Oku oku bitmeyen, okudukça yazarın bir taraftan yazmaya devam ettiği sanrısına kapıldığım kitap, ‘Zemberekkuşu’nun Güncesi’ bir Haruki Murakami klasiği. Murakami’yle kuyuya inmeye, konuşan kedilerle karşılaşmaya, paralel evrenlere geçmeye, marjinal kadınlarla zaman geçirmeye alışkınım. Hem de son derece sakin ve gündelik bir dille. Yine sessiz bir anlatıcının hayatına giriyoruz bu kitapta. Tuhaflıklar alabildiğine sınırsız. Elimde olmadan, “Keşke gerçek hayatta da bu kadar kolay olsaydı bir şeylerle karşılaşıp keskin kararlarla hayat rutininden çıkabilmek,” diye düşündüm. “Hayat filmlerdeki gibi olsa!” klişesi gibi. Bu kadar uzun bir kitabı hiç sıkılmadan okuyabilmek yazara olan saygımı arttırdı. Özellikle, yazarın tarihi olayları ve anlatıları kurguya yedirme biçimi ilginin kaybolmasını engelleyen unsurlardan biri. Geçmişle yüzleşmeden iyileşmek mümkün mü, kötülük nerede başlar, sessizlik suç ortaklığı mıdır sorularını sorar aslında Murakami. Düşünen insanın, hayatının belli dönemlerinde sormadan geçemediği sorularla yüzleştirir bir bakıma okuru. “Bu soruları sormak aklınıza gelmediyse sorun,” der gibidir. Sık kullandığım “Dünyanın bir balkonu bile yok!” ifadesine benzer bir alıntı yakaladığıma da sevindim. “Bir yerlerde dünyanın sınırı türünden bir şey olmalı.” (s. 417) Ama yok! Ben gittim ‘en ucu’ denen yerlere dünyamızın. Dönüp dolaşıp aynı yere dönmekle kalmadım, normal şartlarda dünyanın bir çıkışı olmadığını kendim test etmiş oldum. Çok iyi alıntılar yakalayabileceğiniz derya deniz bir roman Zemberekkuşu’nun Güncesi. İşte onlardan sadece biri: “Sanki insanlar benim ait olduğum dünyanın kenarından teker teker düşüyorlar.” (s. 417) Hiç kendinizi bu dünyaya sıkışmış gibi hissetmeyin. Ölüm var sonuçta! Bir de uzaya gitme çabası zavallı insanın…
Tekrardan merhabaalar:)
Bugün 17. kitabımı da okudum. Oğuz Atay'dan okuduğum ilk eserdi. Açıkçası daha önce uzun uzun biyografi okumuş değildim, daha doğrusu biyografi kitabı okumuş değildim. O yüzden benim için iyi bir deneyim oldu. Neyse, incelemeye geçelim.
Arkadaşlar bu kitap Mustafa İnan adındaki bir mühendisin hayat yolculuğunu anlatıyor. Kitap, kıyıda köşede kalmış bir eser değil, o yüzden eğer mâlumat elde etmek isterseniz kitap hakkında okuyabileceğiniz birçok yazı bulabilirsiniz. Fakat beni kitapta etkileyen bir yöne değinmek istiyorum.
Mustafa İnan, pozitivist biri değil. Özellikle edebiyata olan düşkünlüğü çok kıymetli. Ayrıca kelime tahliline dair her şeyi çok seviyor. Maddede kaybolmamayı ve hayatı her yönüyle yaşamayı tavsiye ediyor bizlere. Anlamaktan ve hissetmekten bahsediyor. Sanki o günden bu günleri görmüşte eksik yanlarımızı tamamlaya çalışır gibi.
Mutlaka okunmanızı öneririm. Özellikle storytel'deki beyefendi harika seslendirmiş kitabı.
Güncel listem
Türk Edebiyatı
Okunanlar:
1. Çocukluğumun Soğuk Geceleri - Tezer Özlü (65 sayfa)
2. Efsuncu Baba - Hüseyin Rahmi Gürpınar (84 sayfa)
3. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa (112 sayfa)
4. Yılkı Atı - Abbas Sayar (112 sayfa)
5. Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali (160 sayfa)
6. İntibah – Namık Kemal (164 sayfa)
7. Aylak Adam - Yusuf Atılgan (192 sayfa)
8. Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali (250 sayfa)
9. Araba Sevdası - Recaizade Mahmut Ekrem (264 sayfa)
10. Karartma Geceleri - Rıfat Ilgaz (264 sayfa)
11. İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali (267 sayfa)
12. Eylül - Mehmet Rauf (268 sayfa)
13. Yılanların Öcü - Fakir Baykurt (280 sayfa)
14. Bir Bilim Adamının Romanı - Oğuz Atay (283 sayfa)
15. Mücella - Nazan Bekiroğlu (344 sayfa)
16. Gün Olur Asra Bedel – Cengiz Aytmatov (417 sayfa)
17. Aşk -
Merhabaalarr
Bugün listemden 15. kitabı okudum. Listede 15. kitap değil, 15. adet kitabı diyorum. :)
Türk edebiyatının ilk edebi romanı olan İntibah'ı hızlıca bitirdim. Kısa, çok kaliteli bir yazardan çıkmış tatlı bir eser. Edebi dili gayet iyi. Konu sapmıyor ve okurken yazarın olayları çok uzatmadan ama kaliteden de taviz vermeden yazdığını hissediyorsunuz.
Kısaca konusu şöyle: Ali isminde 21-22 yaşlarında bir genç var. Mahpeyker adında bir kıza aşık oluyor ve birtakım olaylar yaşanıyor. Ardından bu kızdan ayrılıp Dilâşûb adındaki diğer kıza aşık oluyor. Fakat işler yine kötü gidiyor ve olaylar birbirini takip ederek en nihayetinde hazin bir son yaşanıyor.
Çok zamanım yok, hele hele kalitesiz bir esere hiç zamanın yok diyorsan İntibah tam senlik.
---
Bu arada listemi buraya paylaşıyorum. Belki benimle beraber ilerlersiniz ve 5-6 yıl sonra bir edebiyat kurdu oluruz. :) Benimle beraber okuyacak arkadaş varsa bana da çok iyi gelir. Bundan sonraki okuyacağım iki eser Bir Bilim Adamının Romanı ile Cevdet Bey ve Oğulları. Daha sonra zaten tatilim başlayacak ve İnce Memed'i okuyacağım. 25 gün falan ayırdım ona. Dünya edebiyatına ise hiç girmedim daha. Bir süre de girmem diye düşünüyorum en azından yaza kadar. Ha bir iki eser aldım ama devamı zor gelir. Bu arada 5-6 yılda bitirmem için (şu an 21 yaşındayım ve hedefim 26-27, en geç 29'a kadar) yılda yine 4 veyahut 5 kitap bitirmem gerekiyor. Kendimize yapabileceğimiz çok iyi bir yatırım diye düşünüyorum. Umarım faydalı olur.
***
Türk Edebiyatı
Okunanlar:
1. Çocukluğumun Soğuk Geceleri - Tezer Özlü (65 sayfa)
2. Efsuncu Baba - Hüseyin Rahmi Gürpınar (84 sayfa)
3. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa (112 sayfa)
4. Yılkı Atı - Abbas Sayar (112 sayfa)
5. Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali (160 sayfa)
6. İntibah –
İntibahNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,2bin okunma
Kitap 384 . Sayfasından sonra geri sarmaya başladı. 417 . Sayfaya kadar tekrarlamış. Olay atlanmış kitabı basan kişi yada hazırlayan sanırım dikkat etmemiş. Olay kurgusu kaybolmuş
GECENİN İÇİNDEN
Sarah BAILEY
Sarah Baıley kaleminden Dedektif Gemma Woodstock Serisinin ilki olan Karanlık Göl ve üçüncüsü Unutulmuşlar Şehri’ni okuyup serinin ikinci kitabı Gecenin İçinden’i okumasam olmazdı. Serinin ara kitabını okumayınca da aklımda Gemma ile ilgili cevapsız kalmış bir çok soru dönüp dolaşmış, doğal olarak okumam şart olmuştu ve tabii dedektifimiz hakkında ne olduğunu anlayamadığım o boşluk da tamamlandı neyse ki. Dedektifimizin özel hayatına neden bu kadar takıldığımı merak edenler için belirteyim; onun o yalnızlığı, kimsenin onu anlamaması ya da onun kendisini anlatamaması ve iç dünyasında yaşadıklarıyla her an çökmeye hazır psikolojisiydi sanırım beni kendisine çeken. Vasat bir anne ve berbat bir eş olduğunu kabul ettiği gibi
sıradışı bir polis olduğundan da emin olan Gemma’nın mutsuzluğu ilişkileri için elinden geleni yapan Scott’ı bunaltınca bir karar alarak ayrılırlar ve oğlu da Scott’la kalır. Bu durum biz okurları bir parça etkilemiş olsa da mesleğindeki başarısı Gemma için fikrimizi değiştirmez çünkü çözülmesi gereken cinayetler için Melbourne’nün, iyi bir kurgu içinde biz okurların ona ihtiyacı var.
Kurgumuzdan bahsedelim hemen o zaman…
Avustralya’nın ünlü film yıldızlarından Sterling Wade, yeni filmi için çekilen bir sahne sırasında ö.ldürülür. Etrafta o kadar kamera varken katilin bulunamaması imkansız gibi düşünülsede sahnenin çekimlerinde aktöre yüzlerinde maskeleri olan çok fazla oyuncu eşlik etmektedir. Aslında ünlü oyuncunun ülke gündemine oturan cinayeti öncesinde Gemma’nın ilgilendiği başka bir cinayet işlenmiştir ama amiri emir verince çok uyumlu olmadığı Fleet ile Wade davasının baş sorumlusu olurlar. İlk cinayetin maktülü Walter Mıller altmışlı yaşlarında, sokaklarda yaşayan, uzun yıllar önce eşinden ayrılmış, kızıyla
Merhaba. Mater serisinin ilk kitabının incelemesiyle karşınızdayım. Uzun süredir bu seriyi okumak istiyordum, denk gelince Pia Mater’i alarak başladım. Öncelikle kitabın oldukça oldukça oldukkça akıcı olduğunu söylemeliyim zira 417 sayfayı okumam iki günümü aldı. Ayrıca kitap nöro-roman özelliği taşıyor ve bu da çok farklı bir deneyim oldu benim için. (Nöro-roman ne demektir bilmeyen arkadaşlarım için bir ek bilgi vereyim: Nörobilim ile edebiyatı birleştiren, beynin işleyişi, zihin süreçleri, bilinç, hafıza ve algı gibi kavramları kurgunun merkezine alan bir edebi tür. )
Olayları aslında zihnimizin nasıl algıladığını, hangi aşamalardan geçtiğini, hangi duygularda ve durumlarda beynimizde nörolojik olarak da neler olduğunu da anlatması daha da sevdirdi kendisini. Sadece bana garip gelen son bölümde aniden bir sayfada üç dört olayın ard arda gelmeye başlaması oldu. Bir ara başımı kitaptan kaldırıp “Ne oluyorr??” dedim ahahahaha. Yine de güzel kitaptı. Serinin devamını da okuyacağım ama şu an değil. Bu arada serinin devamını okumak zorunlu gibi çünkü boşluklarla biten ve son olmayan bir sonla bıraktı beni… Size iyi okumalar :(
Pia MaterSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 201919,1bin okunma