Haftaya King yorumu ile başlıyorum ama önce klasik girişimi yapmam lazım :) @okumacemberiolusturalim etkinliğimin 4. kitabı Stephen King den geldi. #kubbeninaltında.
Müthiş bir kitap okudum. Kurgusunu, anlatımını, karakterleri anlatmama gerek yok çünkü King... Okuyucuyu sıkmadan, konudan koparmadan, karakterler ya da olaylar arası geçişleri merakınızı taptaze tutarak yapmasını hayranlık ve hayretle okudum yine. Bir yerde "eyvah " dedim 31 sayfalık bir atlama söz konusuydu basımdan kaynaklı, neyse ki sayfa sayısı sona erdiğinde kaldığı yerden devam etti. @altinkitaplar lütfen yapmayın böyle şeyler, özellikle King kitaplarında, kalp var bende sebebim olursunuz. Neyse. Detaysız konuya değineceğim çünkü dizi uyarlaması ve kitap arasında çok fark olduğunu öğrendim. Eşim dizisinden, ben kitaptan bazı kilit noktaları söyledik birbirimize. Sonra ikimiz de susma kararı aldık. Malum ben izleyici, o okuyucu konumuna geçiş yapacağız. Olaylar bir kasaba da geçiyor. Herşey normal seyirinde giderken bir den cam bir fanusun içinde kalıyorlar. O anlar öyle gerçekçi anlatılmış ki kendimden geçerek okudum. Görmediğiniz bir cisme, kendinizi savunma refleksi güdmeden son sürat çarptıpınızı düşününürseniz ne demek istediğimi anlarsınız. Sonrası felaketler zinciri. Ben tüm bunlardan etkilenip, rüyamda kızımla parkta tepemize fanus indiğini görürken sinir olduğum karakter yok mu? tabi ki var. Durumun vahametini bir kenara bırakıp, dini öne sürerek koltuk sevdalısı olduğundan, tüm kasabayı tehlikenin kucağına atan arkadaşlarla epey kaynaştık :) Sonuna anlam veremediğimi söyleyebilirim. 1021 sayfa kitap bir 50 sayfa daha olsaydı da lost'umsu bitmeseydi keşke :)
Keyifli okumalarınız daim olsun...
Çorum Üçlemesi'nin ikinci kitabı Köyün Kamburu'nda hikayemiz Narlıca köyünde Parpar Ahmet'in efsanesiyle başlar.
Parpar Ahmet, ilk başlarda sorumluluk sahibi, çalışkan ve düzenli bir adamdır.
Daha sonra muhtar ve diğer ileri gelenlerle yaşadığı sorunlar yüzünden kötü biri haline gelir. Köylüler onu yatıştırmak için Topal Ayşe ile evlendirir; Çalık Kerim adlı çocukları olur.
Çalık Kerim; sinsi, akıllı, kurnaz ve nerede nasıl davranması gerektiğini bilen biridir.
Bu dönemde Abuzer ağa olmuş, 31 Mart olayı yaşanmıştır.
Çalık Kerim, köyün imamı Uzun'la bazı olaylar yaşayıp, işlerine burun sokmasın diye Uzun tarafından medreseye gönderilir.
Çalık böylece hafız olur, ancak rahat durmaz. Narlıca köyünde Çalık Kerim dönemi başlar.
İkinci kitap Çalık Kerim'in sinsilikleriyle okumak daha bir keyifli oldu benim için, kendisi çok ilginç ve gri bir karakter.
Kemal Tahir, yine köylülerin çıkar mücadelesi, iğrençlikleri, eşkıyalık sorunu ve her türlü entrikalarını tüm gerçekliğiyle aktarır.
Dönemin siyasi arka planlarını ve köy hayatının gri yaşamanı anlamak adına çok severek okudum, sıra üçüncü ve son kitap var.
Köyün KamburuKemal Tahir · Ketebe Yayınları · 2022950 okunma
Mart ayını Yabancı Yayınları nın #gokyuzunetutunurken kitabıyla kapattım. Sayfa düzeni olarak şiir gibi yazılmış kitap. Genç bir kız ailesi hakkında ki sırları öğreniyor ve peşi sıra ihaneti, kabullenmeyi, affetmeyi, yeniden güvenmeyi de acı bir şekilde öğrenmesi gerekiyor. Farklı bir tarzda yazılmasına rağmen duygusunu gayet güzel aktarmış. İlk sayfalarda yazımından dolayı gözlerim illede kafiye aradı, ama normal okumaya başlayınca çok çabuk içine aldı ve hızla ilerledi sayfalar. Bir kaç alıntı paylaşmak istiyorum.
"Ben yalanlar üstüne kurulmuş bir ailenin parçası olamam; artık her şey gün yüzüne çıktığı için beni aralarına çekebileceklerini sanıyorlar, ama ben çoktan uzaklaştım bile..."
"Soğuğun içine atladım sayısız binaların arasından geçip, başka insanların pencerelerinden içeri daldım. Daha sıcak bir hava ararken çatılardan fırlayıp uçarak gökyüzüne tutundum..."
"Bir ay: mevsimlerin değişmesi için gereken zaman, yazın yarısından daha az bir süre, bir bebeğin geceyle gündüzü ayırt etmeyi öğrenmesi için gereken zaman. Hayatımın dağılması bundan daha az bir zaman aldı..."
31.03.2018
ᴇşɪ̇ᴋ
Zamanın tam sınır çizgisinde, çok özel bir buluşmadan doğan ve severek okuduğum bir kolektif öykü kitabı ile Haziran'a geçmiş oldum.
Uzun zamandır öykü kitabı okumamıştım, zaten öykü okumayı hep çok sevmişimdir.
Ayrıca öykü yazarlığı benim için edebiyatın en zor alanıdır.
Bu kitapta imzası olan bazı yazarların kalemiyle daha önce tanışma fırsatım olmuştu , kitabı okurken isimlerini görmek ayrıca mutlu etti.
26 güçlü kalemin, 31 Aralık 1999 gecesi Çiçek Pasajı’nda bir araya gelmesiyle kitabın ruhu doğmuş.
Yazarlar bireysel hikayeler anlatsalar da hepsini birleştiren ortak payda 31 Aralık 1999 tarihinin 'Milenyum eşiğinin' getirdiği o benzersiz psikolojik atmosfer.
Yani 99 depreminin getirdiği büyük toplumsal yas ve ruhsal sorunlar, diğer yanda Y2K felaketi korkusu ile yeni binyılın getireceği parlak gelecek umudunun tam ortasında kalmış insanların hikayesi yer alıyor.
Öyküleri okurken zamanın hem ne kadar hızlı aktığını hem de bazı anlarda nasıl tamamen donup kaldığını hissetmemek elde değil.
Edebiyatın sadece bir şeyler anlatmak değil, aslında "unutmaya karşı direnmek" olduğunu bu kitapla bir kez daha derinden anlamış oldum.
Kitaptaki yazarların kalemlerinin uyumu gerçekten büyüleyiciydi.
Edebi derinliği yüksek, çok katmanlı bir okuma deneyimi yaşattı.
Eğer hayatın kırılma noktalarına değinen, okurken kendi geçmişinizle ve zamanla hesaplaşmanızı sağlayacak derinlikte öyküler arıyorsanız bu kitap sizi bekliyor...
Müellifimiz, çocukluk hafızasında yer eden o sarsıcı "bronz süvari ve plastik leğen takası" metaforunu, asrımızın küresel ontolojik buhranının bir hülasası olarak önümüze koymaktadır. Takasa bakıldığında alelade bir ticari mübadele gibi görünmektedir lakin insanın kadim, köklü, ahlaki ve ontolojik olanı (bronz süvariyi), cazip, hafif, ucuz ve muvakkat olan yeninin (parlak plastik leğenin) seküler şehvetine feda edişinin adıdır. Modern çağ zamanı çizgisel bir ilerleme olarak vazederken; yeni olanı "ileri ve iyi", eski olanı ise "geri ve değersiz" ilan eden habis bir cetvel icat etmiştir. Oysa bu cetvel fıtrata vurulmuş en büyük darbedir. Müellifin sorduğu o can alıcı sual: "İnsan, hakikatin sahibi midir, yoksa muhatabı mı?" sorusu işte bu tahlilin kelami mihverini oluşturur.
Ehl-i Sünnet ve Cemaat akidesi sarahatle ilan eder ki: İnsan hakikatin vaz'edicisi, hâkimi ve sahibi olamaz ancak ve ancak aziz bir muhatabı olabilir. İnsanın şu dünyadaki şerefi, hakikati kendi hevasına göre eğip bükmesinde olamaz bilakis Allah Teala’nın kelamına ve fıtratın mizanına sadık bir muhatap olabilmesindedir.
Müellif, eserinde Orta Çağ'ın döngüsel, ritüel ve ibadet merkezli zamanı ile büyüyen şehrin borç, vade, verimlilik ve hesap merkezli çizgisel tüccar zamanı arasındaki kavgayı derinlemesine analiz eder. Zaman daha ince bölündükçe emek ölçülebilir hale gelmiş; manastırın kolektif disiplin çanı nihayetinde modern fabrikanın sirenine ve günümüz dijital algoritmalarının saniyelerine evrilmiştir. Zaman artık bir tahakküm aracı olmuş tefekkür alanından çıkmıştır.
İslam tasavvurunda zaman, alelade bir kronometre akışı veya paraya tahvil edilecek mekanik bir zemin değildir. Zaman, Allah Teala’nın insana lütfettiği en büyük ontolojik sermaye yani mukaddes VAKİTtir. Zaman asra kasem edilerek
Bronz SüvariMahir Ünal · Ketebe Yayınevi · 20261 okunma
Süleyman Askerî Bey: Bir Kitabın Ardından
Bu kitabı bitirdiğimde aklımda kalan ilk şey, Süleyman Askerî Bey'in artık benim için yalnızca bir isim ya da birkaç satırlık bir tarih bilgisi olmaktan çıkmış olmasıydı. Kitap, onun hayatını kendi notları, mektupları ve dönemin tanıklıkları üzerinden anlatırken okuyucuya oldukça yakın bir portre sunuyor. Bu yönüyle sadece olayları değil, olayların içindeki insanı da görme fırsatı veriyor.
Karakteri: Cesaretin Sınırlarında Bir Komutan
Süleyman Askerî Bey'in en dikkat çekici yönü şüphesiz cesareti. Sadece emir veren bir komutan değil, gerektiğinde en ön safta savaşan, askerinin yaşadığı tehlikeyi bizzat paylaşan bir cengâver. Kararlılığı, hareket kabiliyeti ve inisiyatif alma gücü hayranlık uyandırıyor.
Ancak kitap boyunca dikkatimi çeken bir başka nokta da bu oldu: Onu büyük yapan özellikleri, zaman zaman en büyük zaafına da dönüşebiliyordu. Cesareti ve atılganlığı bazı durumlarda daha uzun vadeli, daha soğukkanlı ve stratejik düşünmesinin önüne geçmiş gibi görünüyor. Özellikle Irak Cephesi'ndeki bazı kararlarında, duygularıyla hareket eden bir savaşçı ile hesap yapan bir komutan arasında kaldığı hissediliyor.
Bu durum onu gözümde küçültmüyor. Aksine daha insani ve daha gerçek kılıyor.
31 Yıla Sığan Olağanüstü Bir Hayat
Kitabı okurken en şaşırtıcı noktalardan biri de yaşı oldu. Süleyman Askerî Bey yalnızca 31 yıl yaşamıştı.
Fakat bu kısa ömre baktığımızda Trablusgarp'tan Balkan Harbi'ne, Garbi Trakya Hükûmet-i Müstakilesi'nden Teşkilat-ı Mahsusa'ya, Birinci Dünya Savaşı'ndan Irak Cephesi'ne kadar olağanüstü yoğun bir hayat görüyoruz.
Bugün birçok insanın bir ömürde gerçekleştiremeyeceği kadar çok işe imza atmış olması gerçekten etkileyici. Onun hikâyesini okurken hayran olmamak kolay değil.
Kitabın Anlatımı
Kitabın