Silent

Silent
@733678_

Silent

, bir kitap okudu
Puan vermedi·320 syf.··
2020 8. kitabı
Oscar Wilde
8.2/10 · 99,2bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·252 syf.··
2020 7. kitabı
Üç farklı Ankara, üç farklı adam ve bir kadın, Selma'nın romanı. Selma'nın gözünden Ankara'nın romanı. İlk bölümde Milli Mücadele Dönemi'nde Ankara'nın havasını solurken geri planında da kocasının korkakça tavırlarına dayanamayan Selma'nın bir mebusun evinde tanıştıkları Binbaşı Hakkı beyle olan yakınlaşmalarına şahit oluruz. Hakkı bey, düşmana göğsünü siper etmiş, Avrupalı denildi mi mangalda kül bırakmayan vatansever bir subay. İkinci bölümde Hakkı ve Selma'nın evlilikleri üzerinden savaş sonrası Ankara'ya bakıyoruz. Kör oluyor gözlerimiz. İnkılap diye kökleri kesilmiş, onca su ve gübreye rağmen yaprakları dökülen bir çiçeğe benziyor Ankara. O düşmana dimdik duran Hakkı Bey şimdi balolarda, kadınlara en Avrupalı olduğunu kanıtlayabilmek adına bir revaranslar bir eğilip bükülmeler... Selma'nın midesi bulandıkça bulanıyor. Hürriyet diye yutturulan kadının açılıp saçılıp bir beyin tangoya kaldırmasını beklemesi miydi? Batıyı çökerten ne varsa almaya çalışmıştık, olmamıştı da, iğreti durmuştu. Balolardan sonra sanki herkes maskesini çıkartıp eskiye dönecekmiş gibiydi ama dönmeye kimsenin niyeti yoktu da, Selma'nın tanıdığı bir kişi hariç: Neşet Sabit. Neşet Sabit genç muharrirdi. Balolarda birkaç kere Selma'nın yakınında oturmuş ve bulunduğu ortamının eleştirisini yaparken Selma'nın dikkatini çekmişti. Balolarda aradığı o huzuru Selma artık Neşet Sabit'in sözlerinde buluyordu. Bir gözüyle kocasının başka kadınlara şampanya ısmarladığını gördüğünde midesi eskisi kadar bulanmıyordu. Neşet Sabit kısa zamanda onun en yakın arkadaşı olmuştu. Olmuştu da öyle kalmamıştı elbet. Üçüncü bölüm Neşet Sabit ile evlenen Selma'nın, Yakup Kadri'nin hayalindeki Ankara'yı yaşamasını konu edinmiş. Üçüncü bölümü her ne kadar gülümseyerek okusak da içimizden bir ses hala ikinci
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20184,724 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2020 6. kitabı
Hayatım boyunca hiçbir eğitimciden bu kitabın adını duymamış olmak, esefle irkiliyorum. Gençlerin belki sıkılarak, yetişkinlerin ise geç kalmışlık hissiyle okuyacağı bir kitap. Disiplin kelimesinin kulağa nahoş bir soğukluk hissi verdiğini biliyorum. Peki disiplin yolunun sonu kır çiçekleriyle bezenmiş bir patika çıkarsa içimiz ısınmaz mı? Jules Payot bana önce çalışmanın temelinde yatan kavramı öğretti: süreklilik, kararlılık, devamlılık... İradeye ihtiyaç duygumuz an bu an. Bugün oldukça çalışıp yorulduktan sonra ertesi gün de masanın başına bizi itecek güce ihtiyaç duyduğumuzda irademizin terbiyesinden bahsedebiliriz. :)) Yoksa tutkularımızın elinde dağınık bir şekilde çalışmanın tembel işi olduğunu söylüyor ve böylece kır çiçekleriyle bezenmiş patikayı da anca hayalimizde görmüş oluyoruz. :)) Payot haklı, gerçekten çalışmaktan ziyade düzenli çalışma zor iş ama bu zorluğun, emeğin, çabanın da gerçek mutluluğa çıktığını biliyoruz, irademizi terbiyesizliği ölçüsünde acilen terbiye etmeliyiz. :)) Peki nasıl? Fizyolojik ve psikolojik argümanlarıyla ''İrade Terbiyesi'' bize bu konuda oldukça yardımcı olacaktır. Ben kendi payıma düşeni aldım, sıra siz de... İyi okumalar dilerim. Sahurda bol su içemeyi unutmayın. :))
İrade TerbiyesiJules Payot · Ediz Yayınevi · 201838,5bin okunma
10/10
·56 syf.··
2020 5. kitabı
Hello, kanalına abone olmamı, beğendiysem like atmayı unutmamayı söyleyip duran ilgi manyağı varlık, bir gün Madame de Prie gibi olmayacağına garanti verebiliyor musun? Bir sabah uyandığında üç milyon takipçisini kaybeden bir ''ınstagirl''ün güçlü kalacağına ikna edemiyorum kendimi çünkü her gün oranı buranı daha çok açarak topladığı linçleri bile keyifle okuduğuna eminim . Mesele biliyorsun ki daha çıplak olman değil. Kofluğunun üstünü örtmüş megalomanlığın ve senin anlamsız bakan gözlerinin etrafına sürdüğün boyalarla kendine yabancılığın. Bu boşluğun farkında olamayışın. İlgiden dolayı sarhoşluğun. Oysa bir rüzgara bakar, örtü açılır, gerçek ortaya çıkar, herkes yavaş yavaş gider ve sen yalnızlığın aydınlatıcılığında gerçek yüzünü gördüğünde fal taşı gibi açılır gözün, korkarsın ve kaçarsın kendinden. Öyle çok kaçmak istersin ve bir çıkış yolunun olmadığını anladığında ölüm kapısının tokmağına uzatırsın elini. Yo, hayır öyle değil basitçe olmamalı bu dersin, ön kamerasını açtığın telefondan başlarsın canlı yayına, belki gitmeden önce son like'leri toplamak için. . . 48 sayfalık öyküye dair bir şey yazmak istemiyorum ama aslında yazdığım da öykünün içeriğinden pek farklı sayılmaz.
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · İndigo Kitap · 201991,9bin okunma