İçinde birden fazla güçlü hikâye barındıran, 533 sayfalık Nazan Bekiroğlu’nun efsanevi romanı. Okurken bitirmeye kıyamadım öyle bir şaheser. Kesinlikle okunur. 10/10 puan.
Dikenler ve Güller Sarayı
Y-Sarah J. maas
Dex yayınları
Fantastik
Tek karakter anlatımı
Yaş sınırı yok
533 sayfa
Puanım 9
1- Dikenler ve Güller Sarayı
2- Sis ve Öfke Sarayı
3- Kanatlar ve Küller Sarayı
3,5- Buz ve Yıldızışığı Sarayı(novella)
4- Gümüş Alevler Sarayı
Feyre üç kardeş arasında 19 yaşında olan evin en küçük kızıdır. Perilerle ilgili korkunç hikayeler dinleyip onlardan n*fret ederek büyümüştür.
Annesi ö*lüm döşeğindeyken ablalarına göz kulak olacağına dair söz verttiği için dağda avlanmaktan tutunda odun kesip yemek yapmaya kadar her iş ondadır ablaları da asalak gibi hiçbir şey yapmadan duruyorlar.
(Okurken bu kısımlar baya sinir bozucu geldi).
Birgün ormanda avlanırken bir kurt görür, kurdun şekil değiştiren bir peri olup olmadığını anlamaz ama yine de onu vurur. Aradan iki gün geçmiştir ki evine güçlü bir kurt Tamlin gelir ve cana karşılık can diyerek Feyre'yi periler diyarına götürür.
Kurt kıza kötü davranmak şöyle dursun Feyre'nin mutlu olması için elinden geleni yapar.
Herşeye rağmen Bahar Sarayı Lordu Tamlin'in sakladığı sırları vardır.
Veee birde Feyre'nin hayatına bodoslama giren Rhysand var ki ne yapmaya çalıştığını anlamak çok zor olsa da ona hiç kızamıyorsunuz.
*Kitaptaki gizem unsurlarını sevdim. Hikayenin evreni çok güzel anlatılmıştı.
Okurken aldığım notlar;
Bir kısım balkan harbi geri kalan bölümlerde Birinci Dünya Savaşını konu alan ,Rusların özellikle Trabzon Erzurum Kars gibi yöreleri işgali döneminde yaşanmış çok güzel bir hikayeden ibaret NAR AĞACI .
Merakla okuyacak bir hikayeyle birlikte gerek Balkan harbi dönemi gerekse Birinci Dünya Savaşı döneminde Yaşananları bir miktar TÜRKÇÜ MİLLİ duygularla yazılmış olsa da bilgi edineceğiz bir eser .
NAR AĞACI 533 SAYFA’dan oluşmakta, Yüz yıl önce yaşanmış bir hayatı yaşamı ya da hikayeyi yüzyıl sonra merak eden TORUN rolünde bir kadın , Kadının KURGUSAL biçimde 100 yıl öncesine gidişini İran ,Batum ,Tiflis ,Trabzon ve nihayetinde İstanbul’da yaşayan dedesi SETTARHAN’ın hayatını öğrenmeyi istemesiyle şekillenir.
Hikayede özellikle SETTARHAN, AZAM ve PİRUZ’un hikayesi sizi sürekleyecek merakla keyifle okuyacağınız düşünüyorum .
️ Belê bê gûman têkîlî û hevaltî ya mirovê xwende teybete , ev tê wê wate go xwendin lê xwendine ka pir û gelek teybetîyek dide mirov , ji ber we HER ROJ BÎST RÛPEL XWENDiN
( 533 Sy. P; 7,5 )
İpek Çalışlar in ince eleyip sık dokuyarak oluşturduğu bu eser yakın tarihimize sadece Gazi Paşa ve Latife Hanımefendi arasındaki ilişkiyi değil, Cumhuriyet öncesi ve milli mücadele dönemine de ışık tutmaktadır. benim bu Latife Hanım tan aldığım tek bir cümle var; birbirini seven iki insanın ne olursa olsun ayrılmaması gerektiğidir. Nihayetinde ölümün ayırabileceği bir ilişkiyi acele edip beşeriyetle veda etmemek elzemdir.
“Yas budur zaten! Seni daha iyi hissettirebilecek tek kişi artık yoktur. Bu yüzden o kadar canını yakar ya.”
Sayfa 352 - kitabı en iyi anlatan alıntı

“Sen benim için en güzel olan her şeysin, Sloane. Kalbinde ya da teninde ne kadar yara olduğu umurumda değil.”
Sayfa 214
10 puan
Büyülendim. Tek kelimeyle büyülendim. Bu incelemeyi yazmak için birkaç gün bekledim ama yine de kelimeleri bir araya getirirken bin kere düşünüyorum. TikTokta abartı tepki verdiklerini düşünmüştüm ama asla değilmiş. Benim tek farkım ağlamamak oldu dkdkdkdk
Bir arkadaşım dram ile ilgili, “i̇çinde yüzdürüp seni ajitasyonda boğmadan ama olayın ağırlığını yüzüne çarparak yazar dramı veriyor.” demişti en güzel böyle özetlenebilir.
Yazarın duyguları bize veriş şekli.. kitabı yazarken kullandığı dil.. dramı bu kadar güzel yazması.. karakterlerin çok gerçek oluşu.. karakterlerin acılarının ve travmalarının saçma sapan yazılmaması sağlam bir temele oturtulması.. karakter gelişimleri.. ben bunu daha 748475885 saat yazarım o kadar fazla güzellik sundu bize kitap.
Ve gerçekten kitaptaki HER karakterin karakter gelişimini okuduk biz.
Sadece tek bir kısım vardı o da Kellan’ın int***** etmeden önce -spoiler değil- Tate’e attığı ses kaydında söylediği şey. Çoğu kitapta ya da film/dizide olan bir şey klişe gelebilecek tek yer de bu kitaptaki. Olumsuz sayılırsa (bence asla değil) tek diyeceğim bu.
Her karakterin bir travması var ve her karakter gerçek insanların başa çıktığı/çıktığını sandığı/çıkamadığı gibi yaşıyor travmanın getirdiği durumu. Çok gerçek kelimesini kullandım biliyorum ama bu kitap öyle bir kitap. Hayal dünyasında değilsin bu kitabı okurken sen varsın, ben varım, biz varız bu kitapta. Başa çıkabildiklerimiz ve çıkamadıklarımız var. Ne diyebilirim ki daha
Ahh! Ne güzel kitaptın sen Nar Ağacı... Seni o kadar çok sevdim ki ne söylesem yetersiz kalacak, kelimeler hissettiklerimi anlatmaya yetmeyecek. Oğuz Atay'ın da dediği gibi "Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor."
Yazmazsam da bu hikaye sanki benim için hiç bitmeyecek, ben bu hikâyeden sessiz sedasız çıkıp gidemeyeceğim. Kitap bitti ama bende bıraktığı his ayrılık acısı... Sevdiğin birinden ayrılırsın ve o eksiklik içini acıtır ya hani öyle işte... Okurunu bu derece içine çeken etkileyici bir romandı Nar Ağacı. Yazar kendisi de öyle çok sevmiş ki bu kitabı, o da ayrılmakta güçlük çekmiş, vedayı geciktirmek için her şey açıklığa kavuşmuş olsa da, kitabın sonuna Son-Ra diye bir bölüm eklemiş...
"Ve bu ısrarım, bir romandan ayrılmanın acısına
dayanamadığımdandır." s:533
O bölümü yazma sebebini ise bu cümle ile açıklamış.
Nar Ağacı, anlatıcının kendi köklerinin nereye, hangi olaya dayandığını merak etmesiyle başlıyor. İranlı dedesinin ve Trabzonlu anneannesinin yolları acaba nasıl kesişti de biraraya geldiler, evlendiler ve Trabzon'da yaşamaya başladılar, dedesini İran'dan Trabzon'a hangi rüzgar atmış da gelmiş sorularına cevap arıyor. Settarhan dedesinin hikayesini merak ediyor ama dedesinden kalan sadece beş, altı fotoğraf birkaç parça eşya. Bir gün yazar fotoğraflara bakarken kendisini 1900'lü yılların başında Balkan Savaşları ve 1. Dünya Savaşı yıllarının Trabzon'unda buluyor. Şehir aynı şehirdir ama bir bakıma farklıdır da. Anneannesi Zehra'nın gençlik yaşlarına görünmeyen gözlemci oluyor. Ardından bir başka fotoğrafa bakıyor bu defa dedesi Settarhan'ın gençliği ile birlikte Taht-ı Süleyman, Tebriz, Batum, Bakü'yü görüyor. Kitapta hep bir yolculuk var, hem zamanda hem mekanda...
Zehra ve Settarhan... Birini savaş, birini kırık bir kalp yola çıkarmıştır. Bir