Allah Teâlâ, Hz. Âdem’i yarattığında kıyamete kadar kuşaklar boyunca devam edecek olan zürriyetini ona gösterdi. Hz. Âdem, zürriyeti içerisinde yüzü parlayan bir kişi gördü ve “Bu hangi oğlumdur?” dedi. Cenâb-ı Hak, “Oğlun Dâvûd’dur.” buyurdu. “Ömrü kaç yıldır?” diye sorunca, “Altmış yıl.” cevabını aldı. Bunun üzerine Hz. Âdem, “Yâ Rabbi, onun ömrünü artır!” diye ricada bulundu. Ancak Yüce Rabbimiz, “Olmaz, ama sen kendi ömründen artırırsan olabilir.” buyurdu. Böylece Hz. Âdem, bin yıl olarak takdir edilmiş ömründen Hz. Dâvûd’a kırk yıl hibe etti. Allah Teâlâ da buna melekleri şahit tutarak bir anlaşma yazdırdı.²²
Nihayet Hz. Âdem’in ömrü dolmuş, ölüm meleği Azrail yanına gelmişti. Hz. Âdem, “Ömrümden daha kırk yıl kalmamış mıydı?” diye sordu.
Melek, “Onu oğlun Dâvûd’a vermemiş miydin?”⁴² diyerek yaşananları hatırlattı. Hz. Âdem verdiği sözü unuttuğu için, “Vermedim.” dedi. Allah Teâlâ da ona anlaşmayı gösterdi ve melekler de bu duruma şahitlik ettiler.⁴³ Yine
de Allah Teâlâ lütfuyla, onun ömrünü bin yıla, Hz. Dâvûd’un ömrünü ise yüz yıla tamamladı.⁴⁴ Âdem (as) ile Rabbi arasında geçen bu konuşmayı nakleden Resûlullah Efendimiz, onun bu tavrının evlâtları tarafından sürdürüldüğünü şöyle ifade etmektedir: “Âdem reddetti, zürriyeti de reddetti; Âdem unuttu, zürriyeti de unuttu; Âdem hata etti, zürriyeti de hata etti.”⁴⁵
²² HM3519 İbn Hanbel, I,
⁴² T3076 Tirmizî, Tefsîru'l Kur'ân,7.
⁴³ HM2270 İbn Hanbel, I, 251.
⁴⁴ HM2713 İbn Hanbel, I, 299, ST1/29 İbn Sa'd, Tabakât, I, 35.
⁴⁵ T3076 Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 7.