17.yy'da Osmanlı'nın çürümüşlüğü hakkında,
Kıbrıs'ta sürgün bulunan eski şeyhülislâm Karaçelebizâde Abdülaziz'in gözlemleri ve iddiaları özel bir önem taşır. Onun dönemin yüksek politikasında belli başlı karşıt görüşlü şahsiyetlerden olduğu unutulmamalıdır. Abdülaziz özellikle Venedik'le deniz harekâtı, mâlî kargaşa ve bunalım hakkında Naîmâ'ya kaynak olan vekâyinâmelerden daha ayrıntılı bilgi verir. Mâliyedeki kargaşa hakkında görüşlerini anlatırken defterdar Moralı'yı şiddetle kötüler, vezir Derviş Paşa'nın kendi kethüdası Ali Paşa'yı mâliyenin başına getirdiğini kaydeder. Derviş Paşa sipahiler tarafından tehdit edilmektedir. İbşir Paşa'nın mâliyeye getirdiği "intizam" Murad Paşa tarafından bertaraf oldu, der. Murad Paşa'nın ortadan kalkmasını takdîrle karşılar. Onun zamanında hazine gelirleri, “İki, üç sene peşin alınmış, Yahudi sarraflardan alınan züyuf akça kullanılmış"tır; öte yandan reâyadan alınan olağanüstü avâriz vergileri kalkacak, onun vezâretten ayrılmasıyla reâya rahata kavuşacaktır. Abdülaziz reâya olmadan devlet olmaz ("lâ-mülk illâ bi'l-raiyye") diyen kadîm siyaset teorisini tekrarlar. Padişah huzurunda mâlî işler konuşulurken, paşmaklık adıyla hazineden alınan para (30, 40 bin esedî guruş, 25 veya 26 bin altın) eski şeyhülislâma göre Şerîat'a aykırıdır. Padişah bu noktada suskun kalmış -yani vâlide ile bu hususta tartışmadan kaçınmıştır. Abdülaziz, saray kilerine harcanan parayı mâliye defterinde gördüm, aklıma "fütur verdi" diye yazar. Abdülaziz pâdişahın masraflarını dahi eleştirir: Yazın Keşiş Dağı'ndan (Uludağ) saraya buz gönderilirmiş, bunun için Bursa ihtisâb gelirinden 30.000 akça ödenir ve kayıklarla buz saraya eriştirilirmiş. "Bu israftır. Şerîat'a aykırıdır". "Devlet erkânı bunu zat-i şahaneye arz etmezler." Abdülaziz'e göre mukata'at (devletin mukata'a defterlerinde kayıtlı gelir
Sayfa 331 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
7 Ekim tarihi planlıydı. İsraillilerin en gafil olduğu anı kolladılar. 15 Eylül'den itibaren ardı ardına gelen Yahudi bayramları vardı. 6 Ekim 1 haftadır süren Sukkot Bayramının 'nın son günü ve 7 Ekim'de hem bir başka Yahudi Bayramı hem de kutsal kabul edilen Şabat Cumartesi günüydü. İsrail halkı da güvenlik güçleri de 6 Ekim'i 7 Ekime bağlayan gece boyunca yiyip içip eğlenmişlerdi, sarhoştular. Dolayısıyla o operasyon başladığında güvenlik birimleri anında harekete geçemedi. Bayram tatilleri sezonu olduğu için güvenlik birimlerini bir kısmı izindeydi, sınırda görevli güvenlikçi sayısı normalden azdı. Bu arada İsrail, Batı Şeria ve Kudüs'ü kaşıdığı için patlamayı oradan bekliyordu. Ve ordusunun büyük kısmını o cepheye sevk etmişti. Ayrıca 6 Ekim, İsrail'in 50 yıl evvel Mısır-Suriye ortak saldırısıyla şoka uğradığı. 1973 savaşının da başlangıç tarihiydi. O da Yahudilerin en kutsal günü olan ve 25 saat oruç tuttukları Yom Kippur/Kefaret gününde başlamıştı. Yani sembolik bir manası ve benzerlikleri de var. GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa 61 ,
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sultan Murad 1635 sonbaharında Revan zaferiyle İstanbul'a girmeden önce kaymakam Bayram Paşa'ya kendi el yazısıyla gizli bir emir gönderdi. Hatt-i hümâyûn, sarayda Kafes'te bulunan I. Ahmed'in (1603-1617) oğulları Şehzâde Bayezid, Kasım ve Süleyman'ın katlini emrediyordu. Şehzadeler 25 yaş civarında, yetişmiş delikanlılardı. İranlılara karşı kazanılmış ilk büyük zaferin sahibi genç pâdişah için İstanbul'da yedi gün yedi gece şenlik ilân olundu. "Halk-i 'âlem 'îş ü 'işrete" kendini vermiş, tüm İstanbul halkı bayram yaparken kaymakam paşa uğursuz emri yerine getirmek için pâdişahın yakın adamı bostancıbaşı Duçe Ahmed Ağa ile şehzadeleri bir bahane ile Kafes'ten çıkarıp boğdular. Onların yalvarmaları, cellâdın kemendine karşı boğuşmaları yürekleri parçaladı, idamı icra edenler dahil, kimse gözyaşlarını tutamadı. Sultan I. Ahmed'in evlâdından Hasan da hayatını kaybetti. Sultan I. Ahmed'in oğullarından yalnız bir kişi, Şehzâde İbrahim kaldı. Kösem, onu haremde saklayıp böylece tüm şehzâdelerin ortadan kalkmasını önledi, böylece Osmanlı hânedânının devamını sağlamış oldu.
Sayfa 225 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
1623'ten beri devletin en büyük sorunu, Şah Abbas'ın Revan (Erivan) ve Bagdad işgalleriydi. Revan, İran ipek kervanlarının Bagdad-Hind ticâret yolu üzerinde, Osmanlı ekonomisinin can damarları idi. Pâdişah seferine tüm yeniçeri ordusunun katılması kanûndu, fakat birçok yeniçeri oturak ve korucu adıyla İstanbul'da kalırdı. Sultan Murad, buna izin vermedi, bir ihtiyar yeniçeri oturak kalmak istedi, sultan boynunu vurdurdu. Sefer yolunda zorba olarak bilinen kimseleri bulup acımaksızın katlediyordu. Konya'ya uğrayıp Mevlânâ türbesini ziyaret etti, kurbanlar kestirdi; bölgede Hıristiyan zimmîlerin cizyesini türbeye vakfetti. IV. Murad, özellikle, Celâlîler döneminde (1596-1607) “hâlî ve harâbe" (ahâliden yoksun, harâbe) haline gelen Anadolu'yu kalkındırmak için önlemler aldı: Çoğu İstanbul'a kaçıp sığınmış olanların eski vatanlarına sürülmesini emretti. Revan seferinde Sultan Murad çok sert davrandı. Herkes Sultan Murad'ın acımasız idamlarından dehşet içindeydi. Kimseye güler yüz göstermez, armağan vermezdi. Sefere katılanlardan Sivas beylerbeyi Ali Paşa ve başka paşaların başları kesilerek idam olundu. Vakanüvis'e göre bu seferde birçok beyin başı gitmiş, eşyaları hazinece zabt olunmuştur. Sultan Murad sipahi zorbalarından da kimi bulduysa idam etti. Kaleleri almak için 25 büyük top denizden Trabzon'a getirilmişti. Revan Kalesi önüne varış dört ay sürdü. Gürcüler pâdişahın ordusuna harac ve zahire yardımı gönderdiler. Revan kuşatması kalenin teslim alınmasıyla noktalandı (8 Ağustos 1635). Kaleyi, 12.000 İranlı tüfekli asker savunuyormuş (İranlılar yivli tüfek kullanan Kazaklardan yardımcı ücretli asker kullanıyorlardı); kaleye 12.000 asker konularak dönüşe geçildi. Revan fethinden sonra Sultan Murad, Tebriz'e kadar bölgeyi yağma ve tâlan ettirdi. Padişahın alayla girdiği
Sayfa 222 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
H. 1033 (25 Ekim 1623-14 Eylül 1624) yılında Yemen'de Zeydîlerden Araplar, peygamber soyundan geldiğini iddia eden İmâm Mehmed'i başlarına geçirip isyan bayrağını kaldırmışlar. İmâm Mehmed, emîrü'l-mü'minîn unvanını takınıp egemenlik iddiasında idi. Yemen paşasının tedbirsizliği ve Mısır valisi Bayram Paşa'nın hatâları yüzünden İmâm, Yemen'in önemli bir kısmını ele geçirmiş, adına para bastırmış bulunuyordu. Sahra'daki Araplara buğday, pirinç dağıtarak kendi tarafına döndürüp, yüz bini aşan kuvvetleriyle Yemen valisi Haydar Paşa'yı kuşatmıştı. Kalede açlık çeken paşa, İstanbul'dan yardım istemekteydi. Yemen'e Gürcü Ahmed Paşa'yı gönderdiler. Mekke'ye varan Ahmed Paşa'yı Mekke şerîfi ziyafette zehirleyince, Yemen'e yardım gönderilmesi âcil bir hal almış. Kösem Sultan, Mısır'dan gelen mektuplarda bu âcil duruma işaret eder. Bunun üzerine Kansu Bek, Yemen beylerbeyi atanır. İleride, sipahi ve silâhdâr bölüklerine katılacakları vaadiyle İstanbul'un "erâzil ve eclâfından” (reziller ve sefiller) on bin kişilik bir kuvvet meydana getirilir. O tarafın koşullarını bilen İdris Ağa kumandasında asker gönderildi. İstanbul'un güvenliği için de bu, faydalı görülüyordu. Yemen'de Moha'ya çıkan bu kuvvet ilerleyip kuşatma altındaki San'a'ya varamadı. Yemen beylerbeyi atanan Kansu Paşa, Mekke şerîfini azlettiğinden boğdurup yerine Şerîf Mes'ud'u getirdi.
Sayfa 189 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Ciddi olsun veya olmasın dilini kötü şaka ve alaydan koru. Çünkü bunlar senin itibar ve şerefini giderir. Arkadaşlarınla olan ilişkilerinde soğukluğa neden olur ve kalplerini incitir. Arkadaşlıkların bozulmasına, kızgınlık ve münakaşaların olmasına kaynaklık eden asıl unsur; haddi aşan şakalar ve edilen alaylardır. Kalplere kin tohumları eken yine bunlardır. Kimseyi alaya alma. Seninle alay edenler olursa da sen onlara cevap verme." Onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur." (6/68); "Faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerden ol." (25/72)
Din