“Aptal olmamak, bilgeliğin başlangıcıdır.“
Horatius
Eserin yazarı Christoph Martin Wieland (1733-1813), Alman mütercim, şair ve de yazar. Mütercim olarak Shakespeare'in 22 tane oyununu Almancaya ilk defa çevirip yayımlamıştır. Kendisinin en mühim eseri ise okumuş olduğum Abderalılar romanıdır.
Abderalılar, ilk defa 1774 senesinde tefrika edilmeye başlanıyor ve kitap olarak da ilk baskısı 1781 senesinde yapılıyor. Abderalılar için felsefi unsurlar da içeren bir tarihî roman diyebiliriz. Zâten Wieland'ın kendisi de bu eseri için "Dahi İle Dar Kafalılar Üzerine Bir Felsefe Romanı" ifadesini kullanıyor
Abdera, malûm olduğu üzere bir Yunan antik şehridir. Milattan Önce 7. asırdan itibaren tarihî kayıtlarda yerini alıyor. Abdera halkının karakteri tarif edilirken öne çıkan özellikleri için şunlar söylenir: Çabuk parlayıp çabuk sönen, dar kafalı, dar görüşlü, çoğunluğun güldüğüne ağlayan ve çoğunluğun ağladığına gülen, tuhaf takıntıları olan, kendilerini akıllı zanneden, bilge biriyle karşılaştıklarında onu yermeye çalışan değişik bir millet.
Meselâ Abderalı bir düşünür olan Demokritos'un bunlardan çekmediği kalmıyor. Eserde de geçtiği üzere Demokritos, bu dar kafalara laf anlatamadığı için şehrin ücra bir yerine gidip orada yaşamaya çalışıyor ama Abderalılar kendisini orada da rahat bırakmayıp sık sık ziyaretine gelip tuhaf sorularla rahatsız etmeye devam ediyorlar. Hatta bu da yetmiyor ve devrin meşhur hekimi Hippokrates'i davet edip ondan Demokritos'u deli ilân etmesini bile istiyorlar.
İşte Wieland, bu eserinde, Abderalıları mizahi bir üslup ile hicvederek anlatıyor. Yazarın bu dar kafalı insanları psikolojik olarak tahlil edip, tasvir etmesi oldukça başarılı. Zâten metni okuduktan sonra da anlıyoruz ki aslında Abderalılar hâlâ yaşıyorlar ve onların neslinden
AbderalılarChristoph Martin Wieland · Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları · 1992146 okunma
Son okuduğum iki kitap da bana şunu düşündürdü.Dünya'nın neresinde olursanız olun kadın olmak kolay değil.Güney Kore'de yaşayan Kim Jiyeong'un hikayesi...Ben bir solukta okudum, güzel bir kitaptı bence.
Selamünaleyküm.
Şefikurrahman en-Nedvî, Hindistan ulemasındandır. Bu kitabı da 1982 yılında kaleme almış. O günden bu yana teveccüh ve kabul görmüş, birçok baskısı yapılmış ve müfredat kitabı olarak okutulmuştur.
İlmihal tadında bir eser; ancak ilmihallerde bulunan akaid, peygamberler tarihi gibi bölümler yer almıyor. Taharet, namaz, cenazeler, oruç, zekât, hac ve kurban olmak üzere yedi bölümden oluşuyor.
Bir iki yer hariç ihtilaflara girmeden, konuları kısa, öz ve anlaşılır bir şekilde anlatmış. Hatta konuların daha kolay anlaşılması için maddeler hâlinde sıralanmış. Gerçekten tam bir başlangıç kitabı.
Ben çok severek okudum, tavsiye ederim.
"Sevgili Leylâ'cığım,
...
Şimdi en güzeli Boğaz'a gelen bahardır. İstanbul'da sen ve Arnavutköy'den başka hiçbir şey özlemedim."
Berlin, 27 Mart 1982 (s:28)
Tezer Özlü'nün Leylâ Erbil'e yazdığı mektupların bir kısmını okuyoruz bu kitapta. Önsözde birbirlerine yazıkları mektupları yayımlama sözü verdiklerini söylüyor Erbil. Tek yönlü mektuplardan oluşan kitapta, yakın arkadaşı Özlü'yle ilgili düşüncelerine yer vermiş Erbil mektupların hemen öncesinde, içten ve güçlü bir dostluğun kanıtı delilinde bu cümleler.
Birbirlerine verdikleri sözü tutmak adına yayıma hazırlıyor bu mektupları Leylâ Erbil ve şöyle anlatıyor arkadaşı Tezer Özlü'yü: "Hepimizin hayatında karşılaşmaktan, dostluk etmekten pişmanlık getirdiğimiz insanlar olmuştur. Hayatımızı güzelleştiren karşılıklı olarak yüreklerimizi değiştirdiğimiz insanlar da. Tezer Özlü benim yaşamımda, ne şanslıyım ki sayıları pek de az sayılamayacak derin dostluklar kurabildiğim bir kişi olarak yerini aldı."
1982-1986 yılları arasında yurt dışında yaşadığı zamanlarda arkadaşlarına ve ara ara eski günlere duyduğu özlem, kızı Deniz, Hans'la olan yeni evliliği, abisi Demir Özlü, ülkenin genel durumu, aile ilişkileri, hastalık ve tedavi süreci ve pek tabi edebiyattan nasibini alan mektupları okuyoruz. Bazı mektuplarla gelen kartpostallar da var kitapta ve hatta Özlü'nün el yazısıyla mektupların aslı, nasıl kıymetli.
Kurmaca dışı okumak kolay olmuyor benim için fakat anı, anlatı, otokurmaca okumayı seviyorum. Tezer Özlü'nün kaleminden dökülen samimi cümlelere eşlik ettiğim için mutluyum. İki sevdiğim yazarın ve iki iyi arkadaşın hislerine ortak olmak güzel bir okuma deneyimi sundu. Özlü'nün yazdıklarından çıkarımla Erbil'in cevaplarını ya da önceki mektubu tahayyül edebildim -bir nevi oyun gibi oldu- fakat mektuplar karşılıklı
Beni derinden etkileyen bir kitap oldu. Hangi dile çevrilirse çevrilsin okuyan her kadının kendi hayatına dair en azından bir kaç şey bulabileceği bir kitap. Kitapta benden kilometrelerce uzakta olan bir ülkeden, o ülkenin değerlerinden, yaşamından, kadınlarından bahsediliyor. Ama bu kadar çok ortak nokta bulunmasına şaşırıyorum. Kitaptaki karakterimiz normal, sıradan bir hayatı olan bir kadın. İyi bir eşi, bir yaşında güzel bir kızı var. Bir gün depresyon sonucunda etrafındaki insanları taklit etmeye başlıyor. Eşi ilk başta ciddiye almasa da sonradan olayın ciddiyetini kavrıyor. Karakter iyileşiyor mu mechul çünkü sonra kadının hayatını okumaya başlıyoruz.
Okurken de benzerliklerimiz yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Erkek çocuk sevdası, çalışma hayatının zorluğu, erkeklerin kadınları objeleştirmesi gibi konulara dokunuyor.
Bunları yazarken annemin sende erkek çocuklarına karşı bir agresiflik var demesini hatırladım. Hamileyken hep kız istedim ama Allah erkek evlat nasip etti. Umarım onu istediğim gibi yetiştire bilirim. Umarım gelecekte eşine, ailesine dünyada cenneti yaşatan bir adam olur. Kendime elimden geleni yapacağıma söz veriyorum.
Amnon Kapeliouk, bu kitapta 1982'de Lübnan'ın Beyrut kentindeki Sabra ve Şatila Filistin mülteci kamplarında yaşanan katliamı araştırmacı bir gazetecilik çalışmasıyla ele alır.
Kapeliouk'a göre katliam, Lübnanlı Hristiyan Falanjist milisler tarafından gerçekleştirilmiştir; ancak İsrail ordusu kampları kuşatmış, milislerin girişine izin vermiş ve katliam sürerken müdahale etmemiştir. Bu nedenle İsrail yönetimi ve askeri komutanlığı dolaylı sorumluluk taşımaktadır.
Kitap, olayları kronolojik biçimde aktarır, tanıklıklara ve resmi raporlara dayanır ve binlerce sivilin öldürüldüğünü vurgulayarak katliamın insani ve siyasi sorumluluk boyutunu ortaya koyar.