Kant ödevle ahenk halinde olan duygu ve eğilimleri yeşertmenin, ahlaka uygun bir mizaç edinmenin ödevimiz olduğunu savunur. (MS 6:409) Fakat erdemi, ödevi yerine getirmekte başarılı olmaya denk gör-mez. (MS 6:409) Zor bir görevi gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğumuz güçlülük erdem olduğundan, iyi davranışlarda bulunma bizim için zor olduğu ölçüde, erdeme ihtiyaç duyulur. Bir kişinin mizacı öyle şanslı bir şekilde oluşmuş olabilir ki, duyguları ve arzuları, ödevi kolayca ve haz alarak gerçekleştirmesini sağlayabilir. Fakat bu mizaç erdem değildir, sa-dece erdemi daha seyrek gerekli kılar. Söz konusu kişi yine de erdemli olabilir, fakat erdem mizacın (edilgen bir şekilde tecrübe ettiğimiz duygu veya arzuların) değil, karakterin (aklî düsturların etkin gücünün) bir ni-teliğidir.
Bu erdem anlayışı, Kant'ın insan doğası kuramından doğal bir şekilde çıkar. Bu kurama göre, rekabetçi kendini beğenmişliğimizin ifadeleri olan eğilimlerimiz, kaçınılmaz olarak toplumda ahlak yasasına karşı bir ağır-lık oluşturur. Bunu alt etmek için bir güç gereklidir. Dolayısıyla, (belirli bir derecede) erdem olmadan, ödevin gerektiği gibi yerine getirilmesi mümkün olamaz. Etik ödev kuramına "Erdem Öğretisi" adı verilmesi-nin nedeni, insanın, tüm muteber davranışların temel dayanağının er-dem olmasını gerektiren bir tabiata sahip olmasından başka bir şey değil-dir. Duygu ve arzularımızın toplumsal rekabet ve kendini beğenmişlikle yoldan çıkarıldığı medenî şartlarda (Hutcheson ve Hume'un yapmamızı bekleyebileceği gibi), ahlak bakımından iyi davranışlar için sadece akıldışı duygu ve ampirik arzulara bel bağlamak tehlikeli olmakla kalmayacak, aynı zamanda takbih edilecek bir sorumsuzluk teşkil edecektir.