"Necip Fazıl'a katılmadığım bir düşüncesi!"
"Bir masumu haksız yere suçlamaktansa, on suçluyu cezasız bırakmayı tercih eden sözde medenî hukuk ölçüsüne karşılık, bütün milleti ölüme sürükleyici tehlike ânında gerekirse 1 suçlu yanında 10 masuma kıyacak kadar sert kanun..." ​ "1970 ile 1980 yılları arasındaki o büyük kargaşa ikliminde söylenmiş bir sözdü bu: 12 Eylül darbesi, suçluyu cezalandırma iddiasıyla gelirken, ne yazık ki kurunun yanında yaşın da yanmasına sebep olmuş, masumların hayatını da acımasızca yakmıştır." Bu çelişkili veya sert durum, İslam hukukunda (Fıkıh) çok net ve üzerinde ittifak edilmiş kurallarla cevaplanmıştır. ​Doğrudan söylemek gerekirse: Metinde savunulan "1 suçlu için 10 masumun feda edilmesi" anlayışı İslam hukuk felsefesine (makâsidü'ş-şerîa) kesinlikle uygun değildir. İslam dini, olağanüstü durumlarda veya devletin bekası gerekçesiyle bile olsa masum insanların kasten feda edilmesini kabul etmez. ​İslam hukukunun bu konudaki temel yaklaşımlarını şu başlıklarla özetleyebiliriz: ​1. Masumiyet Karinesi ve "Şüphe" İlkesi ​Metnin ilk kısmında "sözde medenî hukuk ölçüsü" diye küçümsenen kural, aslında İslam hukukunun en temel sütunlarından biridir. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bu konuda çok net bir hadisi vardır: ​"Ceza vermektense affetmekte (hata etmek), hata ile ceza vermekten daha hayırlıdır. Şüphelerle cezaları düşürün." (Tirmizî, Hudûd, 2) ​İslam hukukçuları bu hadisten yola çıkarak "Beraat-i zimmet asıldır" (Aksi ispatlanana kadar herkes masumdur) ilkesini geliştirmişlerdir. Yani İslam, 10 suçlunun cezasız kalmasını, 1 masumun haksız yere cezalandırılmasına her zaman tercih eder. ​2. Suçun Şahsiliği İlkesi ​Metindeki "1 suçlu yanında 10 masuma kıymak" ifadesi, İslam'ın en katı olduğu "Suçun Şahsiliği" ilkesini tamamen çiğner. Kur'an-ı Kerim'de defalarca şu ayet
6 Şubat 1974’te böyle büyük iddialarla kurulan CHP-MSP koalisyon hükümetinin ömrü sadece 7 ay sürdü ve 18 Eylül 1974’te Başbakan Ecevit istifa etti. Bu kısa ömürlü koalisyon hükümeti doğal olarak icracı bir hükümet olamadı, ancak bu dönemde yaşanan iki gelişme Türkiye siyaseti üzerinde gelecek yıllara da yayılacak derin etkilerde bulunacaktı. Bunlardan ilki çıkarılan af yasası, ikincisi de Kıbrıs harekâtıydı. Af yasası ile birlikte 12 Mart’ta cezaevine giren solcular dışarı çıkacak, bu da 12 Eylül’e kadar devam edecek yeni bir sol yükselişi beraberinde getirecekti. Harekâtla birlikte ise Kıbrıs sorunu yeni bir boyut kazanacak ve kronikleşerek günümüze kadar gelecekti.
Koalisyonun dağılmasında en önemli etkenlerden birisi 12 Mart sonrası içeri giren solcuların af yasasından yararlanarak dışarı çıkmasıydı çünkü MSP bunu istemiyordu.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yazmasının Bulunuşu DLT yazmasmın bulunuşu ve ilk neşri Kilisli Rıfat tarafından ayrıntılı olarak yazılmıştır. Yeni Sabah gazetesinin 30 Eylül 1945 ve 4, 7, 11, 14, 18 Ekim 1945 tarihli nüshalarında tefrika edilen "Bildiklerim!" başlıklı yazı, Türk Kültürü dergisinin 88. sayısında (Şubat 1970, s. 253-270), Şakir Ülkütaşır'm "Büyük Türk Dilcisi Kâşgarlı Mahmut" (1972; 56-82) ve Muhtar Tevfikoğlu'nun "Ali Emîrî Efendi" (1989: 173-195) adlı eserlerinde tam metin olarak mevcuttur. Hiç değiştirilmeksizin, hikâye türüne örnek gösterilebilecek bu yazıya göre DLT'nin bulunuşu ve ilk neşri kısaca şöyledir: Eski Maliye Nazırlarından Ahmed Nazif Paşa 1905 yılında vefat etmiştir. Ölümünden bir süre önce hısımlarından bir kadına el yazmasını vermiş ve "Bak, sana bir kitap veriyorum. İyi sakla! Sıkıldığın zaman kitapçılara götür. Altın para otuz lira eder, aşağıya verme!" demiştir. 1912 yılında kadın sıkıntıya düşmüş ve kitabı satılmak üzere Sahaflar Çarşısı'ndaki kitapçılardan Burhan Bey'e bırakmıştır. Burhan Bey yazmayı önce Maarif Nazırı Emrullah Efendi'ye götürmüş, onun görevlendirdiği encümen inceleme için bir hafta süre istemiş, süre sonunda ancak on lira teklif ettikleri için Burhan Bey yazmayı nazırlığa satmamıştır. Adeti üzre sahaflara uğrayan Ali Emirî, Burhan Bey'in dükkânında yazmayı görmüş ve Kâtip Çelebi'deki kayıttan da bildiği eseri hemen tanımıştır. O sırada oradan geçmekte olan dostu Faik Reşad'dan da borç alarak Burhan Bey'in istediği 33 lirayı vermiş ve yazmayı satın almıştır. Divanyolu'ndaki Diyarbekir Kıraathanesinde, içlerinde Kilisli Rıfat'ın da bulunduğu dostlarına büyük bir iftiharla DLT'yi keşfettiğini anlatan Emirî Efendi, "Bu kitap değil, Türkistan ülkesidir. **Türkistan değil, bütün cihandır. Türklük, Türk dili bu kitap sayesinde başka
Türk Dil Kurumu Yayınları: Birinci Baskı Ankara, 2014 Nisan /Hazırlayanlar, Ahmet B. ERCİLASUN - Ziyat AKKOYUNLU·Kitabı okudu
Etimoloji
Türkiye'nin Korku İmparatorluğu döneminde ya da daha teknik bir ifadeyle Türkiye'nin Üçüncü Askeri İdare Dönemi olarak anılan 12 Eylül 1980-12 Aralık 1983 tarihleri arasındaki dönemde, 1 milyon 683 bin kişi fişlenecek; 650 bin kişi gözaltına alınacak; açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargıla-nacak; 7 bin kişi idam istemiyle yargılanacak; 517 kişiye idam cezası verilecek; 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılanacak; 388 bin kişiye pasaport verilmeyecek; 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarılacak ve yaklaşık 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gidecektir.
Alıntı
Deniz Gezmiş'in Tutuklanmaları ve yattığı Cezaevleri:
1 — 31 Ağustos 1966 çarşamba: Gözaltı. Aynı gün serbest. 2 — 19 Ocak 1967 perşembe: Gözaltı. Aynı gün serbest. 3 — 22 Kasım 1967 çarşamba: Gözaltı. Aynı gün serbest. 4 — 9 Mart 1968 cumartesi: Tutuklanma. Sultanahmet Cezaevi. 2 Mayıs 1968 perşembe günü serbest. 5 — 30 Temmuz 1968 salı: Tutuklanma. Sultanahmet Cezaevi. 21 Eylül 1968 cumartesi günü serbest. 6 — 1 Kasım 1968 cuma: Gözaltı. Aynı gün serbest. 7 — 28 Kasım 1968 perşembe: Tutuklanma. Sultanahmet Cezaevi. 17 Aralık 1968 günü serbest. 8 — 2 Ocak 1969 perşembe: Tutuklanma. Sultanahmet Cezaevi. 26 Ocak 1969 pazar günü Sağmalcılar Cezaevi’ne nakil. 22 Şubat cumartesi günü serbest. 9 — 19 Mart 1969 çarşamba: Tutuklanma. Sağmalcılar Cezaevi. 3 Nisan 1969 perşembe günü serbest. 10 — 23 Eylül 1969 salı: Tutuklanma. Sağmalcılar Cezaevi. 25 Kasım 1969 salı günü serbest. 11 — 20 Aralık 1969 cumartesi: Tutuklanma. Sağmalcılar Cezaevi: Daha sonra Bursa Cezaevi’ne nakledilir. 18 Eylül 1970 cuma günü serbest. 12 — 17 Mart 1971 çarşamba: Yakalanma. Ankara Merkez Cezaevi. 15 Nisan 1971 perşembe günü Kayseri Cezaevine nakledilir. 21 Mayıs 1971 cuma günü Ankara’ya geri getirilir. Mamak 1 nolu Askeri Cezaevi’ne koyarlar.
Sayfa 249 - Belge Yayınları·Kitabı okudu
ATSIZ'DA DİL VE EDEBİYAT Dil: Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu olan ve bitirme tezini, Osmanlı döneminde sade Türkçe akımının öncülerinden Edirneli Nazmi'nin Dîvân-ı Türkî-i Basît'i üzerinde yapan Atsız'ın dil konusundan uzak kalmayacağı ve bu konuya sık sık temas edeceği açıktır. Onun, Türkçe konusundaki düşüncelerine geçmeden önce dilin gelişmesi ve canlılığı üzerindeki genel bir değerlendirmesini almak yerinde olacaktır: "İnsan zekâsının gelişmesi ölçüsünde de madde ve manadaki her kavram için kelimeler bulunmuş, zamanla kelimelerden başka kelimeler türemiş, bazı kelimeler anlamını değiştirmiş, bazıları unutulmuş veya bırakılmış, yerine yenileri alınmış veya bulunmuştur." (Ötüken 61, Ocak 1969:3). Atsız'ın dille ilgili düşüncelerini ilk olarak Atsız Mecmua'nun 12. sayısında görürüz. “Aynı tarihî yanlışlığa düşüyoruz” başlıklı bu yazıda Atsız, Batı dillerinden giren kelimelere karşı tedbir alınmadığından şikâyetçidir. Vaktiyle Manihaizm'e, Budizm'e, İslamiyet'e girerken yaptığımız hataları bugün de yaptığımızı belirten H. Nihâl şöyle diyor: "Bugün yeni bir medeniyete girerken dilimize yabancı sözler girmesinin ne büyük bir tehlike olduğunu birçok kimseler haykırdı. Bundan başka bugün önümüzde, mazide yaptığımız yanlışlığın misali bütün belâgatiyle duruyor. Fakat bunlara rağmen yabancı kelimeler bugün dilimize yabancı bir ordu hâlinde giriyor. Buna da en büyük sebep münevverler ve gazeteler oluyor. Bugün dünden değişmiş hiçbir şey yoktur. Dün bol bol Arapça, Acemce giriyordu. Bugün de bol bol Fransızca İngilizce giriyor." (Atsız Mecmua 12, 15 Nisan 1932: 291). Azınlık dilinin etkisiyle yaygınlaşan “kol düğmeler, yaka iğneler, Dere Sokak, Turing Kulüp" gibi "bozuk şiveler"i de Atsız şiddetle eleştirmekte ve bir "dil zabıtası"na ihtiyaç bulunduğunu belirtmektedir.