83. Mutluluk
Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım.
Sayfa 495·Kitabı okudu
Bir Yazar Bir Kitap
KELİME DEFTERİ * Diğer yandan her yazarın belli kelimeler etrafında döndüğünü biliyordum. Öyle ki o kelimelerin bir araya getirilerek yorumlanması yazarın ilgilerini, ısrarlarını, meselelerini kısacası temel izleğini (personel mitini) ortaya çıkarabilirdi. Yazar o kelimelerden ibaret tek cümleye indirgenebilirdi. 13 * İşte benim Kelime Defteri’m: Aşk: Ezelden beri aşk olduğu için kelimelerin en başına yazıldı. Ezel Tanışıklığı: Aşkın tanımı. Bezm-i cânda Galib’in payına düşen kâle-i kâm. İhanet: Ezeli aşk üçgeni. Akıl ve Kalp: Aklıma yaslansam kalbim, kalbime yaslansam aklım yarı yolda bırakıyor. Acı: Kendimiz için çekersek bizi bencilleştirir. Kendi acımızda bütün evrenin acısını tecrübe edersek olgunlaşırız. Acıdan acıya fark var. Empati: İnsan olmanın ilk şartı. İnsan kendini başkasının, dahası kurdun kuşun, börtü böceğin, kırık dalın yerine koyabiliyorsa insandır. Hayvanlar: Sevmiyorsan da yaşama hakkına saygı göster. Yusuf’u yemeyen kurttan muhacir Masala, akıbeti meçhul karacalara. Yazdıklarımda hep varlar. İnsaniyet: Her türlü davanın üstünde. Ve ben artık insanlardan insaniyete sığmıyorum. Sahici: Düz cümleler kurmaya heves edişimin hem sonucu hem sebebi. Siyaset: Tek masumun acı çektiği yerde bütün geçerliğini yitirir. Savaş: Niye ki? Şefkat: Bütün duyguların üstünde duruyor, hâlâ. Zaman: Her şey her an yeniden yaşanıyor. An: Her şey anın içinde donmuş duruyor. Ölüm: Ölüm sonrasında bir hayat olduğundan, orada tekrar buluşup konuşacağımızdan kalemimin şu an elimde durduğundan emin olduğum kadar eminim. Kadim: Ne güzel kelime. Evrensel: Kadim ile birlikte. Perde: Bu perdenin arkasında ne var ki ömrünü onun önünde muztarib bir ruh gibi dolaşmakla geçiriyorsun? Hepimiz bu taraftayız. Arkada ne var? Gölge: Sen bana gölge ben sana gölge. Rabb’in nazarında sen gölge
TİMAŞ
Reklam
Bir Yazar Bir Kitap
BEN SÖZLERİ * Ben de bu dünyaya düşmüş biriyim. Kimi zaman şeytan dokunmuş düşünü hayra yoramayan Havva, kimi zaman af dileyerek kırk yıl gözyaşı döken Âdem gibiyim. 15 * Parmaklarımın ucunda yükselerek bir pencere aralığından, batan güneşi gördüğüm günden beri, gökyüzünün rengini, yeryüzünün derdini seçebilirim; ışıklı, bulutlu, denizliyim. 15 * Her ben dediğimde “Affola,” diyesim geliyor oysa. Ben desem bile bu bambaşka bir ben oluyor. Azaplardan azabennâr seçiyorum. Nâr üzeri dört elif, imlâları bozuyorum. 15 * Ben ki, hep özne oldum ömrümün cümlesinde, lâkin hiç eylem olamadım. 16 * “Hiç yara almam,” sanırken aldığı yaralardan tanınan biriyim ben. En şaşılacak yerde kurağa düşmesem adım çöl olmazdı. Kimi taş gemi oldum cam ırmakların üzerinde yüzmeye kalkıştım; kimi cam ırmak oldum taş gemilerin bağrımda yüzmesine alıştım. 16 * Bahtı da tahtı da müjdeleyen Hüma değildim. Turnaydım, gölgem vardı. Habbeyi kubbe eden, ha demeden hayran olan bir kalbin sahibiyim ben. 16 * Ukde düğüm. Benim hâlim düğüm düğüm. Kördüğüm. 17 * Gece geçtiğim yollara sabah olup da gündüz gözüyle baktığımda gördüm uçurumları. Cahilin cesareti. Şimdi sağa çektim bekliyorum. 17 * Hâlâ içimde dar günlerimin kırkıncı odası hâlâ yüreğimde çatlamayan sabır taşı. Hayret! Tufan kopmuş çoktan ama boğulan olmadı. Kocaman bir bulut geldi, üstümde durdu. Sesim geliyor, kendim görünmüyorum. 18 * Yalandır anlaşılmaz olduğum; kalbim açık, dersim açık, yazım açık. Ama kim bir hikâye kahramanına dönüştürüldüğünde kendisini zahmetsiz tanıyabilir? 18 * Bu gece çok ağlayacağım, bunu tarihler yazmayacak ama kâtipler yazacak. Tarihler yazmasın. Ben kendimin tanığıyım. Ama bana hangi lisanla sual edeceksiniz şimdi? 18 * Ben buraya bıçak sırtında yürüye yürüye, sehiv secdesinde bile yanıla yanıla, mahya
TİMAŞ
83-Mutluluk
Konu gururdur Orhan bey. Müzemde yalnız Türk milletine değil, dünyanın bütün milletlerine yaşadığımız hayat ile gururlanmayı öğretmek istiyorum. Gezdim, gördüm. Batılılar gururlanırken, dünyanın büyük çocuğunluğu utanç içerisinde yaşıyor. Oysa hayatımızdaki utanç verici şeyler bir müzede sergilenirlerse hemen gururlanılacak şeylere dönüşürler.
Harnâme, mizah edebiyatımızın ilk örneği ve şaheseri kabul edilen küçük bir mesnevidir. Ön sözde belirtildiği üzere eser, hikaye kahramanlarından "bilge eşek" vasıtasıyla sosyal eşitlik ilkesini savunur. Ve herkesin yaptığı işin değeri kadar servet ve rahata kavuşması gerektiği fikrini vurgulayan bir mesaj içerir. Şeyhî bunu yaparken sosyal hayatta var olmayı ve sosyal statüyü yaratılış ve kader olgusu ile ilişkilendirme yolunu tercih eder. Örneğin: (80-88) arası beyitlerin günümüz Türkçesi: 80. Mademki yük çekmekte biz sığırdan üstünüz; öyleyse boynuza neden layık olamadık? 82. Eğer aklında noksan yoksa anla! Bu işin aslına sebep şu: 83. Yaratıcı öküzü yarattığında, O rızık verici, onu rızık sebebi yaptı. 84. (Öküzler) gece gündüz arpa ve buğday ile uğraşırlar, onu otlayıp onu dişlerler. 85. Bunlar böyle bir mukaddes nimetin (ekmeğin)meydana gelmesine sebep oldukları için yaratıcı o şeref ve kıymeti bunlara verdi. 86. Başlarına devlet/mutluluk tacı konuldu; içlerine ve dışlarına et ve yağ kondu. 87. Bizim en önemli işimiz odun taşımaktır; içimizi yakan da o değersiz aşağılık şeydir. 88. Boynuz bir yana, gerçekte bize kulak ve kuyruk bile çoktur.
Sayfa 51·Kitabı okudu
“Şu ânın geçmiş zaman olmasını bekle. Ne denli mutluyduk anlayacaksın.” -Susan Sontag-
Reklam
Reklam