Kitap genelinden alıntılar
Atina Turizm ile ayakta durmaya çalışan mutsuz insanlar ülkesi . ... Ey ex-tebaa sizi kim bu hale getirdi? Mitleriniz, mitlerinizin savaştığı dinleriniz, dinlerinizin savaştığı felsefeniz, felsefenizin savaştığı demokrasiniz mi? ... Dönüşte aklıma Sparta savaşlarında Atinalıların Meloslulara söylediği şu söz düştü: "Düşmanlığınız bizlere, dostluğunuz kadar zarar veremez" Roma SPQR yazılarını spor diye okurken "senatus populusque romanus" yani Roma senatosu ve halkı demek olduğunu öğrenince ... ... Eskiden romalıların bugüne kıyasla çok daha az tanrıları vardı. Sayıları 200 civarındaydı ve çoğunu yunan'dan almışlardı. Tanrıların Kralı Zeus, Jüpiter adını almış. Deniz tanrısı Poseidon, Neptün; savaş Tanrısı Ares, Mars; Aşk Tanrısı Afrodit, Venüs olmuştu. Roma'nın hristiyanlığı, bizim gezegenleri şu isimleri vermemiz gibidir: lat, menat, dünya, uzza, ved, süva, yegus, yeuk. ... Tüm iyi şeyler, Roma'da tanrılaşarak ölür. ... Bu sayede kadın, gönüllü köle; İmparator halkını dinleyen zorba; Tüccar paradan para kazanan bir Harami olmuştur. ... Roma'yı kuran kardeşler Romulus ve Remus'u emziren kurdun sütü bozukmuş. ... Ilk kez Avrupa tek bir dinde birleşmiş: Hümanizm. İnsan uludur, insan uludur, Onun zekasından başka yoktur bir hakikat! Milano Espresso'ya biraz Su katsa amerikano olup daha içilebilir hale gelirdi. "Avrupa'nın sulandırılmış halini Amerika derler" diye düşündü. Paris Osmanlı'nın mükallid, garbzede entalejansiyası Fransızca dışında bir Avrupa dili bilmediğinden Hürriyet, müsavat, uhuvvet (Liberte, egalite, fraternite) hayalleriyle büyük çınarlar devirmişler. Flaubert'i Zola'yı Balzac'ı tanıdıkları kadar Hegel'i, Locke'u, Hobbes'u tanımamışlar. İngilizler düşman, Almanlar ise asker imiş gönüllerinde. ... Önce gavura, "gavur" demeyi yasaklayarak işe
Edebiyat
Tarık Suresi
7. Ama rastgele atılan her sudan değil şu nitelikteki atan sudan ki erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar. SULB, sulüb, saleb sâlib; başın arka dibinden kuyruk sokumuna kadar arka kemiğine denir ki omurga kemiği, amûdi fikarî ve bel kelimeleri ile ifade edilir. Dimağdan inen ve "nuha-ı şevki= omurilik" denilen ve sinir sisteminin ana hattı olan "korkar ilik" onun içinden iner. Beden şekillenme ve oluşumunun sertlik ve sağlamlık ekseni demek olan bir temel direğidir. TERÂİB de "teribe"nin çoğuludur. Göğüs kemiklerine denir ki "göğüs tahtası" tabir edilir. İki meme ile boyun halkası kemiklerinin aralığına veya göğsün sağ tarafından dört ve sol tarafından da dört kaburgaya veya iki el, iki ayak ve iki göze de denilir. Özellikle göğüste gerdanlık takılan yere denir. Demek ki sırttaki omurların karşılığı olarak göğüs kemiğinin sağ ve sol kaburgalara doğru dallanan her boğumu bir teribe olup hepsine birden terib ve teraib denilmiştir. Bu durumuda asıl terâib, göğüs tahtasının eksenini teşkil eden ve boyundan memeler arasına doğru inen kemikler olup etrafı itibarıyla sinenin gerdanlık takılan bölümüne ve hepsine denir. Nitekim İmriu'l-Kays'ın: "Beli ince, bembeyaz, göbekli değil, Sinesi ayna gibi parlaktır." beytinde ayna gibi cilalanmış diye nitelediği terâib, kemikler değil, sinenin kendisidir. Sulb ile terâib bedenin arkadan ve önden iki duvarını bel ve bağır gibi esaslı iki temel direğiyle ifade etmiş oluyor ki bunların arası üreme aygıtını kapsar. Şu halde "sulb ile terâib arası", bedenin bütün şekliyle ilgili olup ortasında bulunan üreme aygıtlarından kinâye olur. Aynı zamanda sulb erkeğe, terâib de kadına işaret olarak aralarının birleşmesinden kinâye olmak da sulbün erkek, sinenin kadın hakkında daha meşhur ve açık olması itibarıyla herkes
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
KİTABIN ÖZETİ
Sınırlılıklar Özellikle ahlakla ilgili konulardaki en büyük tehlike, çocuğa ondan istenen şeyin söyletilmesidir. Buna karşı kesin bir çözüm yoktur; ne soruları soran kişinin iyi niyeti ne de başka bir yerde vurguladığımız tedbir yöntemleri yeterlidir (8). Ahlak gelişimini çocuk oyunlarında oluşan kurallar ve ilişkiler sistemlerin inceleyerek belirlemeye çalışmış. Misket oyunu ve kuralları ve bu kuralların çocukların öğrenme, algılama ve değiştirme yöntemlerine bakıyor. Ben sadece senin icat ettiğin ve başka kimsenin bilmediği bir N (çocuğun adı) kuralı istiyorum. Yeni kural oluşturulduktan sonra, çocuğa yeni bir oyun başlatıp başlatmayacağını sorarsınız: “Arkadaşlarınla böyle oynaman sorun olur mu? Onlar bu şekilde oynamak ister mi (25)? Büyüyünce yeni kuralını bir sürü çocuğa söylediğini farz et, o zaman belki hepsi de o şekilde oynar ve herkes eski kuralları unutur. O zaman hangi kural en adil olan olur, herkesin bildiği seninki mi, yoksa herkesin unuttuğu eskisi mi (25)? Bu nokta açıklığa kavuşturulunca, şu iki soruyu sormak daha kolay olacaktır: 1) İnsanlar her zaman şimdiki gibi mi oynadılar: Baban küçükken bu şekilde mi oynamış, ve deden ve William Tell, Nuh ve Adem ile Havva’nın zamanındaki çocukların hepsi bana gösterdiğin şekilde mi, yoksa farklı mı oynamışlar? 2) Kuralların kökeni nedir: “Çocuklar tarafından mı icat edildiler yoksa genel olarak anne babalar ve yetişkinler tarafından mı belirlendiler (25) ? Aşamalar Çocuğun misketlerini kendi arzu ve motor alışkanlıklarına göre idare ettiği birinci aşama tamamen motor ve bireysel karakterdir. İkincisi, aşağıdaki nedenlerle benmerkezci olarak isimlendirilebilir. Bu aşama, çocuğun dışardan yasa olarak kabul edilmiş kuralların örneğini aldığı an, yani iki ila beş yaşları arasında başlar. Çocuklar birlikte
1944 senesinde Alman ordusundaki gönüllü Türk Birliklerinin sayısı 900 bine yükselmişti. Fakat Almanlar Türk gönüllü ordularının sayısını fazla göstermek istemiyorlardı. Türk gönüllülerini kıtalar halinde teşkilatlandırmışlar ve on bin kişilik olan bu taburların sayısı onun üzerindeydi. Türk birlikleri ilk Kırim'da; Kuzey Kafkasya'da, Stalingrad'da, Smolenks ve Leningrad muhasaralarının yapıldığı bölgelerde Ruslara karşı savaşa sokuldular. Başlangıçta subayların hepsi Almanlardı. Daha sonra Alman askeri okullarında staj görerek iyi derece ile mezun olan Türk asıllı subaylar da Türk Birliklerinin başına getirildiler. Türk asıllı subayların savaş usûllerinin yabana atılmayacak kadar başarılı olduğunu bir çok Alman kurmayından bizzat dinlemiş oldum. Hattâ Moskova'da Alman Askeri Ateşeliği yapmış ve Rusları, aynı zamanda Rus subaylığını çok iyi tanıyan general Heingendorf (Haygendorf) bana çok samimi olarak şunu söyledi. "Slav asıllı olan Ruslarda askerlik vasfı yok denebilir. Onlara askerliği hıristiyanlaşmış Tatarlarla hıristiyanlık taassubu ile biz Prusyalılar verdik. İkiyüz seneyi aşkın bir zamandan beri askeri eğitimden uzak tutulmuş ve subay olarak yetiştirilmemiş olan Türklerin çok kısa bir devre eğitim gördükten sonra bu kadar başarılı olduklarını hiç tahmin etmiyordum. Ruslar aptallık etmişler, eğer sizleri kendi askeri birlikleri içinde dağıtarak ordu birlikleri içinde azınlık durumuna düşürmeselerdi, sizleri ayrı tümenler, alaylar halinde kendinizden olan subayların kumandasında harbe sokmuş olsalardı, daha başarılı olurlardı. Hiç unutmam, 1934 senesinde Çinliler'e Ruslar sınır boylarında savaşmışlardı. O zaman Çinlilerin karşısına bir Türk tümeni çıkarmışlardı ve Tümenin kumandanı Nahçivanlı bir generaldi. O zaman Çin'de askeri ateşelik yapan Alman albayı
Bir Delinin Senfonik Dıkundurmaları -II-
-Aşk kanatlandırır, Dünyanın yükü kalkar insanın üzerinden.- -İnsan şekerciye girmiş çocuğa döner, içine aşk girince. İnsan kendini sönmüş balon gibi hisseder, içinden aşk çıkınca.- . -Aşk, Ki insan coğrafyasının en güçlü duygusu; Ya yıldırım çarpmışa, ya da üstünden tren geçmişe döndürür insanı.- İnsan bazen sevinçten deliye, bazen de üzüntüden ölüye döner.- (Aslında aşk bir ölüm halidir.- -Ne zaman ki aşk biter, İşte o zaman insan hayatta olduğunu hatırlar.- Ya da, -Aşk, sürekli bir susuzluk halidir.-) -Aşk, kalpte barınır kalpte gizlenir, ve sadece gönül gözüyle izlenir.- Dolayısıyla, -Aşkın dili gözcedir.- Ve -Kalbe dokunmanın yolu gözceden geçer.- Aşkın çiçeği, gözlerdeki nemde büyür. . Aç parantez (Aşk ve ölüm ikisi de kalpten vurur.- Gerçi insan, kırık kolla kırık bacakla yaşayamıyor ama, Kırık kalple yaşamayı (ki bütün kalp kırıkları insan yapımıdır.), Kırıla kırıla kırılmamayı, yıkıla yıkıla yıkılmamayı öğreniyor önünde sonunda.-)
Şiir
Bir Delinin Senfonik Dokundurmaları -II-
-Aşk kanatlandırır, Dünyanın yükü kalkar insanın üzerinden.- -İnsan şekerciye girmiş çocuğa döner, içine aşk girince. İnsan kendini sönmüş balon gibi hisseder, içinden aşk çıkınca.- . -Aşk, Ki insan coğrafyasının en güçlü duygusu; Ya yıldırım çarpmışa, ya da üstünden tren geçmişe döndürür insanı.- İnsan bazen sevinçten deliye, bazen de üzüntüden ölüye döner.- (Aslında aşk bir ölüm halidir.- -Ne zaman ki aşk biter, İşte o zaman insan hayatta olduğunu hatırlar.- Ya da, -Aşk, sürekli bir susuzluk halidir.-) -Aşk, kalpte barınır kalpte gizlenir, ve sadece gönül gözüyle izlenir.- Dolayısıyla, -Aşkın dili gözcedir.- Ve -Kalbe dokunmanın yolu gözceden geçer.- Aşkın çiçeği, gözlerdeki nemde büyür. . Aç parantez (Aşk ve ölüm ikisi de kalpten vurur.- Gerçi insan, kırık kolla kırık bacakla yaşayamıyor ama, Kırık kalple yaşamayı (ki bütün kalp kırıkları insan yapımıdır.), Kırıla kırıla kırılmamayı, yıkıla yıkıla yıkılmamayı öğreniyor önünde sonunda.-)
Şiir