Balinaların arasındaki iletişim çok güçlüdür. Sürekli birbirlerine seslenirler ama çıkardıkları ses doğru frekansta olmak zorunda. Bu balinanınkiyse hiçbirinde olmayan yükseklikteki bir frekansta. Elli iki hertz. Bu frekanstaki sesi hiçbir balina algılayamadığı için dünyanın en yalnız balinası.
Ben 52 Hertz Balinası’nda kendimi gördüm. Çoğu türümden daha yüksek şiddette şarkılar söylesem de , ömrümün kayda değer kısmında sesimi duyuramadığım bir okyanusta hissettim.
1980’lerin sonunda, denizaltı araştırmacıları Pasifik Okyanusu’nda yeni bir balina türüne rastlarlar.
Kambur ve mavi balinalar 12-25 Hertz şiddetinde iletişim kurarken, bu yeni tür denizin altında iletişim kurmak için 52 Hertz şiddetinde şarkılar söylemektedir ve bu sebeple onu kimse duyamamaktadır.
Kriptozoologlar, türünü belirleyemedikleri “52 Hertz Balinası” na dünyanın en yalnız balinası derler.
Ben 52 Hertz Balinası’nda kendimi gördüm. Çoğu türümden daha yüksek şiddette şarkılar söylesem de, ömrümün kayda değer kısmında sesimi duyuramadığım bir okyanusta hissettim.
“Sen,” dedi Parla, “bir balina var, ona benziyorsun.”
Onun hakkında düşündüğüm onca güzel şeye karşım beni bir balinaya benzetmiş olmasına darılmıştım.
“Bu çelimsiz hâlimle mi?” diye sordum imalı.
“Elbette görünüş olarak demiyorum. Yalnızlık olarak...”
Sonra o balinayı anlattı bana. Erkek balinalar şarkı söyleyerek eş ararlarmış. Bunu da dişi balinaların duyma eşiği olan 12 - 25 hertz aralığında yaparlarmış. Ancak bir erkek balina keşfetmiş denizbilimciler, şarkısını 52 hertz gücünde söylüyormuş bu balina.
“Yazık, değil mi?” dedi, “Daha gür söylerse daha çok duyulur sanıyor.”
Kafamla onayladım.
Hâliyle hiçbir dişi başina duyamıyormuş bu şarkıyı.
Zavalli balina, şarkısını 33 yıldır tek başına, şu an bile söylemeye devam ediyormuş. Ona “dünyanın en yalnız balinası” adını vermişler.
“Demek beni ona benzettin, öyle mi?” diye sordum Parla’ya.
“Evet, senin de bir şarkın var kimsenin duymadığı. Ama...” diye ekledi, “Ben duydum işte!”
Gençken, dedi çok roman okumayı severdim. Tanrı biliyor, pazarları bir köşeye çekilip tüm kalbimle Miss Jenny'nin* mutluluğunu ya da talihsizliğini paylaştığımda ne kadar mutlu olurdum. Bu tür kitapların benim için daha başka çekicilikleri olduğunu da inkâr etmiyorum. Ancak artık kitap okumak için çok ender zaman bulduğumdan okuyacağı kitabın zevkime hitap etmesi gerekir. Ve en sevdiğim yazar da, içinde kendi dünyamı bulduğum, kendisi de benim yaşadıklarımı benzer şeyler yaşayan, anlattığı hikayesi ise cennet olmasa da bütününe bakıldığında ve sonsuz mutluluk kaynağı olan, benim günlük yaşamım gibi ilginç ve samimi olandır.
*: Fransız yazar Marie-Jeanne Riccoboni'nin (1714-1792) Miss Jenny Glanville'nin Biyografisi (Historie de Miss Jenny Glanville) (1764) başlıklı eseri kastedilmektedir. (ç.n.)