MÖ 815'te Xianyunlerin Shanxi'de Zhoular tarafından yenilgiye uğratıldıkları anlatılmıştır. Bu tarihten sonra Xianyunlere bir daha rastlanmamaktadır ki sonraki tarihlerde bunlar Çin kaynaklarında Xiongnu olarak geçmeye başlayacaklardır. Nitekim SJ ile HS'daki Hun Bölümleri'nde Hunların atalarının anlatıldığı kısımda efsanevî imparatorlar Tang ve Yu'den önceki dönemlerde Çin'in kuzey sınırlarında yaşayan halklar arasında Xianyunlere (SJ'de 獫狁, HS'da 殮允) değinilmiştir. SJ'deki bir nota göre de Xianyun, Hunların Zhou dönemindeki adı olup bunlar Qin ve Han dönemlerinde Xiongnu adıyla bilinmişlerdir. SJ'de ise, Zhou hükümdarı Kral Xiang'ın 襄王 MÖ 635'te Dilerin yardımıyla devrilmesinden sonra Rongların ve Dilerin Çin'in orta bölgelerini istila ettikleri anlatılmış, bu vesileyle o dönemde kuzeyli yabancılar hakkında yazılan şiirlerin başlıkları verilmiştir. Bunların arasında Xianyunler hakkında onlar da vardır. HS'da ise bu olayların daha önceki tarihlerde yaşandığı anlatılmış ve Zhou hükümdarı Kral Yi 懿王 döneminde (MÖ 899-892/873) hanedan zayıfladığı için Ronglar ile Dilerin Çin'e çok sayıda akın yaptıkları belirtilmiş, ayrıca Xianyunlar hakkında yazılan bir şiir aktarılmıştır. Ardından onun torununun oğlu Kral Xuan 宣王 döneminde (MÖ 827-782) kral tarafından gönderilen Zhou ordularının kazandıkları zaferler üzerine Çinli şairlerin yazdıkları ve bir kısmı SJ'de de verilen şiirlerin başlıkları sunulmuştur.
Altay Halkları ve Erken Çin Etkileşimi, Hayrettin İhsan Erkoç·Kitabı okuyor
1000Kitap
Türk-Memlük devletindeki bir eserde yaratılış hikayesi
"İlk çağda yağmurdan hasıl olan seller Karadağcı denilen bir dağdaki mağaraya çamur sürükleyip getirdi ve bu çamurları insan kalıbına benzeyen yarıklara döktü. Su ile toprak bir müddet bu yarıklarda kaldı. Güneş Saratan burcunda idi ve sıcaklığı çok kuvvetli idi. Güneş, su ve toprak döküntülerini kızdırdı, pişirdi. Mezkûr mağara kadının karnı (batnı) vazifesini gördü. Su, toprak ve güneşin harareti (ates) unsurlarından ibaret olan bu yığın üzerinden dokuz ay mutedil rüzgâr esti. Böylece dört unsur birleşmiş oldu. Dokuz ay sonra bu yaratıktan insan şeklinde bir mahlûk çıktı. Bu insana Türk dilince 'Ay Atam' denildi ki 'ay baba' demektir. Bu 'Ay Atam' denen kişi sağlam havalı ve tatlı sulu yere indi. Kuvvet ve neşesi günden güne arttı, orada kırk yıl kaldı. Sonra seller bir daha aktı, yukarıda zikredildiği gibi mağaradaki yarıklara toprak doldurdu. Güneş Sünbüle yıldızında idi. Binaenaleyh bu toprağın pişmesi zamanı güneşin aşağı indiği devre tesadüf etti ve bundan dolayıdır ki bu topraktan yaratılan kişi dişi oldu. Bu dişi kişiye 'Ay-va' adı verildi ki 'ay yüzlü' demektir. Ay Atam ile Ay-va evlendiler. Bunlardan kırk çocuk dünyaya geldi. Yarısı erkek yarısı dişi idi. Bunlar birbiriyle evlendiler. Ana ve babaları öldükten sonra çıktıkları mağaraya gömüp ağzını altın kapı ile kapadılar ve kapının yanına çiçekler koydular." Ebûbekir bin Abdullah bin Aybek ed-Devâdârî, Mısır'daki Kıpçak Türk Devleti (Memlük) sultanlarından Muhammed bin Kalavun zamanında yaşamış Türk asıllı bir tarihçidir. Dureru't-Ticân ve Gureru Tevârîhi'l-Ezmân adlı tek ciltlik ve Kenzu'd-Durer ve Câmiu'l-Gurer adlı dokuz ciltlik iki dünya tarihi yazmıştır. Arap dilindeki bu eserlerin yazmaları İstanbul kütüphanelerinde bulunmaktadır Ebûbekir bin Abdullah, birbirini tamamlayan bu iki rivayeti Ulu Han
Ebûbekr bin Abdullah bin Aybek ed-Devâdârî, Kenzu'd-Durer·Kitabı okuyor
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
(...) İlk dört halife (632-661) İran'dan Mısır'a kadar Yakın-Doğu'yu fethetmişlerdi. Şam 635'te, Ku­düs, Antakya ve Basra ise, 638'de düştü. Fetihler hızlı bir ivme kazana­rak ardarda geldi: İran (637-650), Mısır (639-642). 66l'den 750'ye ka­dar Şam Emevileri, hilafet topraklarını doğuda Afganistan'a, batıda ise Kuzey Afrika ve İspanya'ya kadar genişletmeye devam ettiler. Berberile­rin bölgesel özerklik istemesini ustalıkla değerlendirenler, şiilik (özel­likle haricilik) kartını da kullanarak fethe karşı koymaya çalıştılar. 711'de müslüman ordusu, Afrika'ya (Afrika'nın kuzeyine) geçti ve batı­nın en ucuna (Mağrib el-Ahsa'ya), Cebel-i Tarık boğazına vardı. Sonra muhtemelen Ceuta'lı Bizans valisi ve yahudi yardımıyla, kent mer­kezleri sıkıştırıldı, Endülüs'ün (bilinen etimolojisi belki de Vondalicia) ve bugünkü İspanya ve Portekiz'i içine alan İberya Yarımadasının Vizi­gotlar krallığının fethi gerçekleştirildi. Toledo'nun başkenti düştükten sonra, Araplar Pireneler'e kadar mutlak bir hakimiyet kurdular. Özel­likle Charles Martel, onların Fransa'ya yaklaşmalarını Poitiers'de frenle­diği zaman (732) hızları dağlarda kesildi. 750'de Bağdat'lı Abbasiler ta­rafından tahttan indirilen son Emeviler, Endülüs'e sığınacaklardı. Muh­teşem Kurtuba (Cordobe) Halifeliği, 756'dan, "grup kralları"nın anarşi dönemine kadar (1031'den 1090'a) devam etti. Sonra İspanya'nın kuze­yindeki hristiyan devletler, kararlı bir yarma harekatı gerçekleştirip 1085'de Toledo'yu geri aldılar. Murabıt (1090-1145) ve Muvahhid ber­beri (1157-1223) hanedanlıkları tarafından arka arkaya işgal edilen İs­panya, müslümanlar tarafından yavaş yavaş boşaltılmaya başlandı. 1492'ye kadar Akdeniz kıyısı üzerinde dar bir toprak şeridi içinde Gra­nada Nasriler (Beni Ahmer) emirliği olarak kaldılar. 827'de Afrika'lı
177-178·Kitabı okudu
İleride üzerinde duracağımız gibi (bkz. Infra, 827 et seq.), Atatürk'ü önceleri “übermensch” olarak tanımlayan bu kültün ilerleyen yıllarda onu “tanrılaştırdığı,” ancak daha sonra "insanüstülük"e geri dönüş yaptığı vurgulanmalıdır.
[827] Üçüncü şekilden olan[burhân]a gelince, bitişik şartlının mukad- demi farzedildiğinde, o, yüklemli ile beraber doğru olur. Beraberce doğru olduklarında, telifin sonucu doğru olur. Mukaddem doğru olduğunda, te- lifin sonucu doğru olur, ancak mukaddem doğru olduğunda, onun tâlîsi de doğru olur. Şu sonuç çıkar: Bazen telifin sonucu doğru olduğu zaman, bitişik şartlının tâlîsi doğru olur. Ve o da aranılan şeydir.
Sayfa 430·Kitabı okudu
Sicilya Müslümanları
Akdeniz'in en büyük adası olan Sicilya 827'de Kuzey Afrikalı Ağlebi Hanedanı'nca ele geçirilmişti. Müslümanlar Palermo şehrini kendilerine merkez edinerek İtalya'da bir dizi akın düzenlemişlerdir.846'da Roma ve çevresi Müslümanlarca yagmalanmıştı. Dokuzuncu yüzyılın ortalarında Bari kenti İslam egemenliğine girmişti. Ağlebilerden sonra Sicilya evvela Fatımilerin ,sonrasında ise Kalbi Hanedanı'nın egemenliği altına girdi.
Sayfa 132
Tarih