25 Eylül 1945
"Yaşamak: ümitli bir iştir sevgilim, Yaşamak: seni sevmek gibi ciddi bir iştir..."
Şiir
Soyguncu Sermaye ve Siyaset İlişkileri Son günlerde ülkemizin sorunu sermayenin emeği, ülkeyi soyması olduğu halde bir holdingin yaş günü bu ülke de herkesin kutladığı bir görüntü olarak kitle imha silahı medya tarafından sunulması bilinçli kötülüğü aklamak adına bir çabaydı. Son çeyrek yüzyılda başta Tüpraş olmak üzere enerjide toptancı ve perakende satış gücü mevcut siyasi yönetim tarafından adeta bu holdinge tekel tehdide dönüşme fırsatı sundu. Siyaset ile sermayenin kavgası danışıklı dövüş oyunudur. Siyaset toplumdan yetkiyi alır sermaye planlarını halka hizmet diye satar. Ülkenin doğal kaynakları ve emek sermaye tarafından sömürge edilir. Sözde planlı ekonomi olduğu dönemlerde bile bu küresel destekli soyguncu sermaye korunmuştur. Planlı kamu ekonomisinde tekel sektör oluşturmak mümkün değildir. Bu holding minibüs satarak zengin olsun diye metro ile elli yıl gecikmeli o olanağa sahip olabildik. Yine biz oluruz vb bayileri aracılığıyla verdiği mesajlar oldukça üzücüdür. Sermaye kanlı askeri ve sivil darbelerle zengin edilmiş utanmazlığın zirvesidir. Bunların siyasette, medyada ve algı operasyonu aracı olarak kimsenin farkında olmadığı lobileri vardır. Holding iktisatçıları ve bilgisini, emeğini satan uzman kadroları vardır. Devletin içinde bürokrasi de kullandıkları unsurlar vardır. Çünkü ele geçirdikleri sektörler para basarak sermeyeye sermaye katan sektörler olup bu gücün hukuk içinde tekel oluşturmayacak, siyasete ayar vermeyecek toplumu soymaya ve bu tür güç gösterileri yapamayacak bir düzeye düşürmek gerekir. 21 Aralık 2015 tarihinden bugüne sermayenin karanlık sicil geçmişini ve son on yılda ki tutumunu takip ediyorum. Çok daha sinsi ve kötülük üretme çabası içine girdiler. Bunu hem içeride siyaset ve dış bağlantılar ile yapıyorlar. Türkiye
Hayata Dair
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
1 Eylül 1936'da Mersin'de doğdum. 10 yaşımda politikaya atılıp Demokrat Parti'nin flamasını salladım. 14 Mayıs 1950'de Demokrat Parti'yle iktidara geldim, ancak iktidar sefam çok kısa sürdü. 1953'te falan iktidarla yollarım ayrıldı. O gün bugündür muhalefetteyim, akıntının ters yönünde kürek çekiyorum, dam yuvağını yokuş yukarı götürmeye çalışıyorum. 27 Mayıs'ın olduğu yıl, yükseköğrenimim sona erdi. Bir süre öğretmenlik yaptım. Albay Talat Aydemir'in 21 Şubat 1962 ayaklanmasında, Polatlı Yedeksubay Topçu Okulu'nda öğrenciydim. Komutanlık kapısında, geceleyin, nöbetteydim. Sabahleyin, elde silah Ankara'ya gönderilmeyi bekledik. Tarafımızı elbette bilmiyorduk. Albay Talat Aydemir'in, 20 Mayıs 1963 ayaklanmasında, Bornova 57. Er Eğitim Topçu Tugayı'nda teğmen rütbesiyle takım komutanıydım. O gün de kışladan dışarı çıkmadık, çıkarmadılar. 1965 ve 1966 yılları hayatımın dönüm noktasıydı. Paris'te ek öğrenim görüyordum. 12 Mart'ta, TRT Televizyonu'nda çalışıyordum, 11 Ağustos'ta gözaltına alındım. 12 Eylül'de, Cunta'nın çıkardığı "Emekli ol, yoksa ben emekli edeceğim" yasasıyla TRT'den uzaklaştırıldım. 1982'den sonra çeviri yaptım, Can ve Telos yayınevlerinde editör ve yayın yönetmeni olarak çalıştım. Yayımladığım yabancı yazarlardan ikisi Nobel Ödülü aldı. 2 Ocak 2000 ile 1 Nisan 2012 tarihleri arasında Hürriyet gazetesinde "Köşe Yazarlığı" yaptım. Bu süre içinde, "Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Röportaj Başarı Ödülü" (2001) ile "Bülent Dikmener Özel Jüri Ödülü"ne (2004) değer görüldüm.
Sayfa 25·Kitabı okuyor
Şerif Hüseyin ailesinin akıbeti
Irak siyaseti üzerindeki İngiliz gölgesi, 1956'da patlak veren Süveyş Krizi'yle birlikte gözle görünür hale gelmişti. Irak Kralı İkinci Faysal'ın, kriz sırasında İngiltere'nin Mısır'a müdahalesini desteklemesi, adeta bardağı taşıran son damla oldu. Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnâsır'ın krizden zaferle çıkması ve Süveyş Kanalı'nı millileştirmesi, onu rol-model kabul eden Iraklı subayları harekete geçirdi. Gizlice hazırlıkları sürdürülen askeri darbe, nihayet 14 Temmuz günü sahneye kondu: General Abdulkerim Kâsım'ın emriyle hareket eden Albay Abdusselam Ârif komutasındaki bir grup asker, sabahın erken saatlerinde radyo istasyonunu ve başkentteki diğer önemli resmi kurumları kontrol altına aldı. Aynı anda kraliyet ailesinin ikamet ettiği Rihab Sarayı da askerler tarafından kuşatıldı. Kral İkinci Faysal, Veliaht Prens Abdulilâh, Abdulilâh'ın eşi Prenses Hiyâm, Abdulilâh'ın annesi Prenses Nefise, Faysal'ın teyzesi Prenses Abadiye ve bunların maiyetindeki çok sayıda insan, sarayın avlusunda kurşuna dizilerek öldürüldü. Abdulilâh'ın eşi Prenses Hiyâm, Abdulilâh'ın annesi Prenseş Nefise, Faysal'ın teyzesi Prenses Abadiye ve bunların mâiyetindeki çok sayıda insan, sarayın avlusunda kurşuna dizile rek öldürüldü. 1939-1953 yılları arasında “kral naibi” sıfatıyla Irak'ı fiilen yöneten Prens Abdulilâh, İngilizlerle yakın siyaseti nedeniyle halkın nefretini kazanmış bir isimdi. 1930'dan itibaren tam 14 defa başbakanlık koltuğuna oturan kurt siyasetçi Nuri Said de, adı Abdulilâh'la birlikte anılan bir başka nefret odağıydı. Saraydaki katliamın ardından ülke yönetimi tamamen dar. beci askerlerin eline geçerken, Nuri Sald'in evi de kuşatma altına alındı. Ancak 70 yaşındaki başbakan, ordu içindeki muhbirleri aracılığıyla darbeyi haber aldığından, birkaç saat önce Bağdat'ı terk
Sayfa 68·Kitabı okuyor
Tarih
Çan Holding Meşrebi Gereği Soyun Dedi
Soyguncu Çan Holdingler Bizi Soymaya Devam Etmelerine İzin Veremeyiz & Tek Yetki Bu Fırsatı Kaçırır ise Kendini Yakmış Olacak Hafif meşrep bir soyucu sermaye bir fıkra ile bilinçaltı ve dili sürçerek niyetini dışa vurdu. Yaratanın sopası böyle çalışır. Kötülüğü kendi çabasıyla bitirir. Bu son rezalet sonun başlangıcı olacak. Bir holding sağlık sektörünü piyasa haline getirmiş hastane açabiliyor. Yüz yıldır Anadolu ve Türk ulusunu soymaya doymamış olmanın verdiği haddini aşan gafı da tam zamanında yaptı. Bunlar İsmet İnönü ikinci adam rolünü ikili anlaşmalar ile Amerika mandası olmayı tercih ettikten sonra Celal Bayar Adnan Menderes operasyonu sonrası çok partili bölücü siyasetin ve her mahallede bir soyguncu kodaman üretmenin sonucu bu şekilde tehdide dönüştüler. Bölücü terör faaliyetlerine destek vermek için medyaya da halkın bir kısmını kışkırtmak için sorun varmış gibi kitle imha silahı medyaya reklam ile destek veren her askeri ve sivil darbe sonrası, her ekonomik krizin hem üreticisi hem vurgun vuran birisi olarak bir halkın ismini vererek o halkın kadınlarının hafif meşrep olduğunu söylüyor ve yanında en küçük bir tepki göstermeyenler ile birlikte utanmadan birde gülüyorlar. Adalet bakanı soruşturma açıyor ve adaletin nasıl işlediği rolünü oynuyor. Holding konuyu izah etmeden üzeri örtülü özür diliyor. Bu tehdidin soruşturma açtık algısı ve özür dilemek ile geçiştirilecek bir konu olmadığını son çeyrek yüzyılda özelleştirme talanı doğal kaynak talanı yaşam pahalılığı ile demografik yapı değişikliği ile ırk ve mezhep bölücülüğü Anayasası yapmak isteyenler ile bu soyguncu işbirlikçi (bilderberg, chathaum house) Amerikan ve İngiliz derin devlet ilişkileri suç olan bu holdingin 2001 yılında bilderberg gizli toplantılarına Mustafa Koç aracılığıyla katılan ve
Hayata Dair
İngilizlerin 2 Eylül 1898'de Umm Durman savaşında kullandıkları dünyanın ilk makinelı tüfeği bir Amerikan yahudisi olan Hıram Maxim'in icadıdır. Maxim 1840'ta ABD'de Sangewrville'de doğdu. Küçüklüğünden beri mekanik olan her şeye ilgi duymuştu. İlk icadı fare kapanıdır. Hıram'ın imal ettiği kapan, fareyi yakaladıktan sonra yeni bir fare yakalamak üzere otomatik olarak yeniden kuruluyordu. İleri yaşlarda pekçok icadın patentine sahip olan Maxim, 1881'de Paris sergisini gezerken bir İngiliz ona "çok para kazanmak istiyorsan öyle bir şey icat et ki, Avrupalılar birbirini daha kolay boğabilsin" demişti. Hı­ram Maxim bu uyarı üzerine Londra'ya taşınarak Hatton Garden' e yerleşti. Hıram Maxim burada küçük bir fabrikada dakikada 666 atış yapabilen tek namlulu bir piyade tüfeği geliştirdi. Ayrıca bu tüfekte kullanılacak dumansız barut icat etti. Her merminin tepme gücü, kovanın dışarı atılmasını ve yeni merminin yuvaya sürülmesini sağlıyor­du. Yeni silah ilk kez 1885'de tanıtıldı. 1891'de İngiliz ordusunda kullanılmaya başlana­cak bu olağanüstü silahı görmek için, içlerinde Galler prensinin de olduğu birçok kişi Hatton Garden'deki küçük fabrikaya koştu. Yaklaşık yüz piyade tüfeğinin ateş gücüne sahip silah, hem şimdiki Zimbabwe'de, Matabele Savaşı'nda (1893-94), hem de Güney Afrika Boerler Savaşı'nda İngiliz ordusu tarafından kullanıldı. Matabele'deki bir muharebede, sadece 50 İngiliz kolani askeri, 5000 Matabele savaşçısını dört adet Maxim'le püskürtmeyi başar­mıştı. Bu silahı İngilizlerden hemen sonra ordularına dahil eden ülkeler arasında, Avusturya, İtalya, Almanya, İsviçre ve Rusya vardı. 1905'e gelindiğinde ise Maxim otomatik makinalı tüfeği, 19 farklı ordu ve 21 donanma tarafından kullanılıyordu. Hıram'ın buluşu olan "makineli tüfek" gençliğinde