Arıza sifatlarda Aslolan Yokluktur.
Asagidaki yazilanlar kitap haricindeki aciklama ve orneklemelerdir
1.Hukuki Mantık: Borcun varlığı ilk başta sabitlendikten sonra, borçlu kişi "Ben o borcu geçen ay elden ödedim" veya "Alacaklı bana borcumu hibe etti, beni ibra etti (borçtan beraat ettirdi)" diye yeni bir iddia ortaya atarsa, mahkeme derhal durur. Bu durumda söz hakkı yeminle birlikte alacaklıya geçer. Çünkü alacaklı, borcun ödenmediği yönündeki eski (sabit) durumu savunmaktadır ve borçlunun yeni iddiasını inkâr etmektedir.
Bir borç davasında ilk aşama, borcun varlığının kesinleşmesidir. Borç ya borçlunun kendi ağzıyla "Evet, benim bu kişiye borcum var" demesiyle (ikrar) ya da alacaklının getirdiği şahit, senet, banka dekontu gibi kesin ispat vasıtalarıyla (delil) hukuk karşısında "sabit" (kesin) hale gelir. Bu aşamadan sonra artık o borç hukuken doğmuş ve iki tarafça da kabul edilmiş bir gerçektir.
Buradaki altın kural şudur: Borcun "ödenmesi" veya "silinmesi" sonradan gerçekleşen, yeni bir olaydır (ârızî niteliktedir). Yeni ortaya çıkan bu olayın (ödemenin) asıl durumu ise "yokluğudur" (yani henüz gerçekleşmemiş olmasıdır). Borç bir kere sabit olduysa, o borcun ortadan kalktığı kesin olarak kanıtlanana kadar borçlunun zimmetinde kalmaya devam eder. Şüpheler, kesinleşmiş borcu düşüremez.
Ahmet Bey (Sermaye Sahibi), ticaret yapması için Mehmet Bey’e (İşletmeci) 100.000 TL sermaye vermiş olsun. Dönem sonunda Mehmet Bey gelip, "Ahmet Bey, piyasa çok kötüydü, dükkanın masraflarını ancak çıkardık, hiç kâr elde edemedik" derse, mahkemede Mehmet Bey’in sözü esas alınır. Ahmet Bey, "Hayır, sen kesin kâr ettin, benden gizliyorsun" diyorsa, Mehmet Bey'in kâr ettiğini gösteren fatura, defter kaydı veya şahit gibi somut bir delili mahkemeye sunmak zorundadır. Sunamazsa