Japon edebiyatının bir çok farklı eserini görmüştüm. Ama daha çok kişisel gelişim tarzında olan kitaplarını okumuştum. İlk defa bir roman okuyorum hem de Japonya’nın ödüllü ve çok satan romanı. Tabi bu kitapta bize çok şey öğretiyor. İsmi gibi konusu ve kendisi de çok tatlı bir kitap. Kitabın konusuna gelecek olursak Japonya’da küçük bir sahil kasabasında düzenlenen bir piyano yarışması için seçmelerle başlıyor. Dünyanın farklı bölgelerinden jüriler piyano alanında yarışabilecek öğrenciler seçiyorlar. Daha sonra da büyük bir yarışmada bu çocuklar hünerlerini sergiliyorlar. Her yıl düzenlenen bu yarışma bu yıl biraz farklı ilerliyor. Çünkü birbirinden farklı Yetenekler, dahiler bu yılki yarışmada yer alıyor. Hepsinin hayatının farklılıkları, karakterlerinin farklılıkları, piyanoya hitap edişlerinin farklılıkları gözler önüne seriliyor. Biz kitapta Jin Kazama, Aya Eiden, Masaru Carlos Levi, Akashi Takashima gibi farklı karakterlerin yarışmadan önceki hayatlarını, yarışmaya hazırlanırkenki durumlarını ve yarışma sırasındaki heyecanlarını okuyoruz,. Hepsiyle ayrı ayrı heyecanlanıp hepsiyle ayrı ayrı o tutkuyu yaşayabiliyorsunuz. Yazar hepsinin hayatlarının dönüm noktalarını, birbirleriyle kesişimlerini, hayatlarını nasıl etkilediklerini, ruhlarının müzikle nasıl özgürleştiğini bize çok güzel aktarmış. Kitap 515 sayfa ama gerçekten okurken heyecanlı bir dizi izliyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Sürekli devam etmek diğer sayfaya geçmek istiyorsunuz. Neden çok satan roman olduğunu gerçekten anlıyorsunuz. Her yeni sayfada heyecan daha da artıyor bazı yerlerde üzülüyorsunuz bazı yerlerde çok mutlu oluyorsunuz ama her karakterin bakış açısıyla okuyup onları hissedebiliyorsunuz. Özellikle final bölümü çok güzeldi ben çok sevdim. Ayrıca kitabın çevirmeni Orhan Efe Özenç’e de
Falih Rıfkı'nın "Çankaya"'da üzerinde özellikle durduğu önemli bir problem vardır: eğitim ve eğitim aracılığıyla inkılabın sindirilmesi
Bu Çankaya'dan iki alıntıyla gösterilebilir:
"Ben Rusya'ya gidip geldikçe daha kestirme
daha çabuk vardırıcı halk ve genclik eğitimi metotları olduğunu yekili arkadaşlarıma anlatamıyordum. Biz asrımızın teknik ve metot mucizelerini kavrayamıyorduk." s.462
"Atatürk devrinin zaafları, Atatürk'ten sonraki demokrasiye geçiş devrinde belirmiştir. Başlıca zaaf, eğitim yolu ile devrimlerin ve yeni düzenin halk yığınlarına sindirilememiş olmasıdır. Atatürk devrine tek parti devri diyoruz: Bu bir karma parti idi. Disiplini devrimlerimize inanıştan doğmuyordu. Bilakis Atatürk devrinin zaafı, devrimci bir tek parti rejimi olmamasıdır."
s.515
Yeni Rusya Falih Rıfkı'nın dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ın da bulunduğu bir heyet ile Sovyetlerdeki gezisine ait mektuplarının kendisi tarafından birleştirilip kitaplaştırılmasıdır.
Falih Rıfkı kitap boyunca Sovyetler'deki anılarıyla beraber dönemin toplumunun bir resmini çizer ve Bolşeviklerin yeni düzeni nasıl tesis ettiğine, devamlılığını nasıl sağladığına ve bunlardan alınması gereken derslere değinir.
Bunlar arasında Sovyetlerin yeni düzende bilim insanlarının daha çok değer gördüğü, cinsiyet eşitliğinin ve kadınların özgürleştirildiği, ideolojik çerçeve içinde eğitim her yere ulaştırılmaya çalışıldığı ve mektupla eğitimin olup Türkiye'de de benzeri yapıldığında çok fayda görülebileceği, ideolojik propaganda için devletin her şeyi seferber ettiği ve devrimi empoze etmek için sanatı, müziği, kitabı, radyoyu, sinemayı yani bilfiil tüm vasıtaları kullandığını yazar.
Bunlarla birlikte Türkiye'de CHP'nin kadrolarının devrimci değil fırsatçı ve menfaatçi olduğunu ve devrimci bir kadroya
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattığımızda "Vay canına…Bu neydi şimdi?" deriz. Başlangıç benim için tam olarak böyle bir kitaptı. İlk kez Melekler ve Şeytanlar ile tanıştığım; kalemine, zekasına ve hayal gücüne hayran olduğum yazar Dan Brown Bu kitapta da beni içine alıp farklı diyarlara götürdü.
Bu kez din ve bilim karşılaşmasının merkezinde, insanlığın en büyük soruları var:
Nereden geldik?Nereye gidiyoruz?
Gizem ve aksiyon hiç hız kesmeden ilerlerken; teknoloji, yapay zekâ ve gelecek üzerine düşündüren bir yolculuğa çıkıyoruz. Her şey çözüldü sandığımız anda gelen ters köşelerle de sürekli şaşırtıyor.
Ve finalde, zihnimizde yankılanan sorular bırakıyor.
Okurken sadece bir hikâyenin içinde değil, fikir denizinde yolculuk yapıyoruz. Farklı mekanlara yolculuk yapıyor, farklı fikirleri ve yankılarını dinliyor, adeta beyin fırtınası yapıyoruz.
Hikâyenin merkezinde ise Edmond Kirsch var… İnsanlığın en büyük sorularına cevap bulduğunu iddia eden bir dâhi. Bu sırrı, tepkilerini ölçmek için önce Dünya Dinleri Parlamentosu’ndan üç farklı dinin temsilcisiyle paylaşır. Ama elbette bu gerçek, herkes için kabul edilebilir değildir… Bilbao’daki Guggenheim Müzesi’nde düzenlenen büyük bir davette, bu bilgiyi tüm dünyaya açıklamaya hazırlanır. Ve davetliler arasında eski hocası ve dostu Robert Langdon da vardır.
Peki… Bu gerçek dünyaya ulaşabilecek mi? Sonrası sizde…
Dan Brown’ın bilgiyi hikâyenin içine ustaca yedirmesi ve sıkmak yerine merak uyandırması gerçekten etkileyici. Elinizden bırakmak istemeyeceğiniz, ara verdiğinizde bile zihninizde dönüp duran müthiş bir roman. Ben çok sevdim…
“Bazen başka birinin gerçeğini anlamak için tek yapman gereken bakış açını değiştirmektir.”(Syf. 510)“Kapitalizmin mezhebi yoktur.”(Syf. 515)
__“İki tür din vardır… Biri
Bu nasıl bir kafa yapısı, bu nasıl bir anlatım biçimi, bu nasıl bir yetenek diye başlamak istiyorum...Bu kitap yazarın okuduğum 8. kitabı. Ve her seferinde kendine hayran bırakmayı başarıyor. Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi kitabı aynı gün 14. Şubat Sevgililer gününde başlayıp yine aynı gün bitiyor. Ama yazar bunu 515 sayfa ve 300 kişiden fazla karakterle anlatmış. Her biri ayrı karakter ama bir yerlerde birbirlerinin hayatına dokunup, birbirlerinin hayatını etkileyen karakterler. Yazar size karakterlerinin hayatını anlatırken sizi alıp farklı tarihlerde farklı yerlere götürse de hepsi bir şekilde Karadeniz'de bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde ve 14 Şubat'ta buluşuyor. Ben kitabı çok beğendim kesinlikle tavsiye ediyorum. Ama öneri olarak kitabı okurken çok uzun bir zaman dilimine yaymayip kısa sürede bitirmenizi öneririm. Ben arada kitabın arkasındaki dizinden faydalandım. Karakterleri karıştırdığınız da işe yarıyor. Keyifli okumalar dilerim:)
Bu yazarı keşke daha önce otursaydım kalemi o kadar gerçekçi ki anlattığı hikaye çok sürükleyici sürekli yüreğinizi sızlatacak şeyler yazıyor 515 sayfa olmasına rağmen ne zaman biter diye bakmadım sadece kitabın akışına kapılıp gittim şimdi ne olacak diye çevirdim sayfaları , konuyu anlatmicam çünkü birazcık Drama seven herkes bunu şüphesiz çok sever o yüzden bu yazara hele ki bu kitabına bir şans verin pişman olmazsınız.
Kitap bir oyun. Nadiren oyun okuyan biri olarak kitabı ve konusunu beğendim. Ayrıntılı yorumumu sayfamda video olarak paylaşacağım. Adriana Mater Oyun okumak çok da benlik bir durum değil, kitabın akıcılığından kaynaklı olarak, kitabı okudum. Ve tavsiye olmasından dolayı merakımdan. Okumak isteyenlere , eğer oyun seviyorsanız tavsiye ederim.