"Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma." (Konfüçyüs / MÖ 479-409)
Kant ödevle ahenk halinde olan duygu ve eğilimleri yeşertmenin, ahlaka uygun bir mizaç edinmenin ödevimiz olduğunu savunur. (MS 6:409) Fakat erdemi, ödevi yerine getirmekte başarılı olmaya denk gör-mez. (MS 6:409) Zor bir görevi gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğumuz güçlülük erdem olduğundan, iyi davranışlarda bulunma bizim için zor olduğu ölçüde, erdeme ihtiyaç duyulur. Bir kişinin mizacı öyle şanslı bir şekilde oluşmuş olabilir ki, duyguları ve arzuları, ödevi kolayca ve haz alarak gerçekleştirmesini sağlayabilir. Fakat bu mizaç erdem değildir, sa-dece erdemi daha seyrek gerekli kılar. Söz konusu kişi yine de erdemli olabilir, fakat erdem mizacın (edilgen bir şekilde tecrübe ettiğimiz duygu veya arzuların) değil, karakterin (aklî düsturların etkin gücünün) bir ni-teliğidir. Bu erdem anlayışı, Kant'ın insan doğası kuramından doğal bir şekilde çıkar. Bu kurama göre, rekabetçi kendini beğenmişliğimizin ifadeleri olan eğilimlerimiz, kaçınılmaz olarak toplumda ahlak yasasına karşı bir ağır-lık oluşturur. Bunu alt etmek için bir güç gereklidir. Dolayısıyla, (belirli bir derecede) erdem olmadan, ödevin gerektiği gibi yerine getirilmesi mümkün olamaz. Etik ödev kuramına "Erdem Öğretisi" adı verilmesi-nin nedeni, insanın, tüm muteber davranışların temel dayanağının er-dem olmasını gerektiren bir tabiata sahip olmasından başka bir şey değil-dir. Duygu ve arzularımızın toplumsal rekabet ve kendini beğenmişlikle yoldan çıkarıldığı medenî şartlarda (Hutcheson ve Hume'un yapmamızı bekleyebileceği gibi), ahlak bakımından iyi davranışlar için sadece akıldışı duygu ve ampirik arzulara bel bağlamak tehlikeli olmakla kalmayacak, aynı zamanda takbih edilecek bir sorumsuzluk teşkil edecektir.
Sayfa 189·Kitabı okudu
Reklam
O günkü âdete göre kızlar küçük yaşlarda evlendikleri gibi erkekler de genç yaşta evlenirdi; ama Muhammed 25-30 yaşları­ na geldiği halde kimse ona kızını vermek istememişti. Hatta Ha­tice’yle evlenmeden önce kendi amcası Ebu Talib’den kızı Ümmü Hani’yi istemiş, amcası ona vermediği gibi, üstelik ona, “Oğ­lum, herkes ancak kendi dengiyle evlenir; kızımı nasıl sana ve­reyim! Kızım ancak falancaya uygundur’’ (223) demek suretiyle çok ağır konuşmuş ve kızını da başka birine vermişti. 223. Askalani. İsabe, No: 12285; Moğultay, el-İşare... 409; İbni Habib. Muhabber, 98; Hakim, Müstedrek, 2/420, 4/39-53; İbni Sad. age. No:4133-8/322; M. Sait Mübeyyed. Mevsuatu Hayati’s-Sahabiyatı, 611.
Sayfa 123 - Berfin·Kitabı okudu
Araştırma inceleme din islam
Perde gazeli niyetine "Ayı postu yıkanmakla Ağarır mı a Brahman. Tanrı daha mı sevecek Seni, putları yalarsan..." Vemana (Meriç, 1998, s. 409-410)
Sayfa 49·Kitabı okudu
Müminlerden beklenen kendileriyle aynı imanı paylaşanlara karşı yumuşak, şefkatli, merhametli ve mütevazı olmalarıdır. Müminlerin şiddet ve sertliği ancak “Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorludurlar”[409] âyetinde de geçtiği üzere dinsizlere ve kâfirlere karşıdır. Bu tesbit, İslam’dan dönecek olanların yerine, Allah’ın, dilerse getireceği yeni mü’minlerin özelliklerini bildiren âyetin bir cümlesidir. Aynı özelliği aşağıdaki âyette, sahâbîlerin vasfı olarak bulmaktayız. Görüldüğü üzere bir kimsenin gayr-i meşrû bir şekilde dünyaya geldiğini ifade eden ve halk arasında çok kullanılan olumsuz sözlerin her biri, “nesebe dil uzatma” yasağı içine girer. Bir insanın soyuna sülâlesine küfretmek de söz etmek de böyledir. “Kanı bozuk”, “sütü bozuk” gibi hakaret cümleleri de eğer “nesebi gayr-i sahih” anlamında kullanılırsa, nesebe dil uzatma yasağına dâhil olur. Dinimiz gıybet, istihza, iftira, bühtan gibi Müslümanlar’a eziyet veren her şeyi yasaklamakla kalmamış, insanların neseplerine dil uzatmayı da aynı şekilde menetmiştir." -- I‌mam Nesai Hadislerle Kadın I‌s‌retu‌'n Nisa 1 Cilt
Reklam
Reklam