Boğuldum
2/10
·320 syf.··
2026 34. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 02:50
Sorun bende mi yoksa kitap gerçekten isminin hakkını veriyor mu? Boğulma teorisi, boğuldum- bunaldım- darlandum -artık bitsin diye sayfaları saydım. Keşke kitapları yarım bırakabilen biri olsaydım. 316 sayfa 11 günde mi okunur? Bunun kaç katı kitapları tek günde okumuşluğum var..
Boğulma TeorisiAva Reid · Yabancı Yayınları · 202531 okunma
7/10
·128 syf.··
2020 299. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2020 00:00
‘Mimar Sinan Neden Bir Tasarım Dehasıdır?’ @yemkitabevicom dan okuduğum ilk kitap oldu ve kesinlikle son olmayacak. Reha Günay, Mimar Sinan hakkında öncelikle net bilinmeyen doğum tarihini (1494-99) vererek işe başlıyor. Yavuz Sultan döneminde Anadolu’dan ilk kez devşirilen Hıristiyan çocuklar arasında imiş. Devşirilen çocuklar, İstanbul veya Edirne’de Acemi Oğlanlar Ocağı’na alınarak hem askerlik hem de yeteneklerine uygun zanaat öğretiliyor. Mimar Sinan, dallar arasında “neccar”(ahşap ustası) olmayı seçmiş. Bu meslek sırasında öğrendiği geometri ve inşaat çalışmaları öğretisi ona mimarlığın kapılarını açmış. Kanuni döneminde (1520-66) yeniçeri olmuş. Seferlere de katılan Sinan, orada gördüğü yapıları defterine kaydetmiş. Mimar Sinan ilk olarak, Karaboğ’dan (Moldova) Seferi sırasında, Prut Nehri üzerinde, bataklık bir araziye kısa sürede bir sürede inşa ettiği köprü ile ün kazanmış, Sadrazam Lütfi Paşa, onu “mimarbaşlığa” atamıştır. Mimar Sinan, mimarlık için sevinirken, çok sevdiği askerlik mesleğini icra edemeyeceği için de üzülmüştür. Kendisi, dünyaya en çok eser kazandırmış mimarlardan biri; Osmanlı’ya 107 cami, 52 mescit, 74 medrese, 8 darülkurra, 45 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 6 sıbyan mektebi, 6 tekke, 22 aşhane, 56 hamam, 9 köprü, 38 saray, 8 mahzen, 31 han ve 6 su yolu kazandırmış, bunların 316 tanesi İstanbul’da yer alıyor. Mimar Sinan’ın neden deha olduğu konusuna gelirsek; Tasarladığı binalar, projenin bulunduğu mevkinin özelliklerinden beslenerek inşa ediliyordu, uyum içinde görünmesini sağlıyordu. İstanbul’da en önemli kent planlama örneği Süleymaniye Külliyesi gösterilir. Yapılarında gösterişten ve süsten uzak, işe yaramayacak hiçbir gereksiz ayrıntıya yer vermemiş, mantık sahibi bir mimardı. Rasyonel eserlere önem vermiş. Sinan o kadar yoğunmuş
Mimar Sinan Neden Bir Tasarım Dehasıdır?Reha Günay · Yem Yayın · 2019116 okunma
Reklam
4/10
·500 syf.··
2026 15. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 00:07
Faustvari bir eser yazılmaya çalışılmış, ancak ortaya çıkan şey ne yazık ki derinlikten tamamen yoksun, içi boş bir metinden ibaret. YouTube’da Rus okurların abartılı övgüleriyle dikkatimi çeken bu kitap, daha ilk sayfalarda hayal kırıklığına dönüştü. Bunun en büyük sebebi ise rezalet düzeydeki tercüme. (Aniden, "Neden Mavis Clare'in kitaplarını okumuyorsun?" diye sordum. "Bana ona hayran olduğunu söylemiştin." "Öyle yapıyorum, -çok büyük!" diye cevapladı, - "Ona hayranım ve ona hayret ediyorum, ikisini bir arada. s 316) Metin, sanki alelacele bir çeviri programına verilmiş ve hiçbir editoryal denetimden geçmeden basılmış. Bu, doğrudan okura saygısızlıktır. Ancak mesele yalnızca çeviri değil; kitabın kendisi de en az onun kadar sorunlu. Gotik bir roman beklentisiyle başladığım eser, kısa sürede sıkıcı sosyete sohbetlerinin ve yapay diyalogların içinde kayboluyor. Faust ve Usta ile Margarita gibi eserlerin sunduğu o derinlik, felsefi ağırlık ve edebi tat burada tamamen yok. "Ve böylece tekrar söylüyorum-Şeytan'ın acıları! Sonsuzluğun kendisi kadar ölçülemez acılar, bir düşünün! Cenneť ten dışlanmak!-sonsuz çağlar boyunca, bir zamanlar tanıdığı ve sevdiği meleklerin uzak seslerini duymak!-karanlık çöllerinde bir gezgin olmak ve eskiden varlığı için hava ve besin olan göksel ışığı özlemek ve İnsan'ın deliliğinin, İnsan'ın mutlak bencilliğinin, İnsan'ın zalimliğinin onu böyle sürgünde, af ve barıştan dışlanmış bir şekilde tuttuğunu bilmek! (s 451) Yazarın metne serpiştirdiği “Şeytan’ın acıları” "Şeytanın kaygıları" teması ise yüzeysel bir gösterişten öteye geçemiyor. Lucio karakterinin aslında Lucifer olduğu baştan itibaren apaçık ortadayken, bunun sözde bir gizem gibi sunulması oldukça zorlama duruyor. Romanın sonlarına doğru yapılan açıklamalar ise ne şaşırtıcı ne de
Şeytanın AcılarıMarie Corelli · Sarmal Kitabevi · 20256 okunma
8/10
·320 syf.·
Beğendi
·
2026 5. kitabı
DOKUNMADAN YAZAR ADI: NERMİN YILDIRIM SAYFA SAYISI: 316 Yazar, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın Yayın Bölümü’nden mezun oldu. Çeşitli gazete ve dergilerde muhabir, editör ve köşe yazarı olarak çalıştı. İlk romanı Unutma Beni Apartmanı 2011 senesinde Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Onu Rüyalar Anlatılmaz (2012, Doğan Kitap), Saklı Bahçeler Haritası (2013, Doğan Kitap) Unutma Dersleri (2015, Doğan Kitap) izledi. Romanları Sırpça, Bulgarca, Fransızca, Çince, Arapça gibi yabancı dillere çevrilmiştir. Kitabın konusuna gelecek olursak, 29 yaşındaki Adalet’in öleceğini öğrenmesiyle birlikte, geçmişiyle hesaplaşmasını anlatan akıcı bir hikaye. Ailesi tarafından sevilmemiş bir çocukluk yaşayan Adalet’in çıktığı yolculukta aynı zamanda aşkla, sevgiyle de tanışmasına tanık oluyorsunuz. O buz gibi kalbin gitgide nasıl değiştiğini göreceksiniz. Kitabı bitirdiğinizde duygulanmamanız mümkün değil. İçinizi sızlatan ama aynı zamanda yer yer yüzünüzde tebessüm ettiren bir hikaye. Yazarın, Ev kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı Dokunmadan, son derece insanı saran bir konuya hakim. Yazarın dilinin akıcılığı sayesinde elinizden düşürmeden hızlıca okuyacağınız bir eser. Okumanızı öneririm. ALINTILAR Ama zaten insan, gidenlerin ardından, en çok kendi kalışına ağlıyor. (Sf:311) Bir hayatım daha olsa, korkmadan dokunmak için yaşardım onu. Bir keklik beslerdim ellerimle, varsın uçsun sonunda. Bir çiçek büyütürdüm, varsın solsun sonunda. Bir omuz ısıtırdım, varsın gitsin sonunda. Dokunurdum. Ben eriyene dek, o eriyene dek, biz hiçleşip karışıncaya dek bu derin boşluğa, dokunurdum. Ama yok bir hayatım daha. Bir hayat daha yok. Yok. (Sf:314)Nermin Yıldırım Nermin Yıldırım
DokunmadanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 201711,5bin okunma
Puan vermedi·320 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
Selam Müptelalar Kirli Para, okuruna sadece bir ölümün ardındaki sırları anlatmıyor, paranın hüküm sürdüğü bir dünyada insanın ne kadar kolay savrulabileceğini de gösteriyor. Işıltılı gökdelenlerin, kusursuz görünen hayatların ardında nasıl bir çürüme olduğunu okuyucusunun gözünün içine baka baka anlatıyor Alger. Matthew Werner’ın ölümüyle başlayan süreç, aslında bir sistemin çatlağını aralıyor. Çünkü burada mesele sadece bir adamın düşüşü değil. Hırsın, gücün ve suskunluğun ortaklığı. Annabel’in yaşadığı sarsıntı, okuyucuya şu soruyu yöneltiyor. Yanı başımızdakileri gerçekten tanıyor muyuz, yoksa görmek istediğimiz kadarını mı biliyoruz? Gazeteci Marina’nın gerçeğin peşinden gidişi ise hikâyeye ayrı bir sertlik katıyor. Gücün karşısında susmayan bir karakter görmek iyi geliyor ama aynı zamanda okura şunu da hatırlatıyor. Bu düzende doğruların bir bedeli var. Cristina Alger, finans dünyasının soğuk ve mesafeli yapısını öyle bir kurmuş ki, okur kendini o steril ofislerin içinde bile huzursuz hissediyor. Tempo hiç düşmüyor ama asıl çarpıcı olan, satır aralarındaki sistem eleştirisi. Kirli Para, gerilim seven okurlara sürükleyici bir hikâye sunarken, gücün insanı nasıl dönüştürdüğünü de sert bir şekilde yüzüne vuruyor. Okurken sadece katil kim? sorusunu değil, asıl suçlu kim? sorusunu da düşünüyorsunuz. #KirliPara #CristinaAlger #thekitapyayınları #gerilim #kitap_muptelasi_ Kitap Sayfa:316 The Kitap Yayınları @iremhattat @dileklekitap @senemturkmen
Kirli ParaCristina Alger · The Roman Yayınları · 202063 okunma
Tanpınar’ın Eşiği
Puan vermedi·376 syf.·
2026 28. kitabı
“Hayatının değeri, ömrünü mana aramaya adamasından doğuyor.” (s.316) Murat Menteş alıntısı Tanpınar'a Huzur Yok romanının hem çıkış noktası hem de varış çizgisi gibi, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı metinlerinden ziyade, ruhunun eşiklerinden çağırıyor. Her şeyin manasını arayan Tanpınar’ı alıntılarıyla yeniden kurmaya kalkmadan, zamanla kurduğu huzursuz ilişkiyi, kelimelere yaslanarak ayakta kalma çabasını sezerek ilerliyor. Tanpınar’a ulaşmak için en sevdiği ve en kısa yolu seçiyor, kelimelerle birlikte eşiği aşıyor. Tanpınar’ın dünyasını ve üslubunu taşıyan bir köprüyle romanının daha başında Tanpınara yakışan bir saygıyı hissettiriyor. Tanpınar’ın her şeyine özen gösteriyor, giydiği afilli elbiseler, müzikleri bile özenli bir listeyle sunuyor. Tanpınar’ı kitapta bir anıttan ziyade, yaşayan, düşünen, tereddüt eden ve kelimelerle tutunmaya çalışan bir karakter olarak olarak sunuyor Murat menteş ‘in eserinde Tanpınar yazılarının ruhuna bir saygı duyarak yazıyor, bu yüzden romanın ruhu, Tanpınar’ın Eşik şiiriyle aynı varoluş geriliminde soluk alıyor. Şiirdeki olup olmamanın eşiklerinde dolaşan bilinç, romanda Tanpınar’ın zihinsel haline dönüşüyor. Şiirde her şey bir akış halinde durgun ama derin, yekpâre ama parçalanmaya açık. Aynı şekilde romanda da zaman çizgisel akmıyor, hafıza, sezgi ve düşünce ve kimlikler sürekli yer değiştiriyor. Tanpınar şiirlerinde ve romanda aynalara bakar, her aynada yine kendisiyle karşılaşır, fakat her defasında biraz daha bölünmüş, biraz daha huzursuz bir hâlde. İçimde, dışımda hep aynı çember! Bin elmas parıltı oyun ve halka _[Küçük ve hiç değişmez dalgalarla__ Bende bana meçhul akşamlar yoklar! Roman, 1950’lerin sonunda İstanbul’da, Tanpınar’ı merkeze alan kurmaca bir evrende açılıyor. Aşksızlığı romantik bulan, gönül
Düşünce
Tanpınar'a Huzur YokMurat Menteş · Everest Yayınları · 2026712 okunma
Reklam
Reklam