Risale-i Nur İçin "Bir Yol Haritası"
8/10
·352 syf.··
2026 1. kitabı
·
56 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2026 07:39
İncelenen Baskı: 4. baskı (2007) ~ İçeriği Genel çerçevede Risale-i Nur'u tanıtan; eğitim, edebiyat ve kişiye neler kazandırabileceği açısından inceleyen ayrıntılı bir içeriğe sahip. Kitabın ana başlıkları şöyle: "BÖYLE BİR ÇALIŞMAYA NİÇİN İHTİYAÇ DUYULDU?", "GENEL ÇERÇEVE", "NUR MEKTEBİNDE EĞİTİM", "NUR MEKTEBİNDE EDEBİYAT", "RİSALE-İ NUR OKUYUCULARINI NASIL ETKİLER?". ~ Üslubu Yazar, kitabı yazarken daha çok edebî ve içten bir üslup tercih etmiş. Sıradan kurduğu bir cümle neredeyse yok diyebilirim. :) Kendisi bir profesör olduğu hâlde akademik bir üslubu dert etmemiş. Ki bence de böyle daha iyi olmuş. Hatta yazar, ilk başlıkta bulunan ve Risale-i Nur'a iyi niyetli yaklaşımları ele aldığı bölümde akademisyenleri anlatırken (s. 66-67) iki maddede şöyle diyor: "a) Bir kısım akademik çalışmalar, üslûb itibariyle kuru olup, resmî formatlar içerisine sıkıştırılmış olduğundan, okuyuculara lisan noktasından tatsız, tuzsuz ve kıvamsız gelmektedir. / b) Bir kısım eserlerde 'akademik dil' esas alındığından, aşırı ölçüde terminolojiye ve batı kökenli kelime ve ifadelere ifrat derecede yer verildiği görülmektedir. ...bilgisayardan çıkan robot sesi gibi kesik, sönük ve tesirsiz olup, adeta bir sanal dünyayı çağrıştırmaktadır. Bu çerçevedeki çalışmalar, birinci derecede araştırmacıların ilgi alanına girmekte, çoğu zaman umumu kuşatan ve umuma yansıyan bir nitelik taşımamaktadır..." Aslında yazarın bu cümlesinden, kitabın umuma hitaben yazdığını da anlayabiliriz. ~ Kimlere Hitap Ediyor? Risale-i Nur'da derinleşmek isteyip farklı açılardan görmek isteyen hemen hemen herkese hitap ediyor diyebilirim. Yazarın, kitabın ulaşma potansiyeli olan kitle konusundaki -tabiri caizse- kanaatkârlığını ifade ettiği çok güzel bir yer var (s. 25-26): "İdraklerde bir açılıma, Vicdanlarda bir
Din
Nur MektebiŞener Dilek · Feyza Yayıncılık · 200710 okunma
8/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Bugün kitabı okumak için elime aldım ve ilk sayfalarını okur okumaz kitabı daha önce okuduğumu farketim. Emin olmak için sonunu doğru hatırlıyor muyum diye kontrol ettim, evet sonunu da hatırlıyorum. Kitabı satın alalı 1 yıl olmadı oysa, ne ara okudum da unuttum hiç haberim yok. Biraz sayfaları karıştırıp olayları hatırlayınca kitap hakkındaki fikirlerim de tekrar kafamda belirmeye başladı. Tıpkı İki Şehrin Hikayesi gibi bu kitapta içinde geçtiği dönemi aydınlatan bir belgesel tadında. Özünde bir yolculuk ve bir mücadele öyküsü. Kapitalizmin tabiri caizse ete kemiğe bürünüp insanların üstüne nasıl da çöktüğünü ve insan hayatının nasıl ikinci plana atıldığını ustalıkla işlemiş. Karakterlerin içerisinde büyüyen öfkeyi ve hüznü size de hissettirebilmeyi başarmış. Ayrıca okuduğum baskının 270. sayfasındaki birkaç sayfalık bölüm plot'tan bağımsız olarak tabiri caizse bir manifesto gibi yazılmış. Mevcut koşullarda suç aç insanların değil, yiyebilecek şeyi yok etmeyi normalleştiren düzene yüklenmiş. Düzenin bu şekilde kendi sonunu da hazırladığını söylemiş. (Burada bir dipnot düşeyim, bu kısmı internetten aratıp orjinal metniyle okudum. Oldukça yetersiz bir çevirimiz varmış aslında. İmkanı olan herkes 25. chapter olarak geçen bu kısmı ingilizce olarak okusun. Bu kısım, Türkçeye bu kadar yetersiz çevirilebilirdi ancak. Kitabın hikayesinin ötesinde çok değerli bir düşünce yatıyor bu satırlarda.) Böyle bir kitabın Amerikada bir klasiğe dönüşmesi bana ironik geldi. Kitabı beğendim. Yine de benzer siyasi görüşlere sahip bir yazarlar tarafından yazılan Martin Eden ve İki Şehrin Hikayesi gibi akılda kalıcı olmadığı da aşikar. Bu iki kitaptan bir gömlek geride görüyorum.
Gazap ÜzümlerıJohn Steinbeck · Morpa Kültür Yayınları · 199245,7bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Anış'ın Hikayesi
10/10
·174 syf.··
2026 2. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2026 07:33
Miyase Sertbarut'un yetişkinler için yazdığı ilk ve bildiğim tek kitabı. Kendisinin sözlerini duyabilirsiniz. Edebiyat okuma zevki verir. Yaş aralıklarına hapis değildir. Hitap ettiği yaş grubundan itibaren herkesin okumasına açıktır. Böyle söylemezdi elbet, ancak ben böyle anlatabildim. Kitap Anış'ın hikayesini anlatıyor. Ya da şöyle diyelim. Miyase Sertbarut'un kendini Anış'ını. Daha fazla ne söylenir bilmiyorum. Çocuğunuz, çocukluğunuz bir şekilde kesiştiyse, merak ederseniz, neymiş bu hikaye derseniz, lütfen okuyun. Şöyle bir dipnot ekleyeceğim. Yazarların bir laneti vardır. Kimse yazdıklarıyla kesinkes bağdaşmak istemez. Lakin herkes kendinden bir parça katar yazdıklarına. Kimi özene bezene gizler. Kimi örtük saçık anlatır. Kimi yalandan kaftanlar giydirir yazdıklarına. Lakin kimse, kimse kaçamaz yazdıklarından. Benim için farklı bir yeri oldu Piper Pa-25'in. Söylenmeyenlerin, klişelerin, kalıpların ardını araladı o uçak. Anış'a döndüm. Kaptan'a döndüm. Kendime döndüm. Baktım. Baktım. Baktım. Miyase Hanım eğer bunu okuyorsa, kendisine edebiyatımıza kattıkları ve bizi yazılarıyla buluşturduğu için içten teşekkürlerimi iletiyorum.
Piper Pa-25Miyase Sertbarut · Can Yayınları · 200612 okunma
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 17:03
"Benliğimi ıstırap kuyularına atıyorum, bilsen kaç müebbet kalıyorum o kuyularda ama çıktığımda değil kendimi affetmek, daha da öfkeleniyorum." (S.25) Yıllar evvel uzun uzun sohbetlerle ve en çok da İrfan Yalçın kitaplarına yazdığı etkileyici yorumlarla başladı arkadaşlığımız. İnsan bu kadar yoğun çalışan, pırlanta gibi 2 evlat yetiştirirken bir de köyünde yapmayı hayal ettiği kütüphaneyi gerçekleştirme uğruna kitaplara bu denli değer veren bir adama her gün rastlamıyor tabi :) Evet itiraf ediyorum ben bu hikayelerin tamamını yıllar evvel okudum. O günde fikrim aynıydı, bugün de aynı. Bir hukukçunun öykü anlatıcılığına girişmesinde hikayelerin de hep öyle şeyler olacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bence her bir hikaye bir hukukçudan çok, iyi bir okurun elinden çıkmış. İrfan Yalçın'a olan hayranlığın esintilerini görmemek mümkün değil. Özellikle "Sevilmek de mühim" hikayesi aynen böyle ve yıllar geçse de unutmam mümkün değil. Bir okur olarak öykü okumakta çok zorlandığım şu yıllarımda bana eskiye, güzele ve özleme dair derin şeyler fısıldayan bu eser için binlerce teşekkürler. Kitabı arkadaş kadrosundan değil gerçekten canı gönülden tavsiye ederim. Herkese keyifli okumalar dilerim. Dipnot: İllüstrasyınlar için ayrıca tebrikler. Çok güzel bir iş olmuş.
Celse ArasıAydın Sordi · Bilir Kitap · 20251 okunma
Askerliğimi Yaptığım Buca Cezaevi: (...!)
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2025 01:28
Merhaba Sevgili Kitap Dostları! Kitabı okuduğum süre boyunca, askerliğimi Yaptığım İzmir Buca Cezaevinde yaşadığım bir durum sürekli kafamda/ zihnimde/ ruhumda canlanıyordu.! Bir Cumartesi günüydü ve yıl:1996 Kış mevsimiydi. Görevim ile ilgili kısa bir bilgilendirme yapacağım: Nizamiye(Ana Giriş Kapısı) de görev yapıyordum; Hafta içi gelen görüşmecileri- tutsakların yakınlarının ziyaret/ görüş hakkı olanların kimlik bilgilerini 1. Kontrolünü Görevli gardiyanlar yaptıktan sonra biz de (Askeri Güvenlik Birimi) kimliklerini 'Ziyaretçi Kartı' karşılığında alırdık ve Cezaevi iç güvenliğimize yönlendirirdik. Bu güvenlik kontrolü ve kimliğini Kart karşılığında işlem Tutsakların Vekilleri (Avukatlar) için de geçerliydi. Yaşadığım konu: Biz ve infaz koruma memurları ile aynı nizamiye kulübesinde görev yaptığımız esnada gardiyanlardan; Kemal abi beni çağırdı "Ya dışarıda yaşlı bir kadın var hem ağlıyor hem de bir şeyler söylüyor ama sanırım Kürtçe konuşuyor biz de anlamadık ve nizamiyedeki nöbetçi asker de anlamadı da sen Kürtçe biliyorsun ve gelip bir bakar mısın!" Deyince dışarı çıktım ve beni görür görmez sanki bütün her şeyin yetkilisi benmişim gibi hemen ellerime eğildi ama ben ondan önce davrandım ve ellerinden öperken 'Daye bije tu çima digiri tu gotina xwe lı lave xwe ra bija ez e li tera alikar bım'( Söyle annem sorun nedir söyle ben sana yardımcı olacağım).. Ama bu arada sürekli gözyaşları durmuyor ama benim Kürtçe konuştuğumdan bir nebze de olsa rahatlamıştı. Olayın bu kısmından itibaren benim ve o neredeyse 70-80 yaşlarındaki annemiz arasında geçen Kürtçe diyaloğu Türkçe devam edeceğim. Dedi ki"oğul ben 1 aydan fazladır oğlumu arıyorum. Ben Kars'ta yaşıyorum ve bu bir ayda İzmir'de gitmediğim Hastane, karakol kalmadı, kimse bana doğru dürüst yardımcı olmadı;
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
5/10
·664 syf.··
2025 41. kitabı
·
70 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2025 23:58
Kitabın konusu: Çin'de doğan Robin, Profesör Lovell tarafından alınıp Oxford'da bulunan Çeviri Bilimleri Enstitüsü için küçüklüğünden beri yetiştirilir ancak sonrasında yaşayacağı şeyler hiç de hayal ettiği gibi olmayacaktır. Evet, gelelim kitabın yorumuna. İlk 400 sayfasını 65 günde okuduğum kalan 250 sayfayı da 5 güne sığdırabildiğim bir kitap oldu diyebilirim. Eleştireceğim o kadar çok şey var ki nereden başlasam bilemiyorum. Öncelikle kitabın ilk 400-450 sayfası cidden hiç akıcı değildi. Diyalog yok, bölümler 20-25 sayfa, kitapta kaç tane dipnot var bilmiyorum ama ben bilimsel bir kitapta bile bu kadar dipnot görmüyorum yahu. Artı inanılmaz uzun paragraflar beni boğdu. Ben karakterlerle doğru düzgün bağ kuramadım. Kitap karanlık akademi olarak geçiyor ama devlet ilişkilerini daha çok okuyoruz. Bu arada sevdiğim bir kısım olarak cidden yazarın verdiği mesajlar çok anlamlı ve değerliydi ancak bunu 400 sayfada da anlatabileceğini düşünüyorum be ablam. Biz niye 400 sayfa boyunca dersleri ve cemiyeti okuduk ki? Neyse durun spoilere kayacağımı düşündüğüm için spoiler yorumuna geçiyorum. Artı olarak kitap +15 diyebilirim. Bir de şimdi madem sevmedin beş puan neden verdin diyebilirsiniz, onu da açıklayayım. 2 puan yazarın emeğine, 2 puan son 200 sayfanın akıcılığına, 1 puanı da sevdiğim tek karakter olan Rami'ye verdim. Spoi yorumuna gelirsek Letty'e söverek başlamayı çok isterdim ancak kendisine kitabı okurken bolca sövdüğüm için bu kısmı atlıyorum. Ölümüne üzüldüğüm tek karakter Rami oldu. Biraz da Griffin'e üzülmüş olabilirim ama devamı çok sarmadı. Hele ki Lovell öldüğünde bir sevinmişim bir sevinmişim var ya. Keşke Playfair'in öldüğünü de görseydik. Bunların dışında cidden ilk 400 sayfa beni boğdu. Ya ben sürekli bir kelimenin anlamını öğrenmek zorunda mıyım? Onu
BabilR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 20241,938 okunma