Ebu’d-Derda (radıyallahu anh) anlatıyor: Bir gün Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem); “Cuma günü bana çok salavat getirin! Zira o gün, meleklerin hazır ve şâhid olduğu bir gündür. O gün bir kişi bana salât ettiğinde onun salâtı mutlakâ bana arz edilir. Salevât getirmeyi bırakıncaya kadar bu durum böyle devam eder.” buyurdular. Ben: “Vefatınızdan sonra da mı?” diye sordum. Rasulullah (sallâllâhu aleyhi ve sellem); “Evet, vefatımdan sonra da! Allah Teâlâ peygamberlerin vücutlarını yemeyi yeryüzüne haram kılmıştır. Allâh’ın Nebisi hayattadır ve daima rızıklandırılır.” buyurdular. İbn Mace, Cenâiz, 65.; Ebû Dâvûd, Salât 201/1047, Vitir 26 Ali (radıyallâhu anh) şöyle demiştir: “Her kim cuma günü Peygamberimiz’e yüz kere salevât getirirse kıyâmet günü mahşer yerine yüzü çok güzel ve nurlu olarak gelir. İnsanlar gıptayla, «Bu zât acaba hangi ameli işliyordu?» diye birbirlerine sorarlar.” İmam Beyhaki, Şuabu’l-İman, 3/212

Baysangur

@baisangur
·
Allah’ın Habib’ine Salat ve Selam’ı Unutmayın
Kadı İyad (rahimehullah) şöyle demiştir: O'na duyulan gerçek sevginin nişanelerinden biri de; sünnetini ihya edip yardım etmek, getirdiği şeriatı/dini savunmak, O'nun yaşadığı asırda bulunmayı arzulamak ve O'nun uğrunda malını da canını da çekinmeden feda edebilmektir." Gerçek sevginin en somut tezahürlerinden biri de yüce sahabi Amr b. el-Âs'ın (r.a.) șu sözleridir: "Benim için şu dünyada Allah'ın Resûlü'nden daha sevgili ve gözümde O'ndan daha yüce/değerli bir kimse yoktu. Ancak O'na duyduğum o muazzam saygı ve tazimden ötürü, başımı kaldırıp da gözlerimi O'nun cemaliyle doldurmaya (yüzüne doya doya bakmaya) asla güç yetiremezdim." (Müslim) || Muhammed Ali Sabuni, Şerhu'l-Muyesser li’s-Sahihi'I-Buhari
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Roma’yı çökmekten asırlarca koruyan ve onu sığ bir şehir devletinden gerçek bir "cihan imparatorluğu"na dönüştüren en büyük tılsım; etnik bir kimliği, hukuki ve siyasi bir üst kimliğe dönüştürebilme kabiliyetiydi. M.S. 2. yüzyıl bu entegrasyonun zirvesidir ve arkasından gelen süreç dünya siyaset tarihini kökten değiştirmiştir. Roma, mülkiyet ve yönetim hakkını sadece İtalya yarımadasındaki elitlere saklamadı. M.S. 2. yüzyılda, Roma İmparatorluğu'nun en parlak dönemini yaşatan "Beş İyi İmparator"un önemli bir kısmı İtalya dışındandı. Trajan ve Hadrianus: Bugünün İspanya (Hispania) topraklarından çıkıp geldiler. Antoninus Pius: Kökeni Galya’ya (Fransa) dayanıyordu. M.S. 193'te tahta çıkan Septimius Severus ise Kuzey Afrikalıydı (Libya) ve aksanlı Latincesiyle Roma'yı yönetti. Yani Roma, daha 2. yüzyılda en tepedeki yönetim mekanizmasını bile etnik kökene bakmaksızın "Romalılaşmış" taşralılara açmıştı. Bu tarihsel eğilim, M.S. 3. yüzyılın hemen başında (212 yılında) İmparator Caracalla’nın çıkardığı Constitutio Antoniniana (Caracalla Fermanı) ile hukuki nihayetine erdi. ​Bu fermanla, imparatorluk sınırları içinde yaşayan (köleler hariç) tüm özgür erkeklere tam Roma Vatandaşlığı (Civitas) verildi. O günden sonra Britanya'daki bir köylü, Mısır'daki bir tüccar ve Suriye'deki bir memur hukuken aynı haklara sahip birer "Romalı" haline geldi. Roma’nın başardığı ama Gaznelilerin, Emevilerin veya Osmanlıların tam anlamıyla hayata geçiremediği fark şuydu: Roma, aidiyeti "hukuk" üzerinden tanımladı; Doğu imparatorlukları ise "askeri sadakat ve vergi" ilişkisi üzerinden. Doğu imparatorluklarında Roma'daki gibi evrensel bir "vatandaşlık" kavramı gelişmedi. Onun yerine Reaya (güdülen, vergi veren kitle) ve Askeri (yöneten, vergi toplayan elit) ayrımı vardı. Emevilerde Müslüman
Tarih
Zühd dünyaya rağbet etmemek, ona ilgi göstermemektir. Dünyaya rağbet etme halinin fenâsı âhirete rağbetin bekāsını gerektirir. Kul dünyaya uzak durduğu (zâhid olduğu) nisbette âhirete rağbet eder, onu ister. Rağbet ve rehbet havf ve recânın gereği olarak âbidlerin kalplerinde baskın his olarak bulunur (er-Risâle, s. 207, 211, 212, 217). Rağbet ve rehbet TDV
"Herkesin benzer olduğu bir yerde, aslında kimse yoktur." Michel Foucault
Felsefe
İmam Muhammed bin İdris eş-Şafiî (rahimehullah) şöyle demiştir: “Senin yanında gıybet yapan kişi, senin arkandan da gıybet yapar.” Siyer A‘lâm en-Nübelâ/2/212.