Iustinianus 15 Kasım 530'da, Deo auctore [Tanrı'nın inayetiyle] başlıklı bir emirnameyle daha kapsamlı ikinci bir derlemenin hazırlanması için emir verir ve quaestor savri palatii [imparatorluk emirnamelerini hazırlayan görevli] Tribonianus'u eski dönemlerin prudens'lerinin yazılarının derlenmesi için bir iurisconsultus komisyonu oluşturmakla görevlendirir. Kırk kadar hukuk danışmanının 1600'den fazla kitabı incelenir, yürürlükteki hukukun yorumlanması ve uygulanması açısından faydalı sayılan metinler elde edilir: Digesta'nın en öne çıkan yazarı Ulpianus'tur.
Komisyonun vazifesi, kadim metinleri elden geçirip düzeltmek, çelişkili kısımları ortadan kaldırmak, artık geçerli olmayan kurumları feshetmek veya yeniden adlandırmaktır: metinler, yürürlükteki hukuka uygun hale gelecek şekilde adapte edilir. Hukuk danışmanlarının bu derlemesi Digesta veya Pandektai adı altında 16 Aralık 533'te Constitutio Tanta yoluyla yayınlanır ve yürürlüğe girer. Digesta, komisyon tarafından Romalı prudens'lerin metinlerinden alınmış bölümleri alt başlıklar halinde içeren 50 kitaptan oluşur.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
MS 527'de İustinianos'un Konstantinopolis'teki (bugünkü İstanbul) uzun imparatorluk dönemi başladı. Pagan düşünce özgürlüğünün son kalıntılarını da ortadan kaldırmaya kararlı olan İustinianos, M Ö 347'de Platon tarafından kurulan Atina Akademisi'ni kapattı;
Roma Hukuku'nu düzene soktu ve gözden geçirdi. MS 533'te zinacılara verilecek cezalan belirleyen Lex Julio'yu da değiştirerek eşcinsel eylemlere idam cezası getirdi. O dönemde hiç eksik olmayan açlık, deprem ve salgın hastalıklardan dine küfür ve eşcinsellik sorumlu tutuldu.
“Konstantinopolis, en aktif büyük fay hatlarından birisi olan Anadolu tektonik fay hattının kuzeyinde yer alır. Bu yüzden burada en azından beraberinde gelen bir tsunamiyle birlikte depremler yaşanıyordu. Hâlâ da yaşanmaktadır. İncelemeye tabi tuttuğumuz dönemde Konstantinopolis’te 400, 402, 417, 437, 447, 450, 477, 487, 525 ve 526, 533, 542 ve 443 ve muhtemelen 546, 548, 554, 557, 580, 583 ve 611 yıllarında, çağdaş kaynaklarımız gözden kaybolmadan önce depremler kaydedililmiştir.”
İbn Bacce (ö. 533/1139) Endülüs'te felsefeyi kurmuş, İbn Tufeyl (ö. 581/1185) Sühreverdî'nin Doğu İslam dünyasında yaptığı yöntem tartışmalarını aynı tarihlerde Endülüs'te yapmış ve her iki filozof da felsefi bilginin insan için değerini tartışmıştır.Önceleri Fârâbî ve İbn Sînâ felsefesinin etkisinde düşünen İbn Rüşd (ö. 595/1198) ilerleyen yaşlarında iki filozofun felsefelerinin, felsefenin aslî hâlinden bir sapma olduğunu iddia ederek saf Aristotelesçiliği yeniden canlandırmak amacıyla Aristoteles külliyatını şerh etmiştir. İbn Rüşd, İslam öncesi dönemin büyük şârihi İskender Afrodisi'yi (ö. III. yüzyılın ilk yarısı) dahi gölgede bırakarak "büyük şârih" unvanına layık görülmüştür.
2011'den bu yana, Suriye rejiminin hapishanelerinde tam 533 Filistinli mülteci, işkence sonucu öldürülmüştü. Hepsi de belgelenen, fotoğraflanan ve resmi kaynaklar tarafından da doğrulanan bu ölümler, coğrafyamızdaki tek zulüm odağının İsrail olmadığını gözler önüne seriyordu. Üstelik şu anda 1682 Filistinli mültecinin Suriye'de tutuklu bulunduğu, bunlardan 106'sının kadın ve kız çocuğu olduğu da tespit edilmişti...