İnsan yaşadıklarından veya başka yaşantıların tanıklığından edindiği tecrübelerle çoğu zaman kendine en doğru rotayı çizmeyi hedefler. Evlilik de tecrübelere ihtiyaç duyduğumuz bir hâl olduğuna göre kitabı okumak doğru rotayı çizmemize yardımcı olacaktır. Önemli bir karar olan evliliğin sürecini kısa sürede tamamlamak yanlış olur. Sürece yaymalı ki; insan önce kendini, eş adayını, eş adayının ailesini ve içinde yaşadıkları toplumun kültür birikimlerini tanıyabilsin. Evlilikte Sen ve Ben ayrılığı mı olacak yoksa Biz birlikteliği mi? Kitabın evlilik düşünen birçok kişiye ışık olacağını düşünüyorum. Evlendikten sonra okumayı düşünenlerin de yaşadıkları süreci daha iyi tahlil edebilmelerine olanak tanıyor. Böyle geldi böyle gider düşüncesinin yanlış olduğunu da vurgulamaktan kaçınmıyor. Örneklerle bezenmiş bu kitap evliliğinizde eşiniz ve sizin Kuzey Yıldızınızın aynı yönde mi yoksa farklı yönlerde mi olduğunu sorgulatarak ilişkiye bakışta başka bir pencere açıyor. Ben okurken çok keyif aldım. Sizlere de keyifli okumalar dilerim.
Dr. Frankl, Nazi kamplarında birçok olaya şahit olmuş ve bizzat yaşamış bir psikolog olarak insanın her şeyini kaybettiğini, hayatının hiçbir anlamının olmadığını düşündüğü anlarda bile neden yaşamını sonlandırmak istemediğinin cevaplarını sunuyor bu kitabında. İnsanın anlam arayışı, insanlığın varoluşundan bu yana hep var ve insan var olduğu müddetçe olmaya devam edecek. Bu arayışı "Logoterapi" ile açıklamaya çalışırken Freud'un kuramından ayrılan yönlerini de belirtiyor. Kısa olmasına rağmen okudukça birçok alıntı yapmama neden olan bu kitabı hayatının bir anında dahi anlam arayışına düşmüş herkese tavsiye ediyor, keyifli okumalar diliyorum. Ayrıca kitabı tavsiye ederek okumama vesile olan Oğuz Aktürk'e teşekkür ediyorum.
Süheylâ'nın kendini bulma yolunda başta mütereddit sonra sağlam ve emin adımlarla ilerleyişini, edebiyatımızda özellikle Divan Edebiyatı' nda sıkça telmihte bulunulan o güzel Kıssa-i Yusuf'lara farklı pencereden bir bakış ile sunuyor bizlere Mustafa Kutlu. Leyla'yı ararken Mevlâ' yı bulmak dediğimiz şey esasında Leylâ ile Mecnûn'un hiç kavuşamamış olmasıydı. Züleyhâ'nın Yûsuf'u ararken Mevlâ' yı bulmasıydı. İşte Süheylâ da Engin'ini ararken yüreğinin engin denizlerine dalıyor ve hakikate uzanan ipe tutunuyor. Yazarın kaleminin güzelliği dillerde dolaşıyorken bize pek bir şey söylemek düşmez. Yoksulluk zenginlikte, mal, mülkte değil gerçekten içimizde aranması gereken bir durum. İnsanlar aynayı hep dış güzelliği görüp mest olmak için kullanırken, Mustafa Kutlu aynayı içe tutuyor, içimize, yüreğimize, ruhumuza. Kesinlikle önemli bir noktaya değindiği bu hikayeyi okuyun, okutun efendim.
Spoiler İçerir
Zehra öğretmen ekseninde başlayan romanda onun genç yaşına karşın ne kadar titiz, disiplinli ve idealist bir muallim olup, toplum tarafından el üstünde tutulan artık adıyla bir anılmaya başlanan okulu methedilir. Fakat Zehra öğretmenin; doğruluk, temizlik, fedakârlık hastalığı onda insanlığın en kıymetli bir kabiliyetini öldürmüştür: Acımak kabiliyeti...
Derse geç kalan ya da haylazlık eden öğrencileti dışlar ve onlardan bir hastalık gibi bahsederken bir kez olsun bu davranışların gerekçesini sormamış, fakirliği karşısında ezilen öğrenciye dahi acıma nazarıyla bakmamıştır. Nitekim, küçük yaşta başına gelen bazı olaylar şimdiki karakterinin temelini oluşturur. Acımak duygusuna sahip olmayışının müsebbibi onun nazarında daima babasıdır. Tüm ailesinin ölümüne sebep olan, orada burada kadınlarla gönül eğlendiren, daimî bir içki sarhoşluğu ve mahmurluğunu üzerinden atamayan babası, ölüm döşeğinde dahi kızı tarafından ilgi, alaka ve acıma duygusuna mazhar olamayacaktır. Lâkin Zehra öğretmenin ani kararı ile bu zavallı adamın yanına gitmesi onun ölümünde denk gelmiştir. Bu durum bir yandan hayli üzücü olsa da bizce kızı tarafından zavallı adamın son nefesinde dahi birçok önyargıyla tartaklanacağını tahmin etmek güç olmayacağından bir nevi iyi olmuştur. Zehra öğretmen babasının hatıra defterine ulaşmış saatlerce okumuşken, daima bilgili kabul edilen bu kız esasında babasına karşı oldukça cahil olduğunun farkına varmıştır. Tüm yaşananlar anne ve anneannesinin suçuyken tabiri caizse günah keçisi olan babası Mürşit Efendi koyu bir karanlığa sürüklenmiştir. Tüm gerçeği olduğu gibi öğrenen Zehra öğretmen, hayattaki tek varlığı olan onu en çok sevip, düşünen insanı önyargılarının tuzağında yitirmiştir. Gönlü şefkat ve acıma ile dolan bu muallimenin tek eksiği de
İrade terbiyesinin ne denli mühim olduğunu birçok yönüyle örneklendirerek anlatan, yer yer notlar almaktan kendinizi alıkoyamayacağınız kişisel gelişim için okunması gereken harika bir çalışma.