Alıntı
— 32’ de Elazığ cezaevinde bir Memedimiz vardı bizim. Kara, kavruk oğlan. Sovyet sınırındaki bir karakolda askerlik yapmış. Sonra gelmiş memlekete; bir gün kahvede, “Rusların karakolları fena değildi, aç değildiler,” gibi bir söz etmiş. “Komünist oldun,” deyip bizim yanımıza tıktılar bunu. Beş vakit namazında. Cin gibi bir oğlan. “Okuman yazman var mı?” dedik. “Harfleri tanıyorum da birbirine vuramıyorum,” dedi. Okuyamıyordu. Epeyi kaldı bizimle... Bir gün “Ne vakit gözü açılacak, ne vakit gerçekleri görecek bu halk,” gibisine dertleşiyoruz. “Baba,” dedi, “bu millet de benim gibi, harfleri tanıyor da daha birbirine vuramıyor.”
"Allah'ın nurunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler hoşlanmasalar da, Allah nurunu tamamlamaktan aslâ vazgeçmez." (Tevbe,32)
Sayfa 15·Kitabı okudu
Reklam
Bazen bu sessizliğin gürültüsü dayanılmaz...
Sayfa 47
Her varoluş bir bedele tahvil edilmeden de değerliydi dünya.
Sayfa 46
Bir sınırı olmalı insanın; telleri edebiyatla esnetilmiş olan.
Sayfa 44
İnsanoğlu çizdiği sınırlardan ilk kendi kaçar oysa.
Sayfa 44
Reklam
Reklam