Herkese merhabalar efendim 🩷
Bugün size her kitap okuyucunun adını ezbere bildiği, yazarına ise büyük bir hayranlık duyduğu o kitabın yorumuyla geldim 🩷
O yüce Monte Cristo Kontu'nun yazarının bir diğer şaheseri olan “Siyah Lale” kitabını 3 yıldır kitaplığımda tuttuktan sonra artık okuma sırasının geldiğini düşünerek (ve (Instagram'da) ana sayfamda birkaç arkadaşımın paylaşımını gördükten sonra) okumaya başladım.
İlk olarak okumak için neden bu kadar geç kaldığımı bilemiyorum... İkinci olarak da belki de zamanı simdiydi 🩷
Yıllarca ilmek ilmek lale yetiştiren, “siyah bir lale üretebilen lale yetiştiricisine yüz bin florin verilecektir” ilanından sonra bu parayı kazanıp yoksullara dağıtmak isteyen fakat bu uğurda özgürlüğü dahil sahip olduğu her şeyin elinden avucundan alıkonulan Cornelis de Witt'in vaftiz oğlu olan doktor Cornelis Van Baerle'nin hikâyesi Siyah Lale...
Ve daha da fazlası...
Kendini suçsuz olduğuna ispatlayabilme gücü olmadığından bütün umutları tükenmişken, tam da o anda Cornelis Van Baerle'nin karşısına çıkan, zindancı gaddar babasına karşı yüreğinde saf iyilik bulunduran, güzel Frizli, Rosa Gryphus'un hikâyesi...
Ve aşkın, emeğin, gözyaşının, özgürlüğün, umudun, adaletin hikâyesi... Aynı zamanda hırsın, açgözlülüğün, intikamın, yalancılığın da hikâyesi...
Bundan daha fazlası sanırım spoiler olur...
Buram buram aşk ve emek kokan, sonuna kadar heyecanla sabredip kendini okutturan bir kitap olmuş. Bayıldım kelimesi duygularımı anlatmaya yetersiz kalır sanıyorum ki...
Yer yer Ahmet Mithat Efendi tarzı da hissetmedim değil; çünkü Ahmet Mithat Efendi de eserlerinde aralarda okuyucu ile konuşup, sohbet eder, bilgilendirir... Bu bakımdan Ahmet Mithat Efendi'nin Alexandre Dumas'yı çok fazla okuyup, kendine örnek aldığını düşünüyorum..