I
İsa’nın güncesi, kitapta ismi bile belli olamayan –genelde hiçbir isim belli değildir, çeşitli lakaplar vardır- karakterin sonradan karısı tarafından İsa olarak adlandırdığı İsa’nın, işinden ayrılıp yeni işe başladığı ve yeni iş yerinde; “olay bir Çarşamba günü başladı” diyeceği ve aslında olmayan bir olayın Kafkaesk dünyasında başlar. İsa yeni iş yerinde dördüncü katta olan odasına götürülür. Oda da bir masa ve çelik bir kasa dışında başka bir şey yoktur. İsa’nın gözü çelik kasaya takılır zira İsa sonradan bu kasanın bir yasak elma olduğunu öğrenecektir.
“Önce şunu söyleyeyim, benim adım İsa değildir. Karım ilk kez, gene bu kapıya bir süre önce astığı bir kağıtta kullandı bu adı, benim için. Nedenini bilmiyorum, kendisine sormadığım için de öğrenemedim. Ama karım, ölmeye karar verdiği ya da öleceğini sandığı an, bana yazarken bu adı kullanmıştır hep. Hep değişim yanlış anlaşılmasın, üçüncüsü bu. Bundan önce, iki akşam daha bulmuştum böyle bir kağıt, eve girer girmez, aynı yerde. İlkinde biraz şaşırmıştım. İsa kim olabilir, diye düşünmüştüm. Ama o ilk kağıtta ölüm vedası açık seçik değildi; yanlış hatırlamıyorsam, kısaca, ‘İsa, beni unut!’ yazılı idi.” S. 75
II
İsa kasayı açar ve içinde yabancı dillerden yazılmış dört tane kâğıt bulur. Bu kâğıtları amirine veremeye giderken apokaliptik yönetimlerin saçma ve zora mahkûm eden keyfiliğin bürokratik distopyanın içinde bulur, kendisini. Zira sürekli yağmur yağan, her şeyin bir rüya içinde bir birine karıştığı izlenimi veren, özneleşme süreci öznenin elinde olamayan cehennem gibi bir ortam söz konusudur. İsa için bu aşamadan sonra hayatın her cephesinde mahkeme kurulur. Suçun değil, cezanın önemli olduğu, suçlunun değil yargının bizzat özne olduğu bir absürd durum ortaya çıkar. İsa, iş yerinde sorgulanır, karısının