Ayşe anlatıyor: Üsâme b. Zeyd kapının eşiğine çarptı ve alnından yaralandı. Muhammed bana, “Ayşe, yardımcı ol; onun kanını temizle” dedi.
Ayşe devam ediyor. Ben buna cesaret edemeyince, Muhammed onun yarasını emdi ve kanı tükürdü. Ardından şu ifadeyi kullandı: “Şayet Üsâme cariye olsaydı, onu giydirir, süsler ve sonra satışa sunardım. (Açıkçası pazara götürüp satardım).” Diyor. (Kaynak: İbn Ebî Şeybe-Musannef-No:32972, İbn Sa’d,-Tabakāt-C:4/57-No:378)
Bir kadını “süsleyip pazarda satılacak bir mal” gibi görmek nasıl bir anlayışın ürünüdür?
Bugün bu ifadeyi okuyan biri doğal olarak: ”Kadın onuru bu kadar mı değersiz olur!” diyecek, demeli?
Bu basit bir cümle değil; İslam’da var olan bir düşüncenin yansımasıdır.
Burada kadın, süslenen, giydirilen, pazarlanan ticari bir mal gibi muamele görmektedir. Tıpkı bir deveyi, atı, koyunu, ineği hazırlayıp satmak gibi. Onun değeri, estetik çekiciliği ve satış potansiyeli ile ölçülür; insan olarak aklı, iradesi, ruhu, haysiyeti ikinci plandadır. Bu, kadını insan olmaktan çıkarıp cinsel/ticari meta haline getirir. Cariyelik kurumu zaten kadını cinsel kölelik statüsüne indirger; rızası sorulmadan, özgürlüğü elinden alınmış halde kullanılabilir. Bu anlatı da ise bu statü, övgü olarak sunulur: “Keşke cariye olsaydın da seni böyle pazarlayaydım.” Bu, kadının aşağılanmasını normalleştirir.
Bugün bu metni okuyan her akıl, ahlak ve vicdan sahibi kişi haklı olarak “Kadın onuru bu kadar mı değersiz?” diye haykırmalıdır! Özellikle de bilmeden İslam saflarında yer alan kadınlar demelidir ve inancını öğrenip sorgulamalıdır. Çünkü bu cümle, kadını erkeğin arzularına göre şekillendirilen, süslenen ve el değiştiren bir varlık olarak konumlandırır. Erkek çocuk bile bu “düşük” statüye özenerek övülürse, gerçek kadınların