Defne başarılı bir oyuncu olmak isteyen, bunun için çok çalışan bir üniversite öğrencisidir. Bir gün kardeşinin doğum gününe yetişmek için İstanbuldan Ankaraya gidecek olan trene yetişmek için acele davranır ama bazı aksilikler sebebiyle treni kaçırıyor ve otobüsle gitmek zorunda kalıyor. Otobüs yola çıktıktan sonra aniden duruyor ve Defne bir bakıyor otobüsün etrafını silahlı ve maskeli kişiler sarmış. Birden dışardan yükselen 17 Numarayı seçiyorum sesini duyar ve umursamamayı düşünür. Herkes gibi telaşlanırken oturduğu cama vurulur ve acı gerçekle yüzleşir 17 Numaralı koltuğun sahibi kendisidir. Kaçmaya ve araçtakilerden yardım istemeye çalışır ama kimse ona yardım eli uzatmaz ve Defne yaka paça otobüsten indirilir. Kendi canından endişe ederken aslında katiller tarafından çevrilen otobüsün katliam planıyla yaktıklarını ve içindeki insanların yandığını görür. Kaçmaya çalışırken bayıltılır ve uyandığında kendini 7 katille ıssız bir evde bulur. Ele başları Asır ona artık 8. katil olarak onu seçtiğini ve katliamlara onunda katılacağını söyler. Sonrasında olaylar kaçma kovalamaca olarak devam ediyor. Defne hem katil olmamak için hemde evde onu istemeyen diğer katillerin onu öldürmelerine engel olmaya çalışır.
~~~Yorumum~~~
Kitap çok heyecanlı başladı. İkinci kitapta biraz durağanlaştı. Üçüncü kitapta olayların gittiği yere çok şaşırdım. Hele üçüncü kitabın sonlarımda ağlamamak için kendimi zor tuttum. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. 2017 yılında yazılmasına rağmen çok başarılıydı.
~~~Uyarı~~~
Psikolojik sıkıntıları olan karakterler
Cinayetler ve katliamlar var hassas olanların okumamasını tavsiye ederim..!
Onun haricinde cinsel açıdan hiçbir olumsuz unsur bulunmamaktadır.
1. Karakter Arkı & Gelişimi (1.0 / 1.0)
Zezé, kitabın başında hayal dünyasında yaşayan, yaramazlıkları fırlamalık boyutunda olan saf bir çocukken; kitabın sonunda "acıyı keşfeden" ve çocukluğu elinden alınan bir yetişkine dönüşür. Bu dönüşüm ani değil, yediği dayaklar ve en nihayetinde yaşadığı büyük kayıpla ilmek ilmek işlenmiştir.
2. Duygusal Yoğunluk (1.0 / 1.0)
Edebiyat dünyasında okuyucuyu hüngür hüngür ağlatabilen ama bunu yaparken ucuz bir ajitasyona başvurmayan nadir kitaplardandır. Yazarın kendi çocukluğundan beslenmesi, duyguların çiğ ve gerçek olarak okuyucuya geçmesini sağlar.
3. Anlatım Dili & Akıcılık (0.9 / 1.0)
Bir yetişkinin, 5 yaşındaki bir çocuğun zihnini bu kadar organik taklit edebilmesi muazzam bir başarıdır. Ancak hafif puan kırma sebebim dönemsel sokak şarkılarının, günümüz okuyucu için bazen tempoyu hafifçe yavaşlatabilmesidir.
4. Sosyo-Ekonomik Eleştiri (1.0 / 1.0)
Kitap sadece bir çocuk hikayesi değildir; arka planda 20. yüzyıl Brezilya’sının banliyölerindeki sefaleti, işsizliği, Noel'de çocuklarına hediye alamayan babaların çaresizliğini ve yoksulluğun insanı nasıl hırçınlaştırdığını tokat gibi çarpar.
5. Sembolizm & Metaforlar (1.0 / 1.0)
Minguinho (şeker portakalı fidanı), Zezé’nin yalnızlığının ve anlaşılma arzusunun sembolüdür. Zezé büyüdükçe ve hayatı anladıkça Minguinho da büyür ve beyaz çiçekler açar. Bu, çocukluğun bitişinin kusursuz bir edebi metaforudur.
6. Pedagojik & Psikolojik Boyut (1.0 / 1.0)
Kitap, eğitimciler ve ebeveynler için adeta bir "tersine rehber" niteliğindedir. Şiddetin bir çocuğu nasıl "şeytanlaştırdığını" (aile bireylerinin ona sürekli 'şeytanın vaftiz oğlu' demesi) ve sevginin (Portuga'nın şefkati) ise aynı çocuğu nasıl iyileştirebileceğini psikolojik bir laboratuvar titizliğiyle gösterir.
7. Özgünlük &
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275bin okunma
Ekip uyuyan iblis Enmu’yu yener. Ancak ansızın üst seviye bir iblis ortaya çıkar ve onlara saldırır. Üst seviye olan bu iblis çok güçlüdür. Güzel bir seri. Okumanızı tavsiye ederim.
Dokunmadan: Hayatın Kıyısında Bir Vicdan Yolculuğu(Spoiler İçerir!)
Bazı kitaplar olay örgüsüyle, bazıları karakterleriyle, bazılarıysa diliyle hafızamızda yer eder. Yazarla tanışma kitabım olan “Dokunmadan” benim için üçüncü gruba giriyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda en çok kalan şey ne Adalet’in yolculuğu ne de romanın sürprizleri oldu; zihnimde en çok yer eden şey, yazarın kelimelerle kurduğu dünyaydı.
Kahramanımız Adalet, henüz yirmi dokuz yaşında olmasına rağmen ölüm döşeğinde karşımıza çıkıyor. Hastane odasında ölümü beklerken hayatını sorguluyor ve kendine çok temel bir soru soruyor: “İlk gerçek günahım neydi?” Bu soru onu çocukluğuna, vicdanının en karanlık köşelerine ve yıllardır taşıdığı suçluluk duygusuna götürüyor. Adalet’in en belirgin özelliği, hayatı boyunca yakasını bırakmayan suçluluk hissi. Yaptıkları için, yapmadıkları için, düşündükleri için hatta bazen yalnızca var olduğu için suçluluk duyuyor. Bu nedenle roman sadece bir geçmişe dönüş hikâyesi değil; aynı zamanda vicdanın insan hayatını nasıl şekillendirebildiğinin de hikâyesi.
Kitabın en etkileyici bölümlerinden biri hiç şüphesiz ölümle yüzleştiği ilk sayfalar. Adalet şöyle diyor:
“Ölecektim. Öyle yaşlanıp elden ayaktan kesilince değil üstelik, bugün yarın. Belki yeni bir mevsim göremeden, tek bir yeşil erik daha yiyemeden, kıymetli defterimin sonuna gelemeden… Her an kapımı çalmasından çekindiğim arsız bir misafiri bekler gibi hazır olacaktım ölüm hazretlerinin teşrifine. İçimden bir ses, ‘Buraya kadarmış Adalet,’ diye fısılyordu. Ürperiyordum.” (syf: 8)
Bu satırlarda beni etkileyen şey ölüm korkusundan çok, insanın yaşayamayacaklarını düşünmesi oldu. Yeni bir mevsim görememek… Bir daha erik yiyememek… Kıymetini çoğu zaman fark etmediğimiz sıradan güzelliklerin ölüm karşısında
Oxuduğum ilk "cizgi-roman" idi. Gözləntimin daha üstündə bir kitab oldu. Oxunması çox asand bir kitab idi. Şəxsən mənim kitabda ən sevdiyim obraz Max oldu. Ürəyi olmamasına rəğmən duyğularını yenidən qazanmaq istəməsi və hər kəsdən fərqli olması mükəmməl idi.June də eyni şəkil də o qəlbini, duyğularını aldırmamaq üçün sonuna qədər dirənməsi əla idi. Kitab 12+
10/8.5
:))
Gotik edebiyatın efendisi Edgar Allan Poe’nun insan zihninin en karanlık dehlizlerinde gezinen 4 sarsıcı öyküsünden oluşan nefis bir derlemeyle geldim. Kitap; suçluluk duygusunu, deliliği, ölüm korkusunu ve tekinsiz atmosferleri iliklerinize kadar hissettiriyor.
Kitaptaki her bir öykü ayrı bir psikolojik gerilim şaheseri olsa da, benim bu seçkide açık ara en sevdiğim ve beni en çok etkileyen öykü diri gömülme öyküsü oldu. Ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide, en büyük insani kabuslardan biri olan nefessiz kalma ve canlı canlı mezara konma korkusu o kadar klostrofobik ve çiğ bir gerçeklikle işlenmiş ki, okurken odadaki havanın tükendiğini hissediyorsunuz. Poe’nun insan psikolojisindeki o saf dehşeti yakalama becerisi bu öyküde zirveye ulaşıyor.
Kısa hacmine rağmen bıraktığı tortu çok büyük, insanı huzursuz eden ama elinden de bırakamadığı tam bir deha işi. Karanlık, gotik ve psikolojik derinliği olan öyküler sevenler bu 4 halkalık zinciri mutlaka okumalı.