Yiyecek Savurganlığı ve Minnet Duygusu
30 Ekim 2010 günü, Bologna Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nin Last Minute Market oluşumunun hazırladığı "Yiyecek Savurganlığının Kara Kitabı" başlıklı sunumu yapıldı. Bir an için durup, inceleme yapıldığında rakamların faciadan başka bir şey olmadığı anlaşılıyor. Tarımda 17775 586 tonluk yiyecek yani bütün ülkenin bir yıl boyunca tükettiği miktarın aynı israf ediliyor. Bunun yanı sıra üretici firmalar her yıl 75 bin ton tarihi geçmemiş ürünü piyasadan çekiyorlar ve bunun sadece %4,4'ü gereksinmesi olan insanlar için kullanılıyor. Sanayi 2 161312 ton ürünü çöpe atarken, ayrıntılı dağıtım sırasında da 244 252 ton çarçur ediliyor. Tabii en sonda da aileler yer alıyor: Her yıl 515 avroluk alışveriş çöp kutusunu boyluyor. Bir ton 1000 kilo olduğuna göre, 17775586 ton meyve ve sebzeyi hangi formda gözümüzde canlandırabiliriz? Bir saray, bir tepe, bir dağ yüksekliği olarak mı? İlk tepki isyan oluyor: Savurganlık, sefalete, böylesine acımasız dünyada hayatlarını sürdürmekte zorlanan insanlara hakaret adına isyan, ama bu rezilliğin arkasında saklanan ve geri dönmemizi çok zorlaştıracak başka bir şey gizleniyor. Bunun farkına varmamak, ekim yapmanın, ürünü büyütüp toplamanın ne demek olduğunu anlamamak için insanın gözlerinin ve zihninin grafiklerle, sayılarla, kuramlarla kararmış olması gerekir.
Sayfa 39·Kitabı okuyor
Şükran Günü'nden siber pazartesiye kadar Amazon müşterileri 140 milyon ürün sipariş ederek toplam 6.59 milyar dolar satın alma gerçekleştirdi. Bu, Amazon için bir rekor olabilir ancak Alibaba'nın Çinde yirmi dört saat içinde yaptıklarıyla kıyaslanamaz bile. Alibaba sadece 2017 yılında 515 milyon müşteriye satış yaptı ve o yıl Singles' Day'de (bir çeşit Black Friday) tek bir günde 812 milyon siparişle 25 milyar dolar çevrimiçi satış yapıldı. Nereden bakarsanız bakın Çin yılda bir trilyon dolardan fazla satış, bir milyardan fazla çevrimiçi kişiyle dünyanın en büyük dijital pazarına sahip. Üstelik dünyanın en önemli teknoloji şirketlerine de yatırım yapıyor.
Sayfa 84·Kitabı okuyor
Araştırma-İnceleme
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Ak Hun Devleti
M.S. 350'li yılları takiben Juan-juan Devleti'ne bağlı Uar ve Hun adlı iki Türk kabile grubu Altaylar havalisindeki yerlerini terk ederek Güney Kazakistan bölgesine geldi. Burada yaşayan daha önceden gelmiş olan Hun kitlelerini Avrupa'ya ittiler. Daha sonra güneye yönelerek Afganistan'ın Toharistan civarına geldiler (367). Bu yeni devlet daha sonra Maveraünnehir ve Çu havalisini, Semerkand civarını aldı. Arkasından hâkimiyetlerini Hazar Denizi ve güneyine kadar genişletti. Hoten, Kuça, Aksu, Kaşgar tarafları dahi Ak Hunların eline geçmiş, Kabil'de oturan Tegin unvanlı Toramana bütün Kuzey Hindistan'ı zapt etmişti. Toramana'nın oğlu Mihiragula (515- 545) ordusunda sürekli yedi yüz savaş fili bulunduruyordu. Kuvvetli oluşundan dolayı Mihiragula en azametli Ak Hun hükümdarı görünmektedir. 557 yılında Gök Türkler ile Sâsânîlerin ortak hücumu sonucunda Akhun Devleti yıkıldı ve toprakları iki devlet arasında paylaşıldı. Hükümdarlarının Hakan (khakan) unvanını taşıdığı Ak Hunlarda, Afganistan bölgesinde oturup, Kuzey Hindistan'ı idare eden prenslere Tegin unvanı veriliyordu.
Sayfa 22 - Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Tarih-Araştırma
"Risale-i Nur Kur'anın çok kuvvetli, hakikî bir tefsiridir" tekrar ile dediğimizden, bazı dikkatsizler tam manasını bilemediğinden bir hakikatı beyan etmeğe bir ihtar aldım. O hakikat şudur: Tefsir iki kısımdır: Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur'an'ın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin manalarını beyan ve izah ve isbat ederler. İkinci kısım tefsir ise: Kur'anın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan ve isbat ve izah etmektir. Bu kısmın pekçok ehemmiyeti var. Zahir malûm tefsirler, bu kısmı bazan mücmel bir tarzda dercediyorlar. Fakat Risale-i Nur; doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannid feylesofları susturan bir manevî tefsirdir. Şualar - 515
Ortaklar Köyü katliamı (Vezirköprü): 2 Ekim 1921'de 900 kişilik büyük bir Rum eşkıya grubu Ortaklar Köyü'nü kuşatarak yakaladıkları kadın, çocuk ve erkekleri kurşun ve süngüden geçirmiştir. Bu katliamda 14 kadın, 12 erkek şehit olup 5 erkek, 3 kadın ağır yaralanmıştı. Soygundan sonra 150 hanelik köy yakılmış, ambarlardaki 3.550 ölçeklik zahire yanarak yok edilmiştir. Bu baskında 59 baş çiftlik hayvanatı da gasbedilmişti. Ortaklar baskınının maddi zayiatı 1.515.000 kuruş olarak hesaplanmıştır. Esenbey Köyü baskını (Vezirköprü): 2 Ekim 1921 tarihinde aynı eşkıya grubu, bu 40 hanelik köyü de basarak ele geçirdiği 11 kişinin 8'ini öldürmüş, 3'ünü de ağır yaralamıştı. Esenbey Köyü küçük olmakla beraber zengin bir yerleşim yeriydi. Yakılan binalar, zahire, gasbedilen mal ve hayvanatın maddi kıymeti 1.670.000 kuruş olarak hesaplanmıştır.
Sayfa 74·Kitabı okudu
Britanya Mandası ve Irak monarşisi, aşiretlerinin varlıklarını özelleştiren şeyhlerden ve büyük araziler ele geçiren siyasi elitlerden mürekkep büyük toprak sahibi sınıfın büyümesini ve yasal olarak tanınmasını teşvik ediyordu. 1913'ten 1943'e kadar ekim sahası neredeyse beş kat genişledi; bunun nedeni, 1926'da çıkan bir kanunla yeni pompalı sulamaya geçen arazilerin dört mevsim boyunca vergiden muaf tutulması sayesinde sulama pompası kullanımının artmasıydı. Pompaların kurulması şeyhlerin ve diğer zenginlerin miri toprakları özelleştirmesine izin veriyordu; 1932 ve 1938 toprak iskanı kanunlarıyla bu daha da teşvik edildi. 1950'ye gelindiğinde tüm toprak sahiplerinin yüzde 72,9'u, 50 dönümden az arsalar halinde tarım arazilerinin sadece yüzde 6,2'sine sahipken tüm toprak sahiplerinin yüzde 1'i tüm özel tarım arazilerinin yüzde 55,1'ine, 1.000 dönümün üzerindeki büyük arsalar halinde sahipti. Toplam 3,8 milyon olan kırsal nüfusun 600 bin civarında hanesi topraksızdı. Mülk sahipliği en çok Kut, 'Amare gibi güneydoğu vilayetlerinde ve sulama pompalarının ve barajların yeni getirildiği, aşiret ilişkilerinin güçlü olduğu bölgelerde yoğunlaşıyordu. 1952 ile 1958 arasında bu bölgelerde beş çiftçi isyanı olmuştu ancak bu isyanlar hakkında bilgimiz çok azdır. Özellikle 'Amareli topraksız çiftçiler Bağdat'a ve Basra'ya göç etti. 1947'den 1957'ye kadar Bağdat'ın nüfusu 515 binden 793 bine yükseldi. 1950'lerin başında 92 bin yeni göçmen, palmiye dallarından yapılmış toplam 16.400 adet kulübede (sarifa) yaşıyordu. 'Amare'deki birçok yoksul sarifa sakini, Bağdat polis kuvvetlerinde iş buldu. Böylece, kendilerini Ocak 1948 ve Kasım 1952 ayaklanmalarını bastırırken buldular ki hemşerilerinin birçoğu bu isyanlarda öne çıkıyordu.
Sayfa 156 - Irak: Aşiret Şeyhleri, Siyasi Elitler ve Kırsaldaki Yoksulluk·Kitabı okudu
Alıntı