Sait Faik Abasıyanık'ın öykücülüğünü üç döneme ayırıyoruz.1930'lu ve 40'lı yıllardaki gözlemci ve gerçekçi ilk dönemini, ikinci dönemi olan 1950'lerde bireyci, sürrealist ve doğa odaklı olgunluk dönemini yaşayan Sait Faik Abasıyanık, üçüncü dönem öyküleri olan Alemdağı'nda Var Bir Yılan adlı öyküsünde de görüldüğü gibi daha soyut konuları işlemiştir. Onun öykülerinde dikkat çeken homoerotizm, en çok da son dönem öykülerinde fark edilmektedir. O güne kadar açıkça anlatamadıklarını hiçbir şeye aldırmadan görülmemiş bir gözü peklikle yazmaya başlar. Öyküleri her ne kadar otobiyografik özellikler taşısa da okur olarak anlatılanları gerçek kimlikleriyle örtüştürme alışkanlığımızdan vazgeçerek, kitaplarda yazar-anlatıcı unsuru gerçeğini göz ardı etmemek gerekir.
Medarı Maişet Motoru adlı öyküde sayfa 49'da yer alan şu satırlara bakalım: "Eğiliyorum. Bu açık dudaklar, yarı açık gözleriyle uyumuş arkadaşımı öpüyordum.. Belki ömrümde ilk ve son defa bir insanı, bilinmedik bir yerimde yıkanmış arzularımla bir daha, bir daha öpüyorum."
Anlatıcının çocukluğunu anlatırken arkadaşlarından bahsettiği bu satırlarda, Odisiya'ya duyduğu arkadaşça sevgi ergenlik dönemi duygusallığından ibaret görünse de homoerotizm içermektedir.
Bülbülü Öldürmek, 1930'ların Amerika'sında, ırkçılığın ve adaletsizliğin gölgesindeki bir kasabada haksız yere suçlanan bir siyahiyi savunan avukat Atticus Finch ve çocuklarının gözünden büyüyen bir adalet hikayesini anlatıyor. Harper Lee, küçük Scout’un saf dünyası üzerinden toplumsal önyargıları, vicdanı ve insanlığı sorgularken, sadece kendi şarkısını söyleyen masumların—yani "bülbüllerin"—öldürülmemesi gerektiğine dair zamansız bir mesaj veriyor.
Yani 1930 lu yıllarda yazılmış kısa kısa öyküler anlatımın üstünden yaklaşık 100 yıl geçince dili anlamak çok zor oldu, 3 günde zorla bitirebldim ve galiba bir şey anlayamadım
SemaverSait Faik Abasıyanık · Yapı Kredi Yayınları · 202515,2bin okunma
Agatha Christie'nin en önemli eserlerinden biri olan Doğu Ekspresinde Cinayet, 1933 yılında kaleme alınmış ve 1934 yılında yayımlanmıştır. Romanın İstanbul'daki Pera Palace Oteli'nde yazıldığı söylense de bu konuda net bilgiler bulunmamaktadır. Yazar, romanı yazarken Lindbergh olayından esinlenmiştir. Eser ayrıca yazarın ikinci eşi olan Max Mallowan'a ithaf edilmiştir.
Romanda trende işlenen bir cinayet ve katilin bulunma süreci konu alınmaktadır. Ünlü dedektif Poirot, katilin bulunması sürecinde önemli bir rol oynar. Keskin zekâsıyla trendeki herkesi sorguya çekerken vicdanıyla da yüzleşmek zorunda kalır.
Bu noktada önemli bir soru devreye giriyor: Vicdan mı, adalet mi? Neden para adaleti satın alacak kadar güçlüdür? Peki paranın gücü vicdanı satın almaya yeter mi? Adaleti para karşılığında satın alan insanlar bir gün Allah'ın huzurunda nasıl hesap verecekler? Hiç mi vicdan azabı yaşamıyorlar? Geceleri nasıl uyuyorlar? Kabus görmüyorlar mı? Hiç mi kaybetme, tükenme ya da bir gün bedel ödeme korkuları yok? Bunlar nasıl insanlar?
Evet, yine bir Kumrike ve kafasında deli sorular...
Tüm insanlar masum doğar. Onları kötülüğe iten şey aileleri, çevreleri ve içinde bulundukları şartlardır. Buna inanıyorum. Ama yine de bir çocuk katiline karşı merhametli olamıyorum ve katilin ödediği para karşılığında özgür bırakılmasını aklım da vicdanım da kabul etmiyor.
Bundan yaklaşık otuz yıl önce üvey kızına yaptığı kötülüklerle tanınan bir kadın vardı bizim köyde. Ben o küçük kızın acısını hâlâ hissediyorum ve o üvey anneye bugün bile selam vermiyorum. İçimden gelmiyor. Çocuklar masumdur.
Kitabı okurken katilin peşine düşmek yerine sürekli "neden?" diye sordum. Çünkü karakterlerin hepsi kendi dünyalarında yaşıyor gibiydi. İnsanların davranışlarının altında yatan nedenleri
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri 1926/1930 tarihleri arasında sürgün edildiği Barla'da bu eseri telif etmeye başlamıştır. Dönemin seyru seferi değerlendirildiğinde Osmanlı Döneminde Kanuniyle başlayıp sonraları 1826'da 2.Mahmud'un yeniçeri ocağını kaldırması 1839 tanzimat fermanı 1856 Islahat Fermanı 1878 1.Meşrutiyet sonraları Cihan harbiyle kurulan yeni Cumhuriyetin esas aldığı ve temelde Avrupa Amerikanın bizden üstün olduğu onları mutlak taklit ve takip etmemiz gerektiği inancı bu coğrafyadaki siyasetçilerde güçlenmiş ve yeni reformlar düzenlenmiştir. Avrupa kilisenin siyaset yapmasını engelleyince ilerlediğinden topraklarımızda dini siyasetten ayırırsak ilerleyeceğimiz düşüncesi filizlenmiştir. O zamanki koşullarda Bediüzzaman Said Nursi bu cereyan ve ideolojilerin saldırısının İslamın İman esaslarına dair şüphelere ve saldırılara yol açacağını öngördüğünden İman Esaslarını ispat etmek ve müminlerin izzetlerini hissettirmek ve ispat etmek gayesiyle bu eseri telif etmiştir. Eser genel olarak İslamın iman esaslarını izah eden imanın neden değerli olduğu olması gerektiği imansızlığın yol açacağı tehlikeleri temsil yoluyla örnekler hikayelerle izah ve ispat etmiştir. Şuan dünyada pek çok ülkede okunmakta olan bu eseri bilhassa Üniversiteler tarafından ders olarak okutulması gerektiği ihtiyaç ve lüzumu göz önüne çarpmaktadır. Okuyanın iyi ki okudum dediği bir eser olacağı muhakkaktır
SözlerBediüzzaman Said Nursî · Söz Basım Yayın · 20126,8bin okunma