Okuma edimi, öteyandan, bir yanıyla düpedüz kişisel deneyim kapsamına giriyor. Hiç kimse, bir metni 15, 37, 63 yaşında aynı biçimde okuma olanağına sahip değildir: Oysa metin, yazarının elinden çıktığı gibidir, kılı kıpırdamamıştır. Okuyan Ben, dilese de kaçınamayacağı bir evrimin kaygan öznesi: Değişmeye, dönüşmeye, zaman zaman da başkalaşmaya aday biri.
Fazl Ziyad, Ahmed Hanbel’den aklın yerinin dimağ-beyin- olduğunu nakletmiştir. Ebû Hanîfe de aynı görüştedir. Bizim mezhebimizden bir grupsa aklın kalbde bulunduğunu söylemiştir; ki bu aynı zamanda İmam Şâfii’nin de görüşüdür. Bunlar kalbin akıl anlamında kullanıldığı; “Şayet yeryüzünde dolaşsalardı düşünecek -akledecek- kalbleri olurdu.” (Hacc/46) “ Şüphesiz ki bunda kalbi -aklı- olanlar için bir öğüt vardır.” (Kaf/37) âyetlerini delil getirmişlerdir. Bu da aklın yerinin kalb olduğunu gösterir.
Bismillâhirrahmânirrahîm
O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. O, Rahmân’dır. O gün insanlar O'nun huzurunda söz söylemeye güç yetiremezler.
35)Gök(Cev)
Başka bir nüshada "sema", yani gökyüzü denilir ki, her ikisi de aynı anlamdadır. Burada insan, karanın baskısından kurtularak havada uçmayı temenni eder. Görür ki, havada uçmaktan acizdir. Bu hal onu isteksizliğe ulaştırır.
36)Dağ(Kurh)
Bir diğer nüshada "cebel" yani dağ olarak geçer ki her ikisi de aynı anlamdadır. İnsan dünyayı sevimsiz ve kerih görür, kendini kerih görür, hayatı kerih görür ve nahoş bulur. Artık ölümü temenni etmeye başlasa bile onu bulamaz. Bu durum kendisini acizliğe ulaştırır.
37)Acizlik(Acz)
Acz derken kastedilen şey, kendine fayda verememek ve içinde bulunduğu durumdan kendini kurtaramamaktır. Bu durumda insan acizliğini itiraf eder. Bu hal kendisine eşlik eder, gücünden ve kuvvetinden soyutlanır. Bu durum onu amaçlanan talebe ulaştırır.