Gece bir saatten az bile olsa ışığa maruz kalmak melatonin düzeyini %50 kadar düşürür. Bu düşüş veya bozulma üreme, böbrek üstü bezler ve tiroid bezi hormonları aracılığı ile düzenlenen metabolizma, bağışıklık sistemi ve endokrin sistemin dengesini de bozar.
“Şifacı Frank Hardy, iyileşmek için son çare kendisini görmeye geldiğini söyleyenlerin çoğunun aradığının kesinlikle iyileşmek olmadığını fark eder. Hastalar iyileşmek değil, onulmaz olduklarını teyit etmek için geldiklerini içten içe biliyordur. Umut bulmaya değil umudu söndürmeye, bu son ve imkânsız ihtimali de söküp atmaya geliyorlardır. Kaygılarındaki haklılıkları bir kez daha doğrulansın, bir tür sona erişsinler diye geliyorlardır.
İyileştiklerine dair, iyileşmenin mümkün olduğuna dair her işaret hemen reddetmeleri gereken bir şeye dönüşür; çünkü aksi halde şüpheler girdabında bulurlar kendilerini.”
— Renata Salecl, Kabalık Çağı, Metis Yayınları, s.50.
İşçilere, köylülere baktığımızda hepsinin açlık sınırında yaşadıklarını görüyorduk. Öğretmenler ve öteki memurlar için de durum çok farklı değildi. Emperyalizmin boyunduruğunda yaşamanın, bir başka deyişle yarı sömürge bir ülke olmanın insanlarımıza iyi gelmediği belliydi.
Bu tabloya rağmen, emperyalizmin boyunduruğunu peşinen kabul etmiş partiler, zorluklar içinde yaşayan halktan nasıl oluyordu da teveccüh görebiliyordu?
Bugünden baktığımda gördüğüm en önemli neden, bir yolunun bulunup, ülkemizin bir korku toplumuna dönüştürülmüş olduğu.