşa'ya sordum: 'Paşa, neden bırakmadınız?' Paşa, o dudaklarında eksik olmayan gülümsemeyle, Ben isterim ki, benim taraftarlarım belli olsun, dedi, 'On kişi olsun, arkamdan tabur gıbi gelsin! Yoksa bu gün burada, o gün orada. Ben bunu istemem!' Bana hitaben, 'Fırkada ve Meclis'te serbestsizlikten bahsettiniz. Siz ne zaman sôz istediniz de verilmedı, yahut söylemekten men edildiniz?' diye sordu. 'Resmen cevap isterseniz hiçbir zaman, fakat hakikati isterseniz daima! Çünkü…’ dedim, 'serbesti öyle bir şeydir ki sizi kuşatan havadır. O hava kurutulursa, elbette ki kimsede ne söz istemek ne söz söylemek hevesi kalır. Barem Kanunu münasebetiyle söz aldım,
Sayfa 46 - 47. Sayfa·Kitabı okuyor
Alıntı
Özellikle 1930'larda Hitler faşizminde canavarlaşan soykırımı, uygarlık masallarına karşın insanlığın henüz vahşet çağında bulunduğunun en büyük kanıtıdır. İsrailoğulları, yüzyıllarca sonra, vatanlarını yeniden ele geçirmek için, Tanrı gücünü bir yana bırakıp, çağımızda en geçerli güç olan para gücüne başvurdular ve Filistin'i satın aldılar. Çağımızın bir uygarlık çağı olmayıp bir vahşet çağı olduğunu bir kez daha kanıtlamak için şimdilerde, vaktiyle Hitler'in kendilerine uyguladığı soykırımını Filistin Araplarına uyguluyorlar.
kitabın birinci basımı 1970 ... orhan abi olayı bu şekilde değerlendirmiş·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
M. Gorki, bir Amerikan dergisinin sorularını yanıtlarken (Temmuz 1930'da): "Güzelleştirmek ve zenginleştirmek için o kadar zahmet çektiğimiz eşsiz dünyamız, şimdi para kazanmaktan başka bir şey yapmasını bilmeyen insanların oluşturduğu en alçak bir topluluğun hayasız ellerinde" diyerek emperyalistleşme sürecindeki yabancılaşmayı ifade ediyor.
Sedat Ulugana'ya göre "Kürt aydınları, ilk defa 1913'te Salin Bedirhan'ın Rojî Kurd dergisinde tartışmaya açtığı, 'Kürdistan'ın kurtuluşu silah-savaşla mı yoksa eğitim-barışçıl yöntemlerle mi mümkün" temalı 'kılıç-kalem' metaforunu, 1930'da Hawar dergisinde yeniden işlemeye başlarlar" ("Kürdistan Fedaisi" Muşlu Hilmi Yıldırım" 29). Özellikle dilsel olmayan nedenlerin çözümlenmesı o cemaatin iradesi ve arzusu dışından tecelli ediyorsa siyasal alanın dışındaki mücadele alanları daha fazla değer kazanabilir. Kalem ile kılıç arasında gelgitli, birbirini besleyen; kalemin kılıcı resmedip parlattığı, kılıcın kalemi kalemtıraş edasıyla kullanılır hale getirdigı dayanışma, müzakere ve istişare ağları olmakla birlikte, her iki meraforun da birbirine karşı pozisyon aldığı çatışma alanları da vardir.
Osmanlı belgelerinde uzun süre Konstantiniyye adı yazıldı. Halk arasında ise İstanbul yaygındı. 1930 yılında şehir için resmi olarak yalnızca İstanbul adının kullanılması kabul edildi.
Sayfa 14·Kitabı okudu
İsyan neden 1936'da patlar? 1929'da ABD'de başlayıp kısa sürede dünyayı saran büyük buhran ( 20 yüzyılın en büyük ekonomik krizidir). Filistin ekonomisini de boğaza sokar. 1928'de ABD ve Kanada'nın artan Yahudi göçüne karşı koyduğu kota, Hitler’in Alman yahudilerine uyguladığı baskılarla birleşince , 1930'larda Almanya ve Avrupa'da Filistin'e göçler bir anda ikiye katlanır. Öyle ki 1931'de 174.000 olan yahudi nüfus 1936'da 382 bine yükselir; yani sadece 5 yıl içinde manda topraklarındaki yahudi oranı; yüzde 19'dan %28'e çıkar. Kaynakları sınırlı olan Filistin, böylesine hızlı bir nüfus artışını kaldırabilecek durumda değildir. 1935'te yahudilerin elindeki toprak parçası, yüzde beşi kadardır; ama problem, bu toprakları etkili dikili alanların %10'unu teşkil etmektedir. GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa 15-16-17 Dipnot)