​“Her kim Âyete’l-Kürsî ve Bakara Sûresi’nin sonlarını (Âmene’r-Rasûlü’yü) sıkıntı ânında okursa, Allâh-u Azze ve Celle ona yardım eder.” buyurmuştur. (İbnü’s-Sünnî, ‘Amelü’l-yevmi ve’l-leyle, rakam:343, 2/154)
Din
İstanbul, Bursa, Edirne, Sofya, Selânik, Atina gibi önemli şehir-ler bir yana bırakılırsa, şehirler az nüfusludur (genellikle 2.000 hâne altında); Rumeli'de en büyük şehirlerden Selanik 4.803, Atina 2.297, Niğbolu 1.343, Serez 1.093 hâne idi. Bizans'ın son dönemlerinde ancak 30-40 bin nüfusu olan İstanbul, Fâtih'in büyük çabaları sonucunda 1478'de yapılan bir sayıma göre 14.803 (8.953'ü Müslüman) hâne ile Balkanlar'ın ve Anadolu'nun en büyük şehri durumuna geldi (hâne'yi 4 nüfus kabul edersek bu 60.000 kişi olur, vergiden muâf olanlar eklenirse 70.000). 16. yüzyıl başlarında şehrin nüfusu 80.000 hâne'yi aşkındır. 17. yüzyıl sonlarına doğru İstanbul, yarım milyonu aşan nüfusu ile Avrupa ve Orta-Doğu'nun en büyük şehri oldu. O zamanlar, İstanbul salhânelerinde yılda 4 milyon koyun, 3 milyon kuzu ve 200.000 öküz boğazlandığı ve fırınlara günde 300 ton kadar buğday verildiği he-saplanmıştır. Bu yiyecek ve içeceklerin önemli bir kısmını Rumeli sağlardı. Dobruca kırı, kuyular kazılarak tarıma açılmış ve deniz yolu ile ulaşımdaki kolaylık dolayısıyla İstanbul'un buğday ambarı haline gelmiş, orada yüzlerce yeni köy kurulmuştur. Öbür yandan, bütün Türk şehirleri gibi, İstanbul da zenginlerin kurdukları vakıf kuruluşları ile bayındır hale getirilmiş, kırsal kesimden ve imparatorluğun her yönünden erzak ve para Osmanlı pâyitahtına akmaya başlamıştır. Özetle, eski Roma gibi İstanbul da büyük pazar olarak imparatorluk ekonomisinin oluşumunda kesin bir rol oynamıştır.
Sayfa 202 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ey aciz insan! Düşün. Günle birlikte senin için ne tamamlanmıştır? Ve bu esnada senden ne gitmiştir? Ömründen bir parça gitmiştir, bunda senin aleyhine ne hüküm verilmiştir!? Günlerinden bir gün eksildi, peki bu sürenin geçmesiyle ebedi yolculuğun için ne hazırladın? Bu geçen gününe karşılık olarak, yarının için ne kazandın? Hz. Peygamberin (s.a.v) şu hadisini düşün: “İnsanlar iki şekilde sabaha çıkarlar. Bir kısmı (hayır işleyerek) kendisini ateşten azat eder. Bir kısmı da (günaha dalarak) kendisini helake iter."¹ Yüce. Allah bu konuda şöyle buyurmuştur: "Yemin olsun ki, sizin işiniz çeşit çeşittir."² “Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir. Ancak hesap defteri sağ yanından verilenler başka...”³ Bir hadiste şöyle denmektedir: “İyiliğimi artırmadığım yeni bir günde, benim İçin hayır ve bereket yoktur..."⁴ Bir eserde şöyle denmektedir: “İki günü eşit olan aldanmıştır. Kimin İçinde bulunduğu gün önceki gününden daha kötü olursa, o (faziletten) mahrum kalmıştır.⁵ __________________________ ¹ Ahmed, Müsned, III, 321; Hakim, Müstedrek, IV, 422, İbnu Hıbban, Sahih; No: 4514; Ebu Ya’la; Müsned, No: 1999. ² Leyi 92/4. ³ Muddessir 74/38-39.Bkz: Tabaranî, el-Evsat, No: 6632; Ebu Nuaym, Hilye, Vlll, 188; Suyuti, es-Sağir, No: 343.Aclunî, Keşfu’l-Hafâ, II, 283; Sehavî, Mekasıd, No: 1080.
Sayfa 131 - Semerkand Yayıncılık, 2. Baskı, Aralık 2003 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okudu
… Yazı bellek için ya da bilgi için doğru ilaç değildir: o yalnızca öyleymiş gibi görünür, onu taklit eder: o eidos'u, ideyi, tekrarlananı tekrarlayan iyi tekrar değil, işareti, tekrarlayanı tekrarlayan kötü tekrardır: yaşamın tekrarı değil, ölümün tekrarıdır (Pharmacie, 343). Yani aslında esas itibarıyla taklitçi, bu yüzden de aldatıcıdır… …
Sayfa 150·Kitabı okudu
Alıntı
343'te, Makedonyalı Philippos, Aristoteles'ten oğluna ders vermesini ister; oğlu, yani geleceğin Büyük İskender'i o dönemde 13 yaşındadır. Bunun üzerine, Aristoteles, Pella'ya (bugünkü Selanik yakınlarında) gider; Makedonyalı Il. Philippas'un bir sarayı vardır orada. Aristoteles'in İskender' e verdiği dersler konusunda hiçbir bilgi yoktur elimizde, Plutarkhos'un aktardığı, İskender tarafından Aristoteles'e yazılmış iki mektubun gerçekliği kuşkuludur.
Sayfa 10 - DOST·Kitabı okudu
Alıntı
YÜZSELLİK (DELEUZE VE GUATTARI 1980) • Gösterenin toplumsal makineleşmesi ve üretimi. Beyaz ve Hıristiyan Avrupalı erkeğin figürü olan siyah delikli beyaz yüzey. Mütekabili, manzaradır. … ceğine işaret eder). Deleuze ve (1) "... yüz, bir yüzey-deliği, delikli yüzey sisteminin bir parçasıdır (...). Yüz, bir yüzeydir" (MP1980, s. 208). Fakat yüz, illa ki insana ait değildir, (2) "...hatta yüzde mutlak surette insandışı olan bir şeyler vardır [...]. O kadar ki insanın bir alınyazısı varsa eğer, yüzden kaçmak onun alınyazısıdır..." (a.g.e., s. 209)."Yüzün insandışılığı” (a.g.e., s. 222). Yüzsellik makinesi, yüzselleştirmenin soyut makinesi de Şöyle tarif edilir, (3) "Bu makineye yüzsellik makinesi denir çünkü yüzün toplumsal üretimidir, çünkü tüm bedenin, etrafındaki her şeyin ve nesnelerin yüzselleştirilmesini, tüm dünyaların veya ortamların manzaralaştırılmasını o yönetir" (a.g.e.). Nihayet: (4) "yüzün çok önemli bir mütekabili vardır: yersizyurtsuzlaşmış bir dünya [olan] manzara” ve “sinemanın yakın planı yüzü öncelikle manzara [...] siyah delik ve beyaz duvar [...] olarak ele alır" (a.g.e., s. 211-212). s.343-344
Sayfa 343·Kitabı okudu
Alıntı