"Senin için alışılmış şeyler söyleyemem sana yaraşmaz." Böyle yazmıştı Tomris’e Turgut Uyar; böyle anlatmıştı sevdiğini. Ben de alışılmış şeyler söyleyerek Büyük Saat’in kıymetini alçaltmak istemem.
Kitabı belli aralıklarla okudum. Bazı yerlerde şairin özgün diline henüz alışık olmadığımdan, dizeleri anlamakta ve anlamlandırmakta güçlük çektim. Bunun, şairin hayatına ve yaşadığı döneme ait bilgimin eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Yine de kitabın içinde defalarca okuduğum, beni büyüleyen şiirler mevcuttu; öyle ki bunlar beni terk ettiğim, geride bıraktığım şeylere tekrar döndürdü. Tam da hayatımdaki her şeyi düzeltmeye çalıştığım bir dönemde, şairin "Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği..." dizesiyle karşılaşmak, her şeyin ne kadar da açık olduğunu bana tekrar tekrar düşündürttü. Kitaba başlamadan önce şairin hayatını, yaşadığı dönemin büyük kırılmalarını ve dostluk ilişkilerini önceden okursanız, bazı şiirlerin kapılarını size çok daha rahat açacağına inanıyorum.
Dünya bir sunaktır
Sonunda kalemlerin bile sunulduğu
İşte benim kanım ortada (s. 437)
İçinde öyle şiirler, öyle mısralar mevcut ki; her mevsim sıcak, ılık bir rüzgarın ikindi vakti esmesi gibi... Ya da gece yarısı üşürken üzerinize sevgiyle örtülen bir battaniye gibi...
Nereye gitsem, nereye baksam
Sevdalı sevdalıdır gözlerim.
Anlarlar diye herkeslerden,
Bakışlarımı gizlerim. (s. 98)
İnsanın bitmemiş şiirleri vardır; işte bu kitap da o bitmeyen şiirlerden bir tanesi. Herkesin hayatta bitiremediği veya bir türlü başlayamadığı şiirleri vardır elbet. Kalemin kağıda dokundukça kan ağladığı şiirler... Ancak biliriz ki o şiirler bitmez, bitmeyecektir de. Çünkü Turgut Uyar’ın da dediği gibi, dize dize 'biri öbürüne kan verir'.
'yaralı olmak
yerinde olmamak
uzun gecikmesi son kesinliğin
bir sabah